Ana SayfaTürkiyeDavutoğlu, Fatih Altaylı'nın konuğu oldu

Davutoğlu, Fatih Altaylı’nın konuğu oldu

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk’te Fatih Altaylı’nın sorularını yanıtladı. Teke Tek Özel programının konuğu olan Davutoğlu, Suriye meselesinden başbakanlığı bırakmasına, Gelecek Partisi’nden Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasına kadar birçok konuda görüşlerini paylaştı. Gelecek Partisi liderinin dava çıkışı ise geceye damga vurdu.

İşte Ahmet Davutoğlu’nun konuk olduğu Teke Tek Özel programından öne çıkan satır başları

Türkiye içinde siyasal kutuplaşmanın parçası haline getirmek, başka gündemleri unutturmak için Ayasofya’yı gündem yapılıp, seçim olarak görülürse her şeyden önce Fatih’in emanetine de saygısızlık olur.

Bu kültürel mirası estetik bakımdan en güzel şekilde donatmak önemli. Ayasofya müze olmadan önce çok kıymetli halılar vardı. Şimdi orası metruk bir zemin. Ayasofya’nın diğer mekan unsurlarına kadar bir estetik düzenleme yapılması lazım. Gerçekten Mimar Sinan’ın katkılarıyla süregelmiş bir mekandan bahsediyoruz. Buna ikonalar dahil olmak üzere bunları korumak bize düşer. Hıristiyanın da manevi haz alabileceği şekilde mekan düzenlemesi doğru olur.

15 gün kısa bir süre. Halılardan aydınlatmaya kadar en iyi şekilde tanzim edilmesi lazım. Burada mahcup olmamak lazım.Muhalefet de olgun bir tavır sergiledi, CHP de olgun bir tavır sergiledi. Müzeciler cami yanlıları gibi bir toplumsal ayrışmayı açmadan iç siyaset gündemine taşımamak lazım. 

Demokrasi karşısında darbeyi kim yaparsa biz onun karşısındayız. Esad kimyasal silah kullanmıştır, Birleşmiş Milletler bunu tescil etmiştir. Esad kendi halkıyla savaştı. Mülteciler ne zaman geldi bize ilk olarak? Bizim Esad’la ilişkilerimiz iyiyken, 29 Nisan 2011’dir. Esad kendi ordusunu şehirlere soktuğu zaman.

Ben Başbakanlığı bıraktıktan sonra Halep düştüğü zaman oradaki kimyasal silah kullanılmış, öyle resimler var ki. Siz gördünüz mü, varil bombasından bacakları kopmuş çocukların fotoğraflarını. Bunlara tedbir almayan BM suçlu değil, İran suçlu değil mi?

İktidardaki Cumhurbaşkanı ve bütün o politikaların parçası olan kişiler bu saldırılara muhatap kalırken sanki o resimde yoklarmış gibi tek başına beni büyük arenanın içinde çakalların ve gladyatörlerin arasında bıraktı.

Burada birinci sorumlu, aktör Beşar Esad’dır. Her seferinde Esad’a, ‘Bu büyük dalga, biz sizin yanındayız’ dedik. ‘Ne olur şu büyük dalgayı bastırmak için ordunu kullanma’ dedik. Suriye ordusunun üst kadrosu yüzde 12,5’luk etnik bir azınlığa mensuptu. Büyük bir katliama gelindi, Hama olayları. 6 Nisan’da gittiğimde ‘Kürtler’e kimlik verin, size karşı tahrik edilebilir’ dedim. 8-9 ay Suriye ilişkilerini iyi tuttuk, destek verdik. 6 saatlik görüşme devlet kayıtları dışında olmamıştır. Büyükelçimiz şahittir ve hepsi not tutulmuştur.

Hama ve Humus’u topa tutuyordu. Donanma Lazkiye’yi denizden vuruyordu. Deyr ez zor’a varil bombaları atılıyordu. Burada benim ve Türkiye’nin bir rolü var mı? Bütün yaşananların birinci sorumlusu Beşar Esad’ın kendisidir. 

O zaman dönüp onlara soracağız. Bana karşı haksızlık yapmanızı nispeten kabul edebilirim ama Türkiye Cumhuriyeti’ne haksızlık olur, bu millete haksızlık olur. Burada hiçbir dahlimiz, tahrik edici rolümüz olmamıştır. Beşer Esad kendi halkına kimyasal silah kullanmış savaş suçlusudur. Bir taraftan Mısır’daki darbe, Irak’ta Amerikan hapishanelerinden DEAŞ unsurlarının çıkarılması, Arap Baharı yön değiştirdi.

Biz kimsenin iç işine karışmadık. Yayladağı’nın güneyindeki bir karakol dışında Esad hepsinden çekilmiş. Bu sefer ne oluyor Türkiye’nin iç meselesi haline dönüşüyor. Kontrol olmayınca sınırdan mülteci geliyor vs. Türkiye bedelini ödüyor ama bu krizi çıkarmamıştır. Kendi ulusal çıkarlarımızı, o sınırı korumak zorundaydık.

Bizim maalesef kısa dönemli hafıza kayıplarımız oluyor. Suriye’de sanki hiçbir şey olmamış gibi Türkiye ilişkileri bozmuş gibi algı oluşuyor. Açılım süreci benim Başbakanlığımda başlamadı. 2013 Mart’ında sayın Erdoğan Başbakan, sayın Gül Cumhurbaşkanı ben Dışişleri Bakanıyım. Şimdi sayın Erdoğan çözüm sürecini sahiplenmediği için öyle bir algı var ki sanki ben yapmışım. Çözüm sürecini ben de savundum. Biz eğer çözüm süreci üzerinden Kürt sorununu aşabilmiş olsaydık işte o zaman Ortadoğu’nun kaderi bambaşka seyrederdi. 

Silahlı terör unsurları Türkiye’yi terketmediği için, 7 Haziran seçimlerinden sonra zaaf gösterileceği zannedilerek Kandil, PKK savaş çağrısı yaptığında, arkasından Suruç olayında, Suriye’deki İŞİD unsurlarına ilk saldırı talimatını o zaman verdik.

‘Arkadaşlar sayın Erdoğan’ın bize emaneti olan çözüm sürecini bunlar istismar ettiler. Bu geceden itibaren kamu düzeni kuruluncaya kadar mücadele edeceksiniz’ dedim ve gece saat 03.00’de mücadele başladı. Ben savaş kelimesini hiçbir zaman kullanmadım. Ben kendi partisi içinde kendisine ayak oyunları yapıldığı dönemde, koalisyon kurmak için MHP’nin reddettiği dönemde o şartlarda terörle mücadeleyi yaptık.

Bazı eller Türkiye’yi PKK ile uğraştırırken, bu sefer FETÖ filini öne sürdüler satrançtaki gibi. Kendi partimde bana karşı listeler hazırlanırken iki tarafın mat çabasına karşı, karşı bir hamle yaptık. Ben 5 Mayıs’ta Başbakanlıktan ayrılma kararı açıkladığım gün Türkiye’de tek bir hendek, tek bir barikat kalmamıştır. Halkın kalbini kırmadan bir mücadele yürütüldü.

Partimin 63 il başkanı atandı. 40 ilçede kongre yaptık. Doğu ve Güneydoğu’da örgütlenmediğimiz tek il kalmadı. Ben orada halkın gönlünü kazanamasaydım, oralarda sokağa çıkamazdım. Ben Diyarbakır’da Konya’daki gibi karşılandım.

Ben 7 Haziran öncesinde 81 vilayette miting yaptım. Siirt’te gitmeyin dendi, ‘Ben o şehirde olmazsam Başbakan olamam’ dedim ve bütün şehirlerde miting yaptım. Bugün de hiçbir yerde devlet otoritesi değil kamu düzeni kavramını kullanıyoruz. Diyarbakır’da kamu düzeni oradakilerin ortak malıdır. Demokratik bir tabirdir. Devlet otoritesi otoriteleşmeye meyilli bir tabirdir.

Bir koltuktan kalkmak oturmaktan daha cesur harekettir. Koltuktan kalkamayanlar koltuğu kaybetmek korkusundandır. O koltuğu kolay mı bıraktım? Hayır kolay bırakmadım. 7-8 Eylül 2015’de Yüksekova’da 16, Iğdır’da 14 şehidimiz var. Ben bıraktım gittim Van’da şehirlerimizi defnettim. O sırada benim arkamda bana karşı listeler hazırlandı. Şimdi vicdan muhasebesi yapsınlar. Bir Başbakan terörle mücadele için şehitlerini defnederken Ankara’da kendi partisinin içinde birtakım insanlar mevki makam mücadelesi vermeye başladı. O zaman bırakmadım, direndim.

Siyasi Etik Yasası dedim. Meclis’e gönderdim. Sonra bana karşı operasyon başlatıldı. Şeffaflık Yasası, İmar Yasası dedim, yolsuzlukların hepsine karşı mücadele başlatıyoruz dedim. AK Parti içinde Siyasi Etik Kurulu kurdum. Hediye almayı yasakladım. Etik olarak da, dini olarak da uygun değildir. ‘Dün dündür, bugün bugündür’ diyemem. Ben ilkeleriyle yaşayan bir insanım. Başarılı olurum, olmam, mücadele ederim. Baktım ki, ilkelerim ile koltuğum arasında uçurum açılıyor. Ya koltuğa saplanacağım ya da ilkelerim için yeni bir mücadele.

Hala bu davanın neferiyim. O dava benim elimde şimdi. O dava Gelecek Partisi’nde AK Parti’de değil. Bu dava yolsuzluklarla mücadeledir, yasaklarla mücadeledir, bunu Gelecek Partisi mücadelesini veriyorum. AK Parti’de yok.

İnsan doğası imtihanları yaşar. 12 Eylül kongresine kesinlikle kendi listemle giderdim, daha sonra yaşanacakları bilseydim. O listeyi onaylayacağıma kendim liste çıkarırdım.

Ben Ali Bey’le birlikte olmayı arzu ettim, arkadaşlarım da etti. Şunu net söyledim; ‘seçimlerden sonra AK Parti içinde bizim gerçekleri dile getirmemiz lazım, gerçekleri dile getirmeden ayrılmayı doğru görmem’ dedim. Düşük profilli olsaydım Başbakanlıkta kalırdım. Sayın Ali Bey ise saygı duyduğum, sevdiğim yakın dostum olarak ‘AK Parti içinde gerçekleri dile getirmek gerektiğini düşünüyorum. 

Ali Bey ve arkadaşlarının bizimle birlikte olmayı arzu etmediklerini söyledi. Herkes parti kurar, nihayet millete gidilir. Rekabet iyidir de, hiç rahatsız olmam.

 Kendi genel başkanını tarihte ihraç eden ilk arti AK Parti. O kadar kötü bir metinle ihraç ettiler ki. Emin olun o metni lise öğrencisi yazmazdı. Yazan da bir avukat bir hukukçu. Türkçe hatası olarak ben onu sınıf geçirmem. 

Alanlar kapatıldığı gün ben meydana çıktım. Sayın Erdoğan’ı eskisi gibi karşılayan olmadığı zaman, parti kapatılma esnasında meydana çıktım.

Ben iyi bir akademisyen olmasaydım kimse beni baş danışmanlığa getirmeyi düşünmezdi. Dışişleri’nde bakan olmadan en çok tanınan bir isim olmasaydım bakan olmazdım. Buralarda başarılı olmasaydım sayın Erdoğan’ın aklına gelmezdi beni Başbakan yapmak.

‘Gelecek Partisi CHP’ye destek olmak için kuruldu’ diyor. Ben CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ile hepsiyle bugün de görüşüyorum, bütün partilerle görüşürüm ama hiçbir şekilde ittifaka eklemlenmem. Ayrıca bu ittifaklar kalıcı değil. Belli ilkelerde buluşabilirsiniz, uzlaşabilirsiniz o ayrı. Eskiden sağ-sol ittifaklar diye konuşuluyordu. Şimdi şöyle bir ayrım olacak, kapsayıcı siyaset yapanlar ve dışlayıcı siyaset yapanlar.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni savunanlar ‘Ne yani eski sisteme mi dönelim’ diyorlar. Hayır, biz güçlendirilmiş parlamenter sistemini savunuyoruz. Yeni bir vizyon, yeni bir siyaset, Türkiye modern siyasetin problemleriyle boğuşurken küreselleşmeyi kaçırıyor. Dünyada artık 100 yıllık gelişmeler 10 yılda sağlanıyor.

Hiçbir araştırma kuruluşu üzerlerine alınmasın. Bu araştırmacılardan kaynaklanan bir durum değil, toplumsal iklimden kaynaklanıyor. Anketörler telefonu kaldırıyor, Türkiye’de bu kadar baskının olduğu, karşınızda bir ses ‘Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz’. Şimdi o sese AK Parti’nin en çok kızdığı partiye ‘Gelecek Parti’ye oy vereceğim’ demek kolay mıdır? 

8 aydır Gelecek Partisi alanda. Hiçbirimizin ağzından din eksenli bir söz olmadı. Ben Müslümanım, Türküm bunlardan gurur duyarım. Benim için siyaset 83 milyonu kuşatandır. Bir dine mensup olduğu kadar başka bir dine mensup olanlar da var. Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa gayrimüslim vatandaşlarımız kurucu olarak yer aldılar Gelecek Partisi’nde.

Tabandan gelen sosyal liberal bir politika takip etmek lazım. Sosyal adaleti önceleyen gelir adaleti sağlayacak bir yol benimsememiz lazım. Dışarıdan para gelir düzeltiriz, hayır, Türkiye borca boğulur. Biz derhal bütçe revizyonu yapılsın dedik. Gereksiz harcamalar durdurulsun, geride kalan tasarrufla alt gelir gruplara kaynak aktarılsın dedik. 76 milyar TL Merkez Bankası’nda parasal genişleme var. Ama kimlere gitti? Esnafa kira hibesi yapın, kayıtsız işçileri kayda alın, işçiye, esnafa, çiftçiye hibe verin dedik. En tehlikeli şey tam da kriz esnasında halkı tekrar borçlandırmaktır. 

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,927TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri