Ana SayfaTürkiyeDavutoğlu: Hükümetin Türkiye'ye bugün yaşattığı şey kriz değil bir yıkımdır

Davutoğlu: Hükümetin Türkiye’ye bugün yaşattığı şey kriz değil bir yıkımdır

Yıkımdan Çıkışın Yol Haritası başlıklı toplantıda konuşan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Geçtiğimiz hafta bütün bu bağlamda MB Başkanı banka yöneticileriyle toplandı. İntibamız şu ki ne MB Başkanı dirayetiyle bir yön gösterebildi, ne de bankalar bundan sonra şöyle bir yol izlenecek diye bir kanaate ulaşabildiler. Niçin faiz indirimine hazırlıksız bir şekilde gidildiği yönünde bir soruya ‘Mecbur kaldık’ ifadesini kullandığı duyumunu aldık” dedi.

Gelecek Partisi Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Yıkımdan Çıkışın Yol Haritası” başlığıyla düzenlenen toplantıya katıldı.

Toplantıdaki konuşmacılar arasında Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcıları İbrahim Turhan, Serkan Özcan, Kerim Rota, Mustafa Mente ve Feridun Bilgin ile Gelecek Partisi Hazine ve Maliye Politikaları Başkanı Tuncay Dinç de yer aldı.

Toplantıda konuşan Ahmet Davutoğlu, “Türk Lirası taşıyanların fakirleştiği, dolar taşıyanların zenginleştiği bir ülke ortaya çıktı. Kurtuluş Savaşı vereceksiniz ama ay yıldızın üstünde olduğu lirayı değersiz kılacaksınız. Nas hükmünün esası fakiri korumaktır. Bugün ise bu düzeyde faiz yoksulu ezerek zenginlerin türemesine yol açan faiz baronlarının düzenini ortaya çıkarıyor” dedi.

Davutoğlu, “Son günlerde yaşadığımız, Sayın Bahçeli’nin Sayın Erdoğan’ın diline pelesenk olması itibariyle de, önce onları, sonra da bütün toplum kesimlerini uyararak söylüyorum. Bu adaletsizliğe, bu köleleşmeye, bu yoksullaşmaya gösterilen her tepkiyi bir terör faaliyeti gibi gösterme çabası otoriterleşme eğilimidir. Zaten ekonomi bu kadar kötüleşmişse, bu kötüleşmeyi mutlaka daha da fazla otoriterleşme takip eder” diye konuştu.

Ahmet Davutoğlu, “Geçtiğimiz hafta bütün bu bağlamda MB Başkanı banka yöneticileriyle toplandı. İntibamız şu ki ne MB Başkanı dirayetiyle bir yön gösterebildi, ne de bankalar bundan sonra şöyle bir yol izlenecek diye bir kanaate ulaşabildiler. Niçin faiz indirimine hazırlıksız bir şekilde gidildiği yönünde bir soruya “Mecbur kaldık” ifadesini kullandığı duyumunu aldık Merkez Bankası’nın. Niye mecbur kalır Merkez Bankası? Niye kendini mecbur hisseder?” ifadelerini kullandı.

Toplantıda konuşan Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları şöyle:

Bu haftaya iyi bir psikolojiyle başlamayı arzu ederdik. Geçen hafta yaşanan süreç ve umutsuzluk dalgası hepimizi bir kez daha Türkiye’nin geleceği ekonomik durumu konusunda düşünmeye sevk etti. Geçen hafta salı günü yaşanan büyük kur dalgalanması sonrasında kamuoyuna çağrıda bulunmuş ve tüm toplum kesimlerini bu krizle ilgili ortak aklı üretmek üzere buluşmaya davet etmiştim. Arkasından da aynı gün CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Akşener’le görüştük.

Her sektörde yaşanan bu büyük krizi tanımlamak, analizini yapmak için heyet olarak hazırladığımız raporu paylaşacağız.

Geçtiğimiz hafta bütün bu bağlamda MB Başkanı banka yöneticileriyle toplandı. İntibamız şu ki ne MB Başkanı dirayetiyle bir yön gösterebildi, ne de bankalar bundan sonra şöyle bir yol izlenecek diye bir kanaate ulaşabildiler. Niçin faiz indirimine hazırlıksız bir şekilde gidildiği yönünde bir soruya “Mecbur kaldık” ifadesini kullandığı duyumunu aldık Merkez Bankası’nın. Niye mecbur kalır Merkez Bankası? Niye kendini mecbur hisseder?

‘NAS HÜKMÜNÜN ESASI FAKİRİ KORUMAKTIR’

Türk Lirası taşıyanların fakirleştiği, dolar taşıyanların zenginleştiği bir ülke ortaya çıktı. Kurtuluş Savaşı vereceksiniz ama ay yıldızın üstünde olduğu lirayı değersiz kılacaksınız.

Nas hükmünün esası fakiri korumaktır. Bugün ise bu düzeyde faiz yoksulu ezerek zenginlerin türemesine yol açan faiz baronlarının düzenini ortaya çıkarıyor.

Dolar bu kadar oynakken Türk Lirası bazında yapılan bütçeye kim önem atfeder. Korkumuz o ki 70’lerdeki gibi bir ödemeler dengesi krizi yaşayabiliriz.

Bir yıl içinde 365 milyar dolar ödenecek. Naci Ağbal gittiği gün 7.27 liraydı dolar. Bugün 12.5. Kur farkının yüklediği ek yük 1.2 trilyon Türk Lirası.

‘TEPKİLERİ TERÖR FAALİYETİ OLARAK GÖRMEK OTORİTERLEŞME EĞİLİMİ’

Son günlerde yaşadığımız, Sayın Bahçeli’nin Sayın Erdoğan’ın diline pelesenk olması itibariyle de, önce onları, sonra da bütün toplum kesimlerini uyararak söylüyorum. Bu adaletsizliğe, bu köleleşmeye, bu yoksullaşmaya gösterilen her tepkiyi bir terör faaliyeti gibi gösterme çabası otoriterleşme eğilimidir. Zaten ekonomi bu kadar kötüleşmişse, bu kötüleşmeyi mutlaka daha da fazla otoriterleşme takip eder. Aynen 70’li yılların sonrasında 12 Eylül’ün gelmesi gibi. Bugün bir ihtilal bir darbe olabileceği varsayımıyla söylemiyorum bunu ama darbe olmadan da otoriter rejimi tahkim edersiniz.

‘YÜZ KARASI OLARAK HATIRLANACAK’

İbrahim Bey krizin analizini ve muhtemel sonuçlarını söyledi. Hem de krizin adını da koydu. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi krizi diye ama Kerim Bey daha önce daha somut bir isim koymuştu Erdoğan krizi diye. İleriye dönük olarak mutlaka bu krize daha somut isimler verecek ve bir yüz karası olarak hatırlanacak. Halkın yoksullaştırılarak köleleştirilmesi üzerine strateji belirleyenler iflah olmazlar.

‘YIKIMDAN ÇIKIŞIN YOL HARİTASI’

Gelecek Partisi’nin hazırladığı “Yıkımdan Çıkışı Yol Haritası”nın tam metni şöyle:

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile tek kişinin iradesine dayalı bir yönetime geçildi.

Yetkileri kısıtlanmış olan TBMM adeta devre dışıdır.

Kamunun genel koordinasyon ve yürütme yeteneği yok edilmiştir.

Bakanlar Kurulu başta olmak üzere, Kamu yönetiminin ortak karar alma ve koordinasyon kurulları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli ile yok edildi veya beklenilen işlevlerini yapamayacak bir hale dönüştürüldüler.

Kurumların yöneticileri, liyakatli ve görevinin gereğini yerine getirecek yılların birikimine sahip kişiler değil, yandaş sadıklardan oluşan ve yukarıdan gelen talimatları itirazsız uygulayan siyasi hazır kıtalardır.

Denetimsizlik, hukuksuzluk, liyakatsizlik ve sadakat, tek kişinin iradesine bağımlılıkla birleşmiş ve bunun sonucunda ülkemiz tüm insani, sosyal, ekonomik ve demokratik göstergelerde her geçen gün daha da geriye düşmektedir.

Kamu kuruluşları tarafından bilgi ve istatistikler ya hiç yayımlanmamakta ya da yayımlananların inandırıcılığı bulunmamaktadır. Türkiye şu anda göstergesiz bir ülkedir.

Göstergesiz bir yönetimin güven ve inandırıcılık sağlaması mümkün değildir. Güven bunalımı ise yönetim bunalımıdır. Yönetim bunalımı ise yozlaşmayı doğurur.

Yozlaşmanın doğal sonucu kurumsal yıkımdır. Türkiye bugün bu yıkımı yaşamaktadır.

Bu yıkımdan çıkışın tek yolu hemen seçimdir.

Seçimler yapılıncaya kadar Türkiye’nin kaybedecek vakti yoktur. Gelecek Partisi olarak ülkemize olan görevimiz ve sorumluluk duygumuzla mali alanlarla ilgili tespitlerimizi ve çıkışa yönelik önerilerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Kamu Maliye Politikası Önerileri:

1) Covid-19 salgını ile birlikte tüm dünyada kamu maliye politikalarına bakış net bir biçimde değişmiştir. Salgının yarattığı tahribattan en az zararla çıkabilmek için toplumun tüm kesimlerine dokunan ‘sağlık ve sosyal güvenlik’ harcamalarının önemi artmıştır. Nitekim son 2 yılda uluslararası çok taraflı kurumların ve düşünce kuruluşlarının kamu maliyesine ilişkin yaptıkları detaylı çalışmalar bu süreçte yapılacak doğrudan yardımların ve sağlık harcamalarının sürdürülebilir bir büyüme açısından önemini ortaya koymaktadır. Bu nedenle 2022 yılı bütçesi sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerden bütün vatandaşlarımızın eşit koşullarda yararlanabilmesini sağlayacak şekilde yeniden yapılmalıdır.

2) “Orta Vadeli Ekonomik Program” Türk ekonomisiyle ilgili tüm tarafların rehberidir. Bu itibarla söz konusu belgenin kendi içinde tutarlı, ikna edici, güven veren bir yaklaşımla ve çerçevesi çok iyi çizilmiş bir biçimde hazırlanması elzemdir. Hızla, sorunların kaynağını kendinden başka her yerde arayan, yaptığı tutarsız ve keyfi müdahalelerle TL’ye zarar veren yaklaşım terk edilmeli, para politikası ile de uyumlu bir OVP hazırlanarak, ulusal ve uluslararası yatırımcıların güveni tesis edilmelidir.

3) Sadece 2022 yılı bütçesinde KÖİ projeleri için yapılacak ödemeler 43 milyar TL düzeyindedir. Yaşanmakta olan kur krizi ile kaçınılmaz olarak bu rakam daha da büyüyecektir. KÖİ projelerinden kaynaklanan borçlar, kamu borcunun içinde sayıldığında kamu borcunun milli gelire oranı neredeyse AB’nin Maastricht ölçütlerinin üst sınırı olan %60’a ulaşmaktadır. Türkiye dar gelirliye, çiftçiye, emekliye, işçiye, gençlere, hayat pahalılığı altında ezilen vatandaşlarına el uzatamazken, KÖİ projelerinin yarattığı bu ağır yükü daha fazla taşıyamaz.

Acilen söz konusu sözleşmelerin tüm detayı kamuoyu ile paylaşılmalı, “adil” değer tespiti hususunda tarafsız bir uzmanlar grubu oluşturulmalı ve ilgili taraflarla bu sözleşmelerin yeniden değerlendirilerek kamu maliyesi üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirilmelidir. KÖİ yükümlülüklerinin doğru muhasebeleştirilmesi sağlanmalıdır.

4) Üreticilerden, çalışanlardan ve bütün vatandaşlarımızdan toplanan kamu kaynaklarının nerelere ve nasıl harcanacağı büyük bir sorumluluktur. Kamu yönetiminde gelirlerin temininden harcamaların tahsisine kadar tüm süreçleri, mali disiplin hedefine uyumlu bir şekilde vatandaş odaklı bir bakış açısı ile planlayarak ‘vatandaş bütçesi’ uygulamasına geçilmelidir.

5) Türkiye’de vergilerin yaklaşık %70’i dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu oran AB’nin neredeyse 2 katı düzeyindedir. Kötü yönetimin sonucu olarak enflasyon altında ezilen vatandaşlarımızın bu kadar adaletsiz bir vergi sistemi ile daha fazla ezilmesinin önüne derhal geçilmelidir. Vergi sisteminde; aynı durumda olan her bir gerçek ve tüzel kişiyi aynı şekilde vergilendirecek şekilde vergi mevzuatı yeniden düzenlenmelidir.

6) İktidar sadece 2022 yılında vergi teşvik ve istisnaları yoluyla 330 Milyar TL vergiden vazgeçeceğini beyan etmektedir. Adaletsiz dolaylı vergilerle dar gelirlinin bu kadar ezildiği bir ülkede bu büyüklükte bir teşvik ve istisna kabul edilebilir değildir. Derhal bir plan dahilinde teşvik ve istisna tutarlarının vergi gelirlerinin belli bir yüzdesini aşmaması kanuni teminat altına alınmalı, vergi reformu kapsamında vergi teşvik ve istisnalarını kişiye ve kuruma özel olmaktan çıkarılıp, aynı durumda olan gerçek ve tüzel kişilerin hepsini kapsayacak adil bir hale getirilmelidir.

7) Salgın sonrası kamu maliyesinin en önemli zorluklarının başında gelir adaletsizliğinin giderilmesi gelmektedir. Daha adil bir gelir paylaşımının sağlanması için vergi ve harcama politikalarını kamuda tasarrufu merkeze alarak yeniden gözden geçirilmelidir.

8) Türkiye bu kadar kısa sürede kamu maliyesinde bu denli sert bir bozulma yaşarken, ulusal ya da uluslararası yatırımcılar için yatırım yapılabilir bir ülke olarak görülemez. Bu nedenle Hazine ve Maliye Bakanlığı, yeni bir “Kamu Maliyesi Strateji Belgesi” hazırlamalı ve bu çerçevede tüm detayları çok iyi belirlenmiş “Uyarlanabilir Mali Kural” uygulamasına geçmelidir.

İktisadî faaliyetin canlı, büyümenin güçlü olduğu dönemlerde dengeleyici maliye politikaları, şartların olumsuz olduğu dönemlerde ise destekleyici maliye politikaları uygulanacağı açık bir biçimde tüm taraflara duyurulmalıdır.

9) Başta Türkiye Varlık Fonu olmak üzere bütçe dışı nitelik kazanmış olan tüm uygulamalar derhal sonlandırılmalıdır.

10) Bir yandan pandemi döneminin yarattığı zorluklar, diğer yandan kur krizi nedeniyle ülkede ticaret durmuş haldedir. Yüksek okullarda eğitim gören gençlerimiz bir yandan barınma diğer taraftan geçim derdiyle eğitimlerinden gerekli verimi alamamaktadır. Acilen; çiftçilerimizin, esnafımızın ve yüksek okul öğrencisi gençlerimizin karşı tarafı kamu kurum ve kuruluşları olan tüm borçları için bir yeniden yapılandırma programı açıklanmalıdır.

Para Politikası Önerileri:

11) Enflasyonla samimi ve ikna edici bir mücadele yapılmasını teminen, bugün tamamıyla siyasetin güdümüne girmiş olan TCMB yönetimi derhal görevden alınmalıdır.

12) TCMB yönetimine gerekli eğitim, iş yaşamı tecrübesine sahip, tüm paydaşlarca liyakatli bulunacak nitelikte yeni bir yönetim, Hükümetin önerisi ve ilgili TBMM ihtisas komisyonunun nitelikli oy çoğunluğu ile atanmalıdır. Hiçbir hal ve şart altında TCMB’nin araç ve operasyon bağımsızlığı siyasi müdahalelere açık olmamalıdır.

13) Yeni TCMB yönetimi yeni bir “para politikası yol haritası metni” oluşturmalı, %5’lik uzun dönemli enflasyon oranını hedeflemeli ve söz konusu metinle uygulayacağı politikaları tüm ayrıntılarıyla açık bir biçimde kamuoyu ile paylaşmalıdır.

14) Enflasyon hedefinin tutturulamaması nedeniyle iki dönem üst üste hükümete mektup yazmak zorunda kalan TCMB Başkanının, ilgili TBMM ihtisas komisyonunun nitelikli oy çoğunluğu ile görevinden alınabilmesi sağlanmalıdır.

15) Enflasyon hedeflemesi rejiminin önkoşulları olan şeffaflık ve hesap verme yükümlülüğü ilkeleri yasal güvence altına alınmalıdır. PPK özeti açıklanırken üyelerin oyları ve orta ve uzun vadeli enflasyon beklentileri de açıklanmalıdır.

16) TCMB politikalarının belirlenmesinde reel ve finansal sektörün ihtiyaçlarının ve beklentilerinin anlaşılması uygulanacak politikaların başarısı açısından elzemdir. Söz konusu koordinasyonu güçlendirmek amacıyla TCMB Para Politikası Kurulu’na finansal ve reel sektörü temsilen oy hakkına sahip bağımsız iki üye eklenmelidir.

17) TCMB’nin hiçbir politika uygulamasında şeffaflıktan uzak ve güven sarsıcı husus yer almamalıdır. Finansal piyasalarda ekonomi politikalarına olan güveni sarsıcı, uluslararası sermaye akımlarının serbest bir biçimde gerçekleşmesini aksatan, risk algısını yükselten ve uzun vadeli büyüme potansiyelini sınırlayabilecek olan piyasa dışı politika uygulamalarına izin verilmeyeceği açıklanmalıdır.

18) 128 Milyar dolarla ilgili soruşturma başlatılmalı ve siyaset ve bürokrasideki sorumlularının yargılanması sağlanmalıdır.

Bankacılık ve Finansal Hizmetler Önerileri

19) Siyasi etki altına girmiş BDDK başkanının ve kurul üyelerinin görevlerine hemen son verilmelidir.

20) Finansal hizmetler sektörünün denetim ve düzenlemesinin uluslararası en iyi uygulama örneklerine uygun ve özerk olmasının sağlanacağı açıklanmalıdır. Bu amaçla denetleyici ve düzenleyici kurumları siyasi etkinlerden arındırarak, etkin denetim ve gözetim yoluyla, sektörün toplum yararına uygun çalışmasını sağlanmalıdır.

21) Daha verimli ve etkin bir gözetim ve denetim için BDDK ve TCMB, TCMB kurumsal çatısı altında birleştirilerek, finansal hizmetler sektörünün tamamını kapsayacak şekilde yetkilendirilmelidir.

22) Kurumlara ehliyet ve liyakat ilkeleri çerçevesinde saygın yöneticiler atanmalı ve 2 yıllık hedefler belirlenerek TBMM meclis komisyonunda her yıl hedef gerçekleşme raporu sunmaları sağlanmalıdır.

23) Denetim mekanizmalarını güçlendirerek, çapraz denetimlerle sektör bilançoları tamamen şeffaf hale getirilmelidir. Sektöre güveni arttırmak için sermaye teşvik mekanizmaları hayata geçirilmelidir.

24) Kamu sahipliğindeki finansal kuruluşların siyasi tercihler ve çıkar hesapları ile kredi dağıtmasına son verileceği derhal açıklanmalıdır. Bu kuruluşların siyasi etki altına girmiş yöneticilerini hemen görevden alıp, yerlerine liyakat ve tecrübesi kanıtlanmış kişiler atanmalıdır.
Bu kuruluşlara emanet edilen kaynakların bundan sonra varlık amaçlarına uygun olarak çiftçilere, esnafa, KOBİ’lere ve yatırımlara ayırmasını sağlanacağı açıklanmalıdır.

25) Kamu bankalarının 10 Milyon $ eşdeğeri ve üstünde bir kişi veya kuruluşa kredi vermesi şarta bağlanmalı, verilmesi halinde gerekçesi ve finansal koşulları şeffaf bir şekilde açıklanmalıdır. Bu tutarın üzerinde daha önce verilmiş olanlardan geri ödeme sorunu olanlar kamu ile açıkça paylaşılmalıdır. Siyasetin finansmanı için kullanılmış krediler için hemen soruşturma açılmalıdır.

26) Şeffaflığı ve hesap verilebilirliği sağlamak üzere KİT’ler ve kamu bankalarına aktarılan gelir kaybı ve görevlendirme bedellerinin detayları kamuoyuna açıklanmalıdır.

27) Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB), Finansal Kurumlar Birliği (FKB), Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (TSPB) gibi kuruluşlar siyasi yönlendirmeden ve baskıdan arındırılmalı, serbest seçimlerini yapmaları ve sektörlerinin taleplerini demokratik şekilde ifade etmeleri sağlanmalıdır.

28) Kredi Garanti Fonunu (KGF) sürdürülebilir büyüme hedefine ve özellikle küresel ölçekte önemi her geçen gün artan Dijital Ekonomi vb. öz girişim (start up) şirketlerinin kuruluş ve gelişim süreçlerine katkıda bulunacak bir yapıya dönüştürülmesi amacına yönelik olarak tüm paydaşlarla birlikte yeniden yapılandırılmalıdır.

İşsizlik, Gelir Dağılımı ve Yoksullukla İlgili Öneriler

29) Enflasyonla gerçek bir mücadele yürütülmelidir.

30) İnsan onuruna yaraşır bir asgari ücret düzeyi tespit edilmelidir. Asgari ücretle çalışanlar açısından brüt ücret net olarak ödenmelidir. Çalışan açısından brüt asgari ücretin net olarak ödenmesi ve işveren açısından istihdam yükünün azaltılması bütçede kalıcı bir hasara yol açmadan yapılabilecek durumdadır.

31) Asgari ücretliler için TÜİK tarafından ayrı bir yaşam sepeti hesaplanmalı ve artışların bu sepetin üzerinde yapılarak düşük düzeydeki ücretlerin reel olarak yükselmesi sağlanmalıdır.

32) Asgari ücretliler için İşveren tarafından ödenen Sosyal Güvenlik ve vergi yüklerini azaltılmalıdır.

33) Öncelik çalışan ve iş sağlayanda olmalıdır. Kayıtsız çalışanlar için bir seferliğine kayda alma koşuluyla emek barışı ilan edilmelidir.

34) Asgari ücretle ve asgari ücrete yakın ücretlerle çalışanların oranını düşürecek politikalar ortaya konmalıdır.

35) Gerçek sendikalaşmayı teşvik edip, istihdam güvenliğini arttırılmalıdır.

36) İşsizlik fonundan faydalanma koşulları esnetilmeli ve yararlanma süreleri uzatılmalıdır. İşsizlik fonunun amacı dışında ucuz finansman kaynağı olarak kullanılmasına son verilmelidir.

37) İstihdamda cinsiyet temelinde fırsat eşitliği tam olarak sağlanamamıştır. Kadınların işgücüne katılımı teşvik edilmelidir.

38) Yoksulluk sorununun önemli bir parçası olan EYT mağdurlarına Haziran 2021’de açıkladığımız çerçevede, sosyal güvenlik sistemimizin dengesinin bozulmasına izin vermeden insan onuruna yaraşır bir çözüm sunulmalıdır.

39) Dezavantajlı kesimlerin üretim ve emeğinin pazara erişim hakkını kısıtlayan tüm uygulamalar ortadan kaldırılmalıdır.

40) Başta “ev gençlerimiz” olmak üzere, çalışma yeterliliği ve yaşına sahip sosyal yardım alan kesimlerin işgücüne kazandırılması sağlanmalıdır. Sosyal yardım alanlar işgücüne katıldığında işleri kalıcı hale gelene kadar sosyal yardımları kesilmemelidir. Bu nedenle hane halkı gelirine endeksli ve hak temelli bir sosyal yardım programı ilan edilmelidir.

41) Kapsamlı bir vergi reformu açıklanmalıdır. Verginin tabana değil « tavana » yayılması gerekmektedir. Dolaylı vergilerin payı azaltılmalıdır. Vergisinin hesabını sorabilen vatandaşlar, demokratik toplumlar yaratırlar. Vergi bilincini geliştirmek için geliri kaynağında kesilen mükelleften vergisini beyanname vererek ödeyen mükellefe kademeli geçiş planlanmalıdır.

Sermaye Piyasaları Önerileri

42) Borçlanma üzerine kurulu ve tek bacaklı şekilde işleyen finans sistemini daha sağlıklı hale getirmek, kırılganlığı azaltmak ve finansal krizlere karşı dayanıklılığı artırmak üzere sermaye piyasalarının gelişimi desteklenmeli, sermaye piyasasına ve dolayısı ile Türk Lirasına yatırım yapan yatırımcıların korunması için SPK piyasa üzerinde daha etkin kılınmalıdır.

Yatırımın asli unsurunun hukuk, güven, istikrar ve öngörülebilirlik olduğu dikkate alınarak sermaye piyasalarında güven unsurunu sarsacak şekilde ani kararlar almak yerine uzun vadeli bir vizyon ortaya koyulmalıdır.

43) İstanbul’un küresel bir finans merkezi olma iddiası canlandırılmalı, finans merkezi denilen kavramın inşaat projesi olarak geliştirilmesi yerine, fon arayanlar ve fon sunanlar arasında hızlı, kolaylaştırılmış ve güven unsuruna dayalı şekilde buluşma sağlayacak bir mekanizma olduğu gerçeği atlanmamalıdır.

44) Piyasalarda güven unsurunun aldığı yaraların tamir edilebilmesi için tasarruf sahibinin, yatırımcının ve tüketicinin haklarını korumak için piyasa düzenini bozucu hareketlere daha hızlı bir şekilde müdahale edilmeli, kurulacak finans mahkemeleri yolu ile küçük yatırımcının mağduriyeti önlenmelidir.

45) Sermaye piyasalarında öz kaynaklarını güçlendirmek isteyen şirketlere özel teşvikler uygulanmalıdır.

46) Temettü dağıtımının hisse sahipleri açısından önemi kavranarak her yıl temettü dağıtımı teşvik edilmeli, bedelli sermaye artırımları daha yakından denetlenmeli ve izlenmelidir.

47) Kitle fonlamasına gereken önem verilmeli, yaygınlaşması ve kabul görmesi için kolaylaştırıcı önlemler yanında vergisel kolaylıklar da sağlanmalıdır.

Dış Ticaret Önerileri

48) Covid-19 ile beraber tedarik zincirindeki bozulmalar hammadde tedarikinde ve malların hedef pazarlara ulaştırmada lojistik sorunları ortaya çıkarmıştır. Hammadde ve yarı işlenmiş malların tedarikini güvence altına alacak, ulaştırma ve lojistik sektörlerine yatırımlar yapılmalıdır.

49) Avrupa Birliği ülkeleri ile olan Gümrük Birliği ve Serbest Ticaret Antlaşması yaptığımız ülkelerin pazar dinamikleri dış ticaretimiz için son derece önemlidir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi Türkiye’nin birincil dış politika gündemi yapılmalıdır.

50) Ucuz iş gücüne dayalı bir ihracatın sürdürülebilirliği yoktur, kalıcı refah yaratması da mümkün değildir. Orta yüksek ve yüksek teknolojik üretim ile markalı ihracata yönelik yeni ihracat teşvikler tasarlanmalıdır. Teknoloji içeriği ve markalı ihracat gözetilerek, toplam ihracatın % 1’i kadar destek verilmelidir.

51) Ara malı ithalatını yüksek vergi ile caydırmaya çalışmak yanlış bir politikadır. Bu ürünleri içeride üretecek bir stratejiyi hayata geçirerek yerlileştirmeyi artırmak temel hedef olmalıdır. Bu amaca hizmet edecek yatırımcıların, ihracat yapan firmaların yararlandığı bütün teşviklerden yararlanmaları sağlanmalıdır.

52) Türk mallarının kısa zamanda tüm dünyanın gündeminde yer edinen yeşil mutabakat ve sonuçlarından etkileneceği açıktır. İhracata dayalı üretim modelinde, çevre dostu üretim süreçlerine öncelik ve ilave teşvik verilmelidir.

53) Turizm, yurtdışı müteahhitlik hizmetleri, lojistik ile son yıllarda öne çıkan inanç ve sağlık turizmi gibi konularına öncelik verilmedir. Turizm gelirlerimizi artırıcı çok yönlü politikaları ihmal edilmemelidir. Ülkemizin dünyada bir marka haline gelmiş yurtdışı müteahhitlik hizmetleri alanında, Türk işgücü istihdamını artırmaya yönelik tedbirleri ilgili taraflarla istişare ve ortak akılla geliştirilmelidir.

Kurumsal Yetki ve Kapasitenin Kaybı

54) Yasama gücü zayıflatılan TBMM etkin hale getirilerek, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri düzenine son verilmelidir.

55) TBMM ve TBMM adına görev yapan Sayıştay denetimleri gerçek niteliğine dönüştürülerek, TBMM ve Halkın siyaset üzerindeki denetim yetkisi sağlanmalıdır.

56) Yargının üzerindeki vesayete son verilerek, tarafsız ve bağımsız yargılamaların yolu açılmalı ve adalet herkese eşit şekilde uygulanmalıdır. Mevcut yasalar dahi buna müsaittir ve konu sadece bir niyet ve tavır değişikliği ile çözülebilecek mahiyettedir.

57) TCMB, BDDK, SPK, EPDK vb. tüm bağımsız kurum ve kurullar liyakatli ve ehil kadrolara emanet edilerek, bağımsız ve tarafsız şekilde çalışmalarının önü açılmalıdır.

58) Cumhurbaşkanlığında oluşturulan Politika Kurulları iptal edilerek, Bakan ve Bakanlıklar üzerindeki vesayetlerine son verilmeli, Bakan ve Bakanlıkların kendi alanlarında politika oluşturma, uygulama ve sonuçlarından sorumlu olmaları sağlanmalıdır.

59) Müsteşarlık makamı tekrar ihdas edilmeli, Kamu bürokrasisine atamalar liyakat esaslı yapılmalıdır.

60) Türk Kamu düzeni ve kaynaklarının yok edildiği rüşvet ve yolsuzluklarla etkin şekilde mücadele başlatılmalı, teftiş ve denetim mekanizmaları etkin şekilde çalıştırılarak, şaibeli işlemlere karışmış herkesin hukuk önünde hesap vermeleri sağlanmalıdır. Mal bildirimleri etkin bir şekilde denetlenerek kaynağı açıklanamayan gelir artışlarına yönelik müeyyideler tavizsiz şekilde uygulanmalıdır.

61) Kamu İhale Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuat yeniden düzenlenmelidir.

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,701TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri