Ana SayfaTürkiyeAK Parti'nin altın çağı kapanırken...

AK Parti’nin altın çağı kapanırken…

Karar’dan Mehmet Ali Verçin, AK Parti’nin altın çağı… başlıklı bir yazı kaleme aldı. Kritik kurumlara liyakatli insanların getirilmesine büyük özen gösterildiği zamanlara atıfta bulunan Verçin, “2007-2008 yılında gerçekleşen yüksek dış ticaret açıkları bende de soru işaretlerini artırmaya başlamıştı. 2010 yılında gerçekleşen 72 milyar dolarlık açığı 2009’un kriz ve büzülme yılı olmasına yormuş ve itiraz etmemiştim” ifadelerini kullandı.

İşte Karar’dan Mehmet Ali Verçin’in bugünkü köşe yazısı…

Gerçekten Ak Parti’nin 2003-2013 döneminde başarılar saymakla bitmiyordu.

2002 yılında 130 milyar dolar olan bankacılık aktifleri 2013 yılında tam 814 milyar dolara; 30 milyar dolar olan kredi hacmi de 16 kat artarak 492 milyar dolara yükselmiş ve biz bankacıların gözü kamaşmıştı.

Krediler hiçbir dönemde bu ölçüde “kapsayıcı ve yaygın” olmamıştı. Bazı bankalar da bazen yıllık %40’ın üzerinde büyüyebiliyordu. Çalıştığım Albaraka Katılım Bankası halka açılırken tam 62 kat talep görmüş ve işlem gördüğü iki gün boyunca tavan-tavan yapmıştı. Fiyat Kazanç oranları 15’in üzerindeydi.

Pazarlamanın başında bir kişi olarak şubelerimizin bulunduğu şehirleri yılda en az bir kez ziyaret ediyordum; bu dönemde açılan OSB’lerin ve kurulan fabrikaların haddi hesabı yoktu; yatırım ve üretim konusundaki heyecan bütün Türkiye’yi sarmıştı.

LİYAKAT DÖNEMİ

TCMB, TMSF, BDDK ve SPK’nın başına olabilecek en liyakatli kişilerin atanması için danışılıyor ve mülakatlar yapılıyordu; sonuçta en liyakatlilerden biri atanıyordu.

Atananlar da sahip oldukları özerkliğin hakkını vererek olabilecek en üst düzeyde performans gösteriyorlardı. Mesela TMSF, Ahmet Ertürk liderliğinde, eski dönemin bütün enkazını temizleyecek mekanizmalar ve uygulamalarla tüm dünyanın takdirini topluyordu. Tevfik Bilgin kanunları da aşarak bankalara % 8 yerine en az % 12 sermaye yeterlilik rasyosunu zorunlu hale getirebilmişti. Vahdettin Ertaş SPK’ya sınıf atlatacak düzenlemelerle göz dolduruyordu.

Böylece 2008 dünya ekonomik krizi bu tip tedbirler sayesinde Türkiye’yi “teğet” geçmişti. Hem siyasette hem de bürokraside herkesin “tam kapasite” çalıştığı ve başarılı olduğu yıllardı.

12 Haziran 2011 seçimleri için oy isteyen Sayın Erdoğan, “Şimdiye kadar yaptıklarımız kalfalık dönemi işleriydi eğer yetki verirseniz ustalık dönemine geçeceğiz ve…” diye hedefleri ve vaatleri büyütüyordu.

Bütün bu işlerin içinde olan bir kişi olarak memnuniyetim her geçen gün artıyor ve Ak Partili olmadığım halde Ak Partililere bile Ak Partisi propagandası yaptığımı hatırlıyorum. Ne günlerdi!

Ta ki 2011 yılı dış ticaret rakamları açıklanıncaya kadar.

İYİ GİTMEYEN BİR ŞEYLER VAR GALİBA…

2007-2008 yılında gerçekleşen yüksek dış ticaret açıkları bende de soru işaretlerini artırmaya başlamıştı. 2010 yılında gerçekleşen 72 milyar dolarlık açığı 2009’un kriz ve büzülme yılı olmasına yormuş ve itiraz etmemiştim.

Fakat 2011 yılında 135 milyar dolarlık ihracata karşılık 240 milyar dolar ithalat yapılınca yani tam 105 milyar dolar açık verilince desteğimi çektim ve önüme gelen herkese bunun “sürdürülebilir” olmadığını ve mutlaka tedbir almak gerektiğini anlatıp durdum.

Bu dış ticaret açığı verme eğilimi devam etti ve 2012 yılında 84, 2013’te yıllık 100 milyar dolara çıktı.

Bir ülkede dört yıl içinde 361 milyar dış ticaret açığı verilince yetkililerin alarm durumuna geçmesi gerekirken; tam tersine herkes ortaya çıkan bolluğun, düşen faiz oranlarının ve rekor düzeyinde gerçekleşen büyümenin tadını çıkarıyordu.

Sayın Babacan’ın görevde kalmaya devam ettiği 2014’te 84 ve 2015’te de 64 milyar dolar daha açık verildi. Böylece, sadece altı yılda 509 milyar dolar dış ticaret açığı verilmiş odu.

MAKRO İHTİYATİ TEDBİRLER VE PATİNAJ

Bu sürdürülemezdi, dış ticaret açığının azaltılması gerekiyordu; buna rağmen tedbir niteliğinde çok az şey yapıldı. Suç petrol fiyatlarına yıkıldı ve gerçek sebeplere odaklanılmadı. Adeta “finanse edildiği müddetçe cari açık sorun değil” ana fikri yürürlükteydi.

Ekonominin taşıyabileceği borç miktarındaki artışlar soru işaretleri oluşturmaya başlamış ve ufak ufak tıkanıklıklar yaşanmaya başlamıştı.

Ortaya çıkan bu sonuçları ekonomi yönetimi “aşırı ısınma” olarak yorumladı ve enflasyon tehdidini azaltmak için “makro ihtiyati tedbirler”e başvurdu.

ALTIN ÇAĞ KAPANIYOR MU?

Başbakan Erdoğan da bir şeylerin iyi gitmediğini hissetmeye başlamış ve 2015 yılının başında itibaren ekonominin “patinaj” yapmaya başladığını; bu patinajdan kurtulmak için tek yolun “başkanlık sistemi” olduğunu söylemeye başlamıştı.

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,696TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri