Ana SayfaTürkiyeCemile Bayraktar: AK Parti eski Türkiye'de neyi eleştirdiyse bugün hepsini yapıyor /...

Cemile Bayraktar: AK Parti eski Türkiye’de neyi eleştirdiyse bugün hepsini yapıyor / Özel röportaj

Gazeteci Cemile Bayraktar Medya Notu’dan Melik İslam’ın sorularını yanıtladı. Cemile Bayraktar yeni parti kurma çalışmalarından KHK’lılar meselesine, AK Parti’de son dönemde yaşanan dağılmaya ve Trump’ın kaleme aldığı skandal mektuba kadar pek çok konuda önemli açıklamalar yaptı.

Babacan ve Davutoğlu’nun yeni parti çalışmalarını nasıl okuyorsunuz? Bu hareketlerden anlamlı sonuçlar çıkar mı?

Hiç kimse bir sabah uyanıp da “parti kuracağım” diye yeni bir hareket başlatmadı. Elbette buraya gelinmesinde birçok neden vardı. Düşünün AK Parti içerisinde siyaset yapmış, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık yapmış kişiler yeni partiler kurmaya hazırlanıyorlar. Zira artık AK Parti içerisinde istişareye, ortak akıla, kurucu ilkelere dayalı siyaset yapmak mümkün değil. AK Parti içerisinde doğruyu söyleyen kişiler tuhaf ithamlarla tasfiye ediliyor. AK Parti, eski Türkiye modelinde eleştirdiği ne varsa maalesef hepsini yapıyor. Muhalif söyleme, bu muhalif söylem çok haklı olsa da, tahammül yok. Herkesin fısıltı ile söylediği pelikan tipi, tek adamcı yapılar partiyi yönetiyor. Böyle bir parti içerisinde siyaset yapmak son birkaç yıldır pek mümkün görünmüyor.

AK Parti, düşen oy oranlarını MHP ile ittifak, dış siyasetteki adımları “herkes bize düşman” söylemiyle seçmeni konsolide ederek, milliyetçi söylemi yükselterek telafi etmek istiyor. Kısmen bu konuda başarılı olduğunu söyleyebiliriz ancak diğer yönden de bir türlü eski oy oranına ulaşamıyor. Ve maalesef düşen oy oranlarının sebebinin hiçbir şekilde kendi hataları olduğunu düşünmüyor. Sürekli olarak faturayı başkasına kesiyor ancak bu adımlar partinin iktidar ömrünü bir nebze daha uzatsa bile artık tek başına iktidar olabilecek konuma geri dönemiyor. Özellikle ekonomide istikrarsız durum, artan zamlar, ailenin siyasete müdahil olması, FETÖ ile mücadelede üst düzey bazda mücadele eksikliği, KHK’lıların masum olanlarının uğradığı haksızlıklar gibi ilk akla gelen problemler AK Parti’ye kan kaybettiriyor.

Medyadan siyasete kadar her alanda Sn Erdoğan ve AK Parti’ye yönelik övgüler, Türkiyeli seçmenin bir kısmında sürekli propagandaya maruz kalarak rıza üretimi oluşturarak seçmende “ceketini atsa oy alır” anlayışını devam ettirse de, aşırı derecede propagandaya maruz kalan, sürekli domine edilmeye çalışılan, bazen korku pompalayan siyasi söyleme muhatap olan seçmenlerin az sayılmayacak kısmında 18 yılın sonunda bu tip taktikler artık sıkıcılık oluşturmakta. İşte özetlediğim bu ortamda hem Türkiye’nin hem seçmenin yeni partilere, sorun üreterek kalıcı olmaya kalkan değil de sorun çözmeye çalışan bir siyasi dile, kutuplaşmadan ve gerginlikten değil de karşılıklı anlayıştan yana olan partilere ihtiyacı var. Dolayısıyla ben yeni partilerden yana umutluyum. Önleri “hain” denilerek, parti binaları mühürlenerek, konferansları iptal edilerek kesilmeye çalışılsa da, kendileriyle röportaj yapan gazeteciler işten attırılıp, kendileri hiçbir medya organında konuşturulmasa da yeni partiler mutlaka bir yolunu bulup harekete geçecektir zira Türkiye’nin buna ihtiyacı var.

AK Parti’de bir çözülme ve dağılma söz konusu. Bir toparlanma sonucuna girmesi söz konusu olur mu yoksa bu dağınıklık yeni hareketlerde mi kendisine zemin arar?

Normal şartlarda siyaset yapmayı iyi bilen Erdoğan’ın ve güçlü bir hareket olan AK Parti’nin partideki dağılmayı ve nedenlerini tespit edip, önlem alması gerekirdi ancak şuan görünürde böyle bir toparlanma yok. 

Uzun yıllar iktidarda kalan AK Parti ve Erdoğan, ülkedeki kurumlardan tutun da sermayeye kadar birçok noktada çok güçlü bir konumda, önceden hizmet ederek vatandaşa ulaşan parti, şimdi sahip olduğu güç odakları üzerinden kendisini ülkenin sahibi olarak görüyor, kendi hatalarını görmüyor, nasılsa iktidar benim rahatlığı ile yaklaşıyor. 

Sosyolojik olarak ifade edecek olursam; toplumlarda güce öykünme diye bir durum vardır. Seçmen olsun, önemli siyasetçiler olsun güçlü olana meyleder, ona öykünür, bu güçlü olan tarafın bir nevi kendini devamlı kılmasının da sürekliliğini sağlar. AK Parti de sanırım bu realitenin farkında ve bu nedenle vatandaştan gelen, parti içinden gelen serzenişleri duymuyor, “nasılsa bana bir şey olmaz” rahatlığında… ancak her gücün bir sonunun olduğunu da unutmamak gerekiyor. AK Parti’nin her gün biraz daha kendi seçmeninden uzaklaştığını görmek mümkün. Erdoğan’ın vatandaştan uzaklaştığını görmek mümkün…Türkiye tipi başkanlık sisteminin ülkeyi rahatlatacağı söyleniyordu ancak uygulamayla birlikte Meclis’in işlevsiz kaldığı, vatandaş ve Erdoğan arasındaki mesafenin açıldığı, vatandaşın temsiliyetinin azaldığı görülüyor. Böyle bir durumda ortaya çıkan tablo elbette yeni partilere zemin açacaktır.

Türkiye’de ve AK Parti içerisinde sürekli olarak Sn Erdoğan’a yönelik övgüler düzenlerin ve yeni parti kuracak kişileri hedef alınların ışık hızıyla ödüllendirilmesi, statülerinin ehliyet ehli olmasalar dahi yükseltilmesi bir takım sesi fazla çıkan ikbal meraklılarının yüksek perdeden konuşmaları parti içerisinde her şey yolundaymış hissi oluştursa da artık mızrak çuvala sığmıyor… Oluşturulan kısmi korku ikliminde, haysiyet cellatlarının ve trollerin hedefinde olmamak için susan birçok AK Parti’linin sesleri çıkmasa da bu durumdan çok rahatsız olduğu biliniyor. 

Ezcümle; ben AK Parti’de toparlanma değil de dağılma görüyorum. Toparlananlar çoğunlukla dava, ülkeye hizmet gibi öncelikleri olmayıp, Erdoğan ve AK Parti’nin gücünün gölgesinde serinlemek isteyenler. Ülkeye hizmet, kurucu ilke, dava hassasiyeti olanların çoğu çözülme halinde yani AK parti kendisine güç kazandıranları ve kazandıran anlayışı kaybediyor.

Trump’ın mektubu, ABD’nin tehditleri ve barış Pınarı harekatının sonuçları hakkında neler söylemek istersiniz?

Türkiye’nin uzun yıllardır terörle uğraştığı bir gerçek, terörün Türkiye içinden olduğu kadar Türkiye dışından geldiği de bir diğer gerçek. Suriye’de terör örgütlerine karşı yapılan operasyonlarda Türkiye’nin kazanımları olduğu da bir gerçek… Şahsen içeride iktidar partisine muhalefet eden biri olsam da ülke operasyon yapıyorken elbette herkesin birlik olması gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte operasyonun bir yönüyle de içerideki problemlerin üzerini örtmek için olması gerekenden daha fazla bir şekilde, sanki ülke topyekun savaşa girmiş gibi konuşulmasını da siyasi bir taktik olarak görüyorum. Diğer yönden operasyon süreci ve sonrasındaki riskleri konuşmak da gerekiyor. 

Barış Pınarı Operasyonu ile Türkiye şimdilik Suriye konusundaki güvenlik endişelerini bertaraf etti. Ancak uzun vadede tüm güvenlik risklerinin ortadan kalktığını söylemek pek mümkün değil. ABD’nin silahlarla donattığı YPG, o silahlara sahip olarak Suriye’de… Geçtiğimiz günlerde liderleri Bağdadi öldürülen IŞİD bölgede ve hatta operasyon bildiğiniz üzere Türkiye’ye yakın bir mesafede yapıldı. Dünyada neredeyse Türkiye dışında hiçbir ülke PKK’nın YPG ile temasta olduğunu, onun Suriye kolu olduğu kabul etmiyor, terör örgütü olarak kabul etmiyor. ABD Başkanı Trump, SDG “komutanı” Mazlum Kobani’ye teşekkür ediyor. 

Son dönemde Türkiye’nin gereğinden fazla yaklaştığı Rusya, PYD ve SDG konusunda ABD’den farklı düşünmüyor. Rusya, Esed Rejimi ve PYD, SDG gibi yapılar arasın görüşme sağlıyor. 

Evet bir yandan Türkiye sınırlarına yakın bölgelerin güvenliğini sağlıyor ancak bir adım ötede her gün daha da “meşrulaştırılan” yapıların oluşturduğu risk tümüyle bertaraf edilemiyor. 

Son olarak, operasyonun Esed’in elini güçlendirdiğini, Suriye savaşının başladığı günden bugüne kadar binlerce insanın ölmesinin, binlercesinin göç etmesinin (ki bunlar insanlığa karşı işlenen suçlardır) sebebi olan Esed rejiminin, en ufak bir operasyon dahi yapmadan birçok bölgenin kontrolünü ele geçirmiş olması, Esed’in Türkiye’ye karşı düşmanca tutumu da düşünülürse bana muazzam bir başarıymış gibi görünmüyor.

Trump’ın siyasi ve diplomatik seviyeden uzak, Türkiye’nin asla ve asla kabul edemeyeceği mektup operasyon görüşmeleri arasında pek gündem olmadı. Oysa bu mektup sadece Sn Erdoğan’a değil tüm Türkiye’ye yapılmış bir hakareti barındırıyordu. Mektubun iade edileceği söyleniyor ancak buna pek ihtimal vermiyorum. Mektup Kasım ayındaki görüşme sırasında iade edilirse bu konuyu yeniden konuşuruz.

Ülkemizde bir kangrene dönüşen KHK’lılar meselesi var. Sayıları da ailelerini de hesaba katarsak milyonun üzerinde. Size göre bu işin sonu neye varır?

Bugünlerde KHK’lılar denince ilk olarak akla Zekeriya Altunok geliyor. Altunok,  Doğubayazıt’ta PKK’lı teröristler tarafından askeri araca düzenlenen saldırıda ağır yaralandı ve şehit oldu. Şehidin KHK ile ihraç edildiği, polislikten atıldığı ve bedelli parası bulamadığı için askere gittiği ortaya çıktı. 16 ay hapis yatan fakat daha sonra beraat etmesine rağmen mesleğine dönemeyen Altınok’un yaşadıkları aslında KHK meselesinin de vahim bir örneği. Bir yandan “terörist” demeye getirerek ihraç ediyorsunuz diğer yandan askerde teröristler tarafından şehit edildiğini öğreniyoruz. Ancak KHK’lılardan suçu olmayanların yaşadıkları mağduriyetler hâlâ giderilmiyor. Tekrar edecek olursam; FETÖ ile mücadelede suçsuzluğu mahkemece kanıtlanmış vatandaşları mağdur ederek başarı elde edemezsiniz, bu FETÖ’nün aradığı “mağduriyet” imkanına fırsat sağlar ve FETÖ ile mücadeleye zarar verir.

Aslında Türkiye’de FETÖ ile mücadelede sorunlar var. Daha önce Bylock üzerinden yaşanan mağduriyetlerin bir kısmı maalesef KHL’lılar üzerinden de yaşanıyor. Suç işlemediği, masum olduğu mahkeme tarafından belgelenmiş kişilerin ihraç edilmesini doğru bulmuyorum. Bu kişiler hem suçlu değil hem de görevlerinden ihraç ediliyorsa burada çok ciddi bir hak ihlali var demektir. Öte yandan bu kişilerin bakmakla yükümlü oldukları aileleri var, belli bir yaşa gelmişler, ülkede zaten her gün artan işsizlik durumu var, yeniden bir iş bulmaları mümkün değil ya da çok zor, bu tip mağduriyetler konusunda maalesef bir şey yapılmıyor, yakın zamanda da yapılmayacağını düşünüyorum. Ancak artan mağduriyetler maalesef  FETÖ gibi mağduriyet üzerinden insanları kandırmakta mahir bir yapıyla mücadele etmek değil ona dolaylı yoldan moral olarak destek vermek anlamına geliyor. Umarım bir an önce bu hatadan dönülür. 

KHK’lılar konusunda eminim ki birçok kişi benim gibi düşünüyor ancak FETÖ meselesi Türkiye’de çok önemli bir mesele olduğu için, ulusal güvenlik meselesi olarak kabul edildiği için bu konuda konuşamıyor. Çünkü hemen “ulusal güvenlik meselesi sus” muamelesi yapılıyor… Aslını isterseniz Türkiye’de birkaç yıldır sürekli olarak hemen hemen her şey “ulusal güvenlik meselesi” denilerek örtülmeye çalışılıyor. Doğalgaza %30 zam gelmiş, gıda fiyatları neredeyse iki katına çıkmış, ülkede medya tek sesli, hukuk problemleri var… bunların hepsi normal meseleler ancak hepsini bağlantılı olsun olmasın getirip “ulusal güvenlik” meselesine dayandırıyorlar ve sizi susturuyorlar. Bu ülkedeki sansürü örtmenin bir şekli… altı üstü bir yerel seçim yaşadık, yerel seçimle beka sorununun hiçbir alakası yoktu ancak yerel seçimde iktidar partisine muhalefet edenleri susturmak için seçimi bile ulusal güvenlik meselesi haline getirdiler. Bunlar Türkiye’ye yakışmayan tutumlar.

AK Parti – MHP koalisyonu yani Cumhur İttifakı sizce hem ülkeye hem partilere ne getirdi ne götürdü? Bunun özellikle Kürt seçmen üzerindeki yansımaları ne oldu?

AK Parti-MHP koalisyonunun ilk olarak MHP’ye yaradığını düşünüyorum. AK Parti seçmeni olup, milliyetçi-muhafazakar yakınlığı olan seçmenlerin MHP’ye kaydığını düşünüyorum. MHP hiçbir şey yapmadan oy oranını arttırdı.

AK Parti’ye kazandırdığını düşünüyorum çünkü seçmeni harekete geçiren iki önemli şey din ve milliyetçiliktir. AK Parti iki kavramı da siyaset yaparken kullanıyor, seçmen üzerinde bu kavramlar ile duygusal etki bırakıyor. Yani MHP’ye ve milliyetçi söyleme yaklaşması AK Parti’nin çözülme ihtimali olan seçmenini kısmen elde tutmasını sağlamıştır ancak aynı oranda AK Parti’nin kurucu ilkelerinden uzaklaşmasına, AK Parti’ye kurucu ilkeleri üzerinden yakınlık besleyenleri uzaklaştırdı.

AK Parti Kürt seçmeden gelen oyları MHP ittifakı nedeniyle büyük oranda kaybetti. Her ne kadar dudak uçuklatacak bir pragmatizm ile seçimden bir gün önce Öcalan’ın mektubunu okutup, Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkartmış olsalar bile Kürt oylarını kaybettiklerini gördük. 

Cumhur İttifakı’nın kolay kolay Kürt seçmenden oy alacağını düşünmüyorum. Kürt seçmenin oyu HDP, CHP ve yeni kurulacak partilere kayacaktır. Zira Doğu’da bazı belediyelere kayyım atanıyor, bu kayyım atamaları HDP’ye oy veren seçmenin daha fazla HDP’li olmasını sağlar. CHP’de Sayın Kılıçdaroğlu’nun çabası ile klasik ulusalcılıktan ziyade daha sola kayan bir CHP siyasi söylemi inşa ediliyor, bu Kürt seçmeni etkileyebilir. Henüz Sayın Gül ve Sayın Babacan’ın siyasi söylemlerini duyamadık ancak Sayın Davutoğlu’nun konuşmalarındaki “birlik ve kardeşlik” vurgusu Kürt seçmene sempatik gelecektir diye düşünüyorum.

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,938TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz