Ana SayfaTürkiye26 yıldır sönmedi, sönmeyecek! Sivas Madımak Oteli'nde o gün ne oldu?

26 yıldır sönmedi, sönmeyecek! Sivas Madımak Oteli’nde o gün ne oldu?

Aydınlığın karanlığa, sevginin nefrete yenildiği bir günde kardeşliğin düşmanlığa dönüştüğü bir zamanın, acının günü 2 Temmuz. Temmuz ayının sıcağında cehennem ateşiyle kavrularak hayatını kaybedenlerin günü 2 Temmuz. 33 insanın, genç, çocuk, yaşlı demeden yakıldığı bir gün 2 Temmuz. Acıların üstüne türkülerin yazıldığı ağıtların yakıldığı bir gün.

Bir gün düşününki annelerin babaların ağladığı, çocukların annesiz babasız kaldığı bir gün, sıcak bir gün… Sazların çalmadığı, güllerin solduğu, aydınların yanıp kül olduğu bir yer Sivas… Yiğitlerin olduğu ancak emanete sahip çıkmayan yiğitlerin olduğu bir yer Sivas… Bir tutam ışığın kör karanlığa kurban dildiği yer Sivas…

Sivas şairlerin, ozanların, minik aydınların, usta sanatçıların son nefesini verdiği yer. Bir tutam ışığın kör bıçakla güneşten koparıldığı bir otel Madımak… Korkular kaldı, korkular arasında çocuklar ve gençler…

Önce döne döne semaha duranlar, sonra türküler, sonra şiirler tutuştu. Sivas tutuştu ardından Madımak tutuştu ve gün tutuştu… Dumanların arasında çığlıklar sessiz kaldı. Yaralı çığlıklarda vardı. Birisi yanan çakmak görünce artık elleri ayakları titreyen ve kardeşinin son nefesini kollarında verdiği Serdar Doğan, diğeri betonlar üzerinde çiçek yeşertmeye çalışan ruh haliyle Elif Dumanlı…

2 Temmuz 1993 Sivas Madımak faciasının bilinmeyenlerini konuştuk.

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta bulunan ve 33 aydına mezar olan Madımak otelinin yakılmasının tamamen planlı bir katliam olduğuna dikkat çeken Serdar Doğan, “Her şeyden önce bu bir olay, vaka, anlık bir tepki değil, planlı programlı bir katliamdır” dedi.

Olayların Aziz Nesin’in üstüne yıkılmasının yanlış olduğunu savunan Elif Dumanlı ise “Biz Sivas’a gelmeden önce hazırlıklar başlamıştı. Aziz Nesin gelmese de olaylar başlayacaktı” ifadelerini kullandı.

“Aydınlık günler isteyenlere, dileyenlere, umanlara yapılmış bir katliam”

33 aydına mezar olan Madımak otelinden sağ kurtulmayı başarabilen Elif Dumanlı o günün planlanmış bir katliam olduğuna vurgu yaparak “Biz Sivas’a gelmeden önce hazırlıklar başlamıştı. Aziz Nesin gelmese de olaylar başlayacaktı” dedi.

Otelde öldüğü zannedilen ancak morgda yaşadığı fark edilen Serdar Doğan ise yaşananların olaydan ibaret olmadığını vurgulayarak “Planlı, hazırlığı çok önceden yapılmış bir katliam. Sanatçı, kadın, çocuk katliamı. Aydınlık günler isteyenlere, dileyenlere, umanlara yapılmış bir katliam” açıklamalarında bulundu.

“Yanarken bile çok edepliydik”

33 aydının yaşamını yitirdiği 2 Temmuz günü olayların bir anda patlak verdiğini ve her şeyin Pir Sultan Abdal anmaları sırasında gerçekleştiğini ifade eden Serdar Doğan “Olayları başlatan herhangi bir durum söz konusu değil. Bizler öteki olduğumuz için o günü yaşadık” dedi.

Olayı şiddetlendiren durumun onların Alevilere olan bakış açısıyla ilgili olduğu iddiasını savunan Elif Dumanlı ise sözlerini şöyle sürdürdü: “Sessiz, sakin bize ayrılan yerlerde etkinliklerimizi yaparken onlar gelip sataşmaya çalışıyorlardı. Öncesinden alevlenmişlerdi. Alevilere olan bakış açısıydı onları alevlendiren. Bizim var olmamızdı onları öfkelendiren. Alevilik onların gözünde şeytanın varlığı gibi bir şeydi. Burada tartışılması gereken bizi algılayışları, bu algılayışı destekleyen sistem ve bizim tepkisizliğimiz. Biz hep birlikte yanarken bile çok edepliydik.”

“Madımak oteli 8 saat recmedildi”

Olayların tamamen düzmece olduğunu vurgulayan Serdar Doğan, faciaya sebep olan kişilerin 2 Temmuz’dan önce belediye, kamu kurumlarındaki yurt misafirhanelerine yerleştirildiğine dikkat çekti. Doğan sözlerine şunları ekledi: “Her şey düzmece. Çünkü ne katliam öncesi ne de sonrası görülmemiş bir olmayan mevcut. Biz bu taktiği Maraş katliamı sırasında kente gönderilen milli piyangocu taktiğinden biliyoruz. Faşizmin yöntemleri değişmiyor. Ne yazık ki biz önce görmekte sıkıntı yaşıyoruz.

Otelin önüne dökülen kaldırım taşlarının tamamen kurmaca bir düzen olduğunu dile getiren Doğan, “Kalacağımız otelin önüne kaldırım yenilenecek bahanesi ile tonlarca taş yıkılması inanılır gibi değil. Kentin hiçbir yerinde böyle bir çalışma yokken hem de. O taşlar ile Madımak oteli 8 saat recmedildi” cümlelerini kaydetti.

Elif Dumanlı ise halkın tahrik edilmediğini vurgulayarak, sözlerine ekledi: “Bu insanlar daha önceden oraya nakledildi. Biz daha Sivas’a gelmeden o katliamcılar oradaydı. Galeyana gelen bir halk eylemi yoktu.”

“Bir daha gelmediler”

Elif Dumanlı 2 Temmuz günü kitap standında görevli olduğunu ifade ederek, stantta sürekli taciz edildiklerini, işlerine karışıldıklarını vurguladı. Dumanlı, “Onlar bize şu kitapları satamazsınız. Böyle davranamazsınız diyorlardı. 20-25 yaşlarında tek tip kıyafetli erkekler slogan atıyorlardı. Polis sessiz kaldı” ifadelerine değindi.

Serdar Doğan ise olaylar başladığında ufak bir asker grubunun geldiğini belirterek askerin gelmesiyle umutlandıklarını ve kurtulacaklarını düşündüklerini ifade etti. Duman askerin de sessiz kaldığına ve geri çekildiğine dikkat çekerek, “Oradaki saldırganlar bir anda sloganları değiştirdi. ‘Asker Bosna’ya’, ‘En büyük asker bizim asker’, ‘Bosna’daki Müslüman kardeşlerimizi kurtarın’ gibi sloganlar atılmaya başlandı. Sonra içlerinden birileri askerin yanına gidip bir şeyler konuştu. Sonra asker hızlıca geri çekildi. Daha kuvvetli gelirler diye düşündük. Öyle olmadı. Bir daha gelmediler” şeklinde açıklama yaptı.

“Ben böyle bakışlar görmedim”

Elif Dumanlı olaylar başladıktan sonra saatlerce taşlandıklarını ve göstericilere hiçbir müdahalede bulunulmadığının altını çizdi. Dumanlı, arbede arasından nasıl kurtulduğunu hatırlamadığını ve robot gibi hareket ettiğini vurgulayarak, “Robot gibi otelin duvarlarına tutuna tutuna aşağıya iniyordum. Bir kat indim. Yaşlı bir teyze vardı. Ona tutunup beraber indik. Bağrışmalar, çağrışmalar, kaçışmalar vardı. Her yer karanlıktı. Aşağıya doğru inerken nasıl olduğunu hatırlamıyorum ama Büyük Birlik Parti’sinin binasının bulunduğu cama doğru yöneldim. Camın önünde elinde kalasla bir adam bakıyordu. Ben öyle bakışlar görmedim. Kin ve nefret dolu. Onlara ne yaptığımı bile bilmiyordum. Kalasla dövdüler, acımadan vurdular” cümlelerini kullandı.

“Önce kalasla dövdüler, sonra çay ikram ettiler”

Büyük Birlik Parti’sinin bina camında kalasla bekleyen kişilerin kendisini saatlerce darp ettiğini belirten Elif Dumanlı, kalasla acımadan vurduklarını ve kalasın vücudunun hangi bölgelerine geldiğini hatırlamadığını dile getirdi.

Dumanlı bir süre sonra geriye dönüp diğerleriyle birlikte beklemeye başladığına vurgu yaptı. Mağdur Dumanlı, “Geri çekilip diğerlerinin yanına gittim. Korkuyla bekliyorduk. Parti binasının pençesini kalaslarla tutuyorlardı. Binadan içeri girmemize izin vermiyorlardı. Ne kadar bekledik bilmiyorum. Sonra o vahşi adamlar geri çekildi. Bizler parti binasına girdik. Polis gelene kadar misafir edildik. Çay bile verdiler bize. Kop koyu bir çay. Önce kalasla dövdüler, sonra çay ikram ettiler” şeklinde konuştu.

“Kimse onlara siz ne biçim adamsınız demedi”

Serdar Doğan otelden parti binasına çıkan havalandırma boşluğunu bulamadıklarını ve bu yüzden çatıyı kaçış için bir yöntem olarak gördüklerini belirterek, “Bizimkiler havalandırma boşluğunu keşfetmişler ama onlar bizimkileri almamak için direnmişler. Aziz Nesin’in koruması Komiser Mehmet kimliğini gösterip silah çekmiş de öyle girebilmişler. Ama onlar mahkemede yargılanmadı. Kimse onlara siz ne biçim adamsınız demedi” ifadelerini kullandı.

“Beton üzerinde çiçek yetiştirmek gibiydi ruh halim”

Olaylardan sağ kurtulan Elif Dumanlı eskiden çok sosyal, neşeli bir insan olduğunu, ancak 2 Temmuz’dan sonra çok değiştiğini ve kendini tanıyamadığını ifade etti. Dumanlı kendisine ulaşamadığını söyleyerek, “Ne olduğunu anlayamıyordum. Kendime ulaşamıyordum. Kendimle baş başa kalmak istiyordum. Odama gidiyordum ve bir anda ağlamaya başlıyordum. Neredeyse her gecem böyle geçiyordu. Beton üzerinde çiçek yetiştirmek gibiydi ruh halim. Daha sonra uluslararası bir ekipten travma eğitimi aldım. Sonra yavaş yavaş iç dünyam düzene girdi” açıklamasında bulundu.

Serdar Doğan ise yaşanan facia sonrası 6 ay psikolojik tedavi gördüğünü ifade etti. Çay taşıdığı zaman döktüğünü, sıcağı hissettiğinde ellerinin ve ayaklarının titrediğini belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela ben sigara içerken bile çakmaktan çıkan alev, sigaradan gelen duman hep bana eziyet gibi oluyor. Katliamın fiziki açıdan acıları geçiyor, ama benden bütün dostlarımı ve kardeşimi aldı. Hayatta yerine koyamayacağımız değerleri yani…”

“İşte Sivas oydu”

Cenazeleri, almaya gelen ailelere son bir kez nabız kontrolüyle doktorların verdiğine dikkat çeken Doğan, “Ettiği yemine saygılı bir doktor olmalı ki cenazeyi son bir nabız kontrolüyle teslim etmek istiyor dayıma. Serkan’a bakıyor, nabız yok. Bana bakıyor, yok, ama bana bir daha bakıyor. Çok zayıf olsa da bir şey hissediyor. Birkaç kere daha kontrol ediyor. Kalp atışlarımı dinliyor. Sonunda diyor ki, “Bu çocuk yaşıyor, çok zayıf da olsa nabzı atıyor.” Tabi dayım hemen babamın yanına koşuyor. Enişte diyor: “Serkan’ı kaybettik ama Serdar yaşıyor. Babamın attığı çığlık, yüzünün bir tarafı salya sümük ağlarken, bir tarafın nasıl kahkaha attığını kimse tarif edemez. İşte Sivas oydu” dedi.

“İnsanların çoğu filme ismine hürmeten gitti”

Ozanın, şairin, çocukların yandığı Madımak otelini sinemaya uyarlayan Yönetmen Ulaş Bahadır’ın olayı tam anlamıyla yansıtamadığı iddiasını savunan Serdar Doğan, filme herhangi bir anlam yüklenmemesi gerektiğini vurguladı. Onlarca tanığı olan bir facianın böylesine kötü kurgulandığını ifade eden Doğan, “Yönetmen beyefendi bizim acılarımız üzerinden sanatsal bir kurgu yapabileceği iddiasında idi. Bize rağmen yaptı ve başarısızlığı ortada. İnsanların çoğu filme ismine hürmeten gitti. Gitmezler ise ihanet edermiş ahlakıyla… Son olarak bütün dünyaya mâl olmuş Madımak otelinin merdivenlerinde son fotoğrafları olan üç şairimizin isim ve görüntülerini bilmeyen, karıştıran bir cahili ve cehaletle yapılan bir işi konuşmak çok yersiz” şeklinde sert eleştirilerde bulundu.

“Ortada konusundan dolayı ortak olduğumuz, kurmacasından dolayı ayrı düştüğümüz bir film var”

Elif Dumanlı filmin kurgusunun yetersiz kaldığını, olayların yansıtılmadığını, birçok gerçeğin göz ardı edildiğini ve gösterilmediğine dikkat çekerek sözlerini şöyle bitirdi: “Ben film eleştirmeni değilim, tanığım. Bir tanığın eleştirileri bunlar. Filme giderken aklımdaki sorulara cevap bulma ümidim vardı. Öyle olmadı. Büyük Birlik Parti’sinin binasına geçilen aradaki yaşanmışlıklar, emniyete götürülüşümüz, emniyetteyken gözaltına alındığını gördüğümüz militanların mahkemede olmayışı, Serdar Doğan’ın morgdan tesadüfen çıkarılması, Hastanede yaşananlar, Yaşadığı bile bile ölüme terk edilenler, Ortada konusundan dolayı ortak olduğumuz, kurmacasından dolayı ayrı düştüğümü bir film var.”

Karabilgin: Konuklara daveti ben yapmadım

TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) Tutanak Hizmetleri Daire Başkanlığından alınan verilere göre Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal şenliklerini davetin dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin değil, Kültür Bakanlığı ve Pir Sultan Abdal derneği yaptı.

Karabilgin tutanakta “Daveti ben yapmadım. Konuklara daveti ben yapmadım. Kültür Bakanlığıyla Pir Sultan Abdal Derneği daveti müştereken yaptılar. Ama programın biçimlenmesinde benim müdahalem oldu” ifadelerini kullandı.

Madımak otelinin önünde kalabalığın toplanmasında kışkırtmanın ve topluluğu yönlendirenlerin olduğunu belirten Ahmet Karabilgin, dönemin Sivas Belediye Başkanı Temek Karamollaoğlu’nun “Gazanız mübarek olsun” diye başladığı konuşma iddiasına, “Gazanız mübarek olsun” ifadesini ben orada değildim, duymadım ama basın yazdı” şeklinde tutanakta yer verdi.

Haber: Hakan Dikmen – Çiğdem Öz

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,707TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz