Ana SayfaTürkiyeDavutoğlu'ndan canlı yayında flaş açıklamalar: Kendimi feda ettim

Davutoğlu’ndan canlı yayında flaş açıklamalar: Kendimi feda ettim

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu Haber Global ekranlarında flaş açıklamalar yaptı. Davutoğlu “Ülkeyi zarara sokmamak için kendimi feda ettim” sözleriyle dikkat çekti.

Siyaset Özel programının bu haftaki konuğu Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu oldu. Başbakan olduğu döneme ve AK Parti’den ayrıldıktan sonra yaşadığı sürece ilişkin açıklamalarda bulunan Davutoğlu, “Ülkeyi zarara sokmamak için kendimi feda ettim” dedi.

Davutoğlu’nun açıklamalarından önemli satır başları şu şekilde:

HALKIN CANINI YAKAN DERİN BİR EKONOMİK KRİZ VAR

Görünüşte halkın canını yakan derin bir ekonomik kriz var. Çiftçiler bu sene gübre atamadı. Gelecek sene arz sorunu olacak. Tüketici huzursuz, ürünlerin her an fiyatının artabileceğinin farkında. Üretici de tüketici de perişan. Türkiye’deki sorun kurumsal çöküş sorunu. Kurumlarının içinin boşalması ve iktidarın ortaya koyduğu planların bilgiye dayanan bir temeli olmayınca, bu bir cahiliye ekonomisi, bir kriz. Bir ülkeyi yönetenler genel olarak siyaset açısından iki şekilde ülkeyi yönetir. Biri kriz, biri vizyon yönetimidir. Vizyona göre krizleri çözülür. Kriz olur. Önemli olan krize yaklaşım ve adım adım bir strateji üretilmesi gerekir.

KRİZİ ANLAMIYORLAR, GÖRMÜYORLAR BİLE

Krizi anlamıyorlar, görmüyorlar bile. Önce tedavi için hasta olunduğunun farkına varılması lazım. Krizi kabul ederek anlamayı bile engelleyen bir kadro oluştu. Bilgi temelli olmayan hiçbir politika başarılı olmadı. TL’yi korumak için gerekirse döviz satarız dediler. Konvansiyonel yöntemle. Düşük kur iyi bir şeyse neden o zaman döviz sattınız? döviz 18 lira olunca da, zaten biz TL’yi düşük kılıp daha çok ihracatla kalkınacağız, dediler. Çin yöntemi ortaya atıldı. 10 liralara geriledikten sonra şimdi yine 13-14 bandına yükseldi. Fiilen faizleri yüzde 25’e çıkarırsanız bir de ben size faiz vereceğim ve kur yüzünden kaybettiğiniz zararı da karşılayacağım, derseniz bu faizlerin artırılması anlamına gelir.

20 ARALIK’IN TEKNİK AÇIKLAMASI FAİZ ARTIRILMASIDIR

70’li yıllarda Özal’ın uyguladığı dövize çevrili mevduatı yeni bir şey gibi milletin önüne attılar. Bugün bir tüccar bankadan kredi almaya çıksa yüzde 35-40 bandında faiz. Devletin tahvil çıkarıp bono ödediği faiz yüzde 26. Arada yine rantçı bir grup kazanıyor. Sayıları 300 bini bulan gruba, bu paralarını bankada tut, ben TL farkını ödeyeceğim diyorsun, yukarı çıkarsa ben sana farkı ödeyeceğim, diyorsun. 20 Aralık’ın teknik açıklaması, faiz artırılmasıdır.

O gece kimler döviz aldıysa bunun hesabının da yapılması lazım. Bu milletin vergilerinden aldığınız parayı 3-4 kişiye veremezsiniz. Benim inandığım inançta böyle bir şey olmaz. dövizin 18 liraya çıkmasından kim sorumluysa onların hesap vermesi lazım? Muhalefet mi çıkardı? 18’den 12’ye düşmesi bir başarı gibi sunuluyorsa bu aldatmacadır. Fiilen faizler artırıldı, bunun ekonomi terminolojisinde başka bir izahatı yok. Bu mucizevi bir müdahale değil.

Müdahale etmiyorsunuz dediğimizde, Ağbal’ın görevden alındığı zamana kadar kredi ve tüketici faizleri yükseldi. Normal kur enflasyon denklemini doğru anlayıp doğru müdahalede bulunmak önemli olan. Siz bu adamı yaraladınız, sonra da aslında daha da derinleştiren bir müdahalede bulundunuz. Aslında narkoz veriyor o sırada hasta acı hissetmiyor. Bu sadece narkoz vermek. Soru şu, 18 liraya çıkmasına neden izin verdiniz? Niye o müdahaleyi dolar Kasım ayında 12-13 liradayken değiştirmediniz? Madem elinizde bir sihirli değnek vardı bunu neden daha önce kullanmadınız? Krizin anlık çözümü size cazip gelir ve onu uygularsınız. Anlık iyileştim zannedilir, hayır, krizi yok sayıyorsun. Döviz yeniden yükseliş trendinde mi o zaman değnek nereye gitti? 18’den kim sattı, 11-12’den kim aldı, bunu sormak lazım.

VATANDAŞ KUR KORUMALI MEVDUAT HESABINA GÜVENMEDİ

Finans piyasaları 20 Aralık’ı örtülü faiz olarak gördü. O gece faizi yüzde 3-4 puan artırsaydınız da yine aynı tepki görülürdü. İnsanlar hemen döviz mi bozdurdu o gece. Ne oldu, finans piyasaları, Cumhurbaşkanının tabiriyle hükümet fiilen faiz artırdı diye gördü. Sıradan vatandaş için psikolojik rahatlık oldu sadece. Güven nerede belli olurdu, kur korumalı TL mevduatını ilan ettiniz ama katılım beklentinin çok gerisinde. Beklenilen şekilde vatandaş güven duyup dövizini çevirmedi. Vatandaşa, onların doların varsa bizim de Allah’ımız var, gelin dolarlarınızı bozdurun, dediler. Nas’tan bahsedip bundan bahsetmek… Dini kullanarak bunu dediniz, vatandaştan doları aldınız, şimdi 18 lira olsaydı 3 misli para kazanacak olan vatandaş şimdi neden dolarını bozdursun. Bir haftaki MB’nin faiz kararı düşürmek değil de çıkarmak olsaydı da yine kur gerilerdi.

BDDK, Hazine Müsteşarlığı, TCMB şimdi görev elimde olsa bu kurumlardan o gecenin verilerini isterim ve hepsini Türkiye’nin menfaatlerine aykırı davranışlarından dolayı hesabını sorarız. BDDK’nın açıkladığı rakamların hepsi spekülatif. Bu mevduat, çok cüzi bir şekilde çevrilmiştir. Mart ayı geldiğinde aradaki döviz farkı ödendiğinde o fark yüksekse hazineden buradan kaynak oluşturacaksınız. Özal, bunu kaldırdığında gelecek nesillere ders olun ve bu krizin en temel nedeniydi, dedi. Hazineden buraya aktarılacak kaynak ile sonuçlarının ne kadar kötü olduğunu göreceksiniz.

KİMLER YÜKSEK MİKTARDA DÖVİZ ALIP SATTIYSA HESAP VERMELİ

Bir gecede böylesine bir kur oynaklığı olduysa ve daha önceden müdahale edilmediyse burada bir kaynak aktarılmıştır. 18 liradan doları bir anda 12 liraya düşüren bir mekanizma varsa burada kimler yüksek miktarda döviz alıp sattıysa ve bunların üzerinde hangi karar mekanizmaları varsa bunların hesap vermesi gerekir. Maliye Bakanının kardeşinin yüz baz düşecek demesi ve ertesi gün düşmesi, kardeşi spekülasyon yapamaz. Bu bilgiyle bir kur döviz işlemi yapıldıysa bunun hesabı sorulmayacak mı?

Bir kararla 18 liradan 12 liraya düşecekse döviz kuru, o gecede bir anda düşmesindeki tüm işlemleri sorgulardım. Türkiye’de şeffaf bir ilişki yok. İlk defa bu konuyu ortaya çıkaran Başkan Yardımcımız Kerim Rota’dır.

MİLLETİN EMANETİNE İHANET EDİLMİŞTİR

Devletin hazinesi 84 milyonun hazinesidir. Oradan kimse kur garantisi adı altında geçici bir şekilde krize müdahalede bulunmak için kaynak aktaramaz. Kamu maliyesi milletin devlete emanetidir. Bu emanete ihanet edilmiştir. Çok açık bir veri var. 18 liradan 11 liraya dövizin düştüğü gece, hiç kimse spekülasyon yapmamış olsa neden düşsün? Yetkililere söylüyorum sizin nihai vazifeniz milletin çıkarını korumak. Bütçenin, hazine kaynaklarının bu şekilde kullanılmasına alet olmayın. Spekülatif hareketlilik olmasaydı bu kadar düşüş olmazdı zaten. Bir taraftan da piyasaya kapı arkasından dolar zerk edildi. Bunların hiçbirinin ekonomik bir izahatı yok. Birileri bundan kazanç elde etti.

Başbakanlık görevini aldığımda bütün ekonomideki kara delikleri gördüm. Sanayiden inşaata kayan ekonomiyi gördüm. İlk geldiğimizde stratejik yapısal dönüşüm programı açıkladık. AR-GE yatırımlarının artması için yepyeni bir yapısal dönüşüm stratejisi başlattık her sektörde. AR-GE açılışlarına katıldım. Ekonominin dar kaynaklarının imar ve ihali yolsuzlukla birtakım şirketlere aktarıldığını görünce tedbir açıkladım. Parti içinde bir komplo ile karşılaşacağımı hiç düşünmediğim için ‘imar yasası çıkaracağım’ dedim. İnşaattaki kısa dönem karlar için sanayiye kaynak aktarıyorsunuz, dedim. Bu yasayla bir daha hiçbir siyasiyle imar planı yapılmayacaktı, inşaata kaynak aktarılamayacaktı. Üretim sektörü ve üretim önemlidir, üretim ve arzın olmadığı yerde konut  olmaz, demiştik. Ne oldu? İnşaat rantlarının hepsi kamuya gidecek, dedim. Bu yapılsaydı Türkiye’de böyle bir tablo ortaya çıkmazdı. İhale yasalarını değiştireceğim dedim, ihale yasalarında gerekli düzenlemeler yapılsaydı bu kadar kaynak hazineden aktarılır mıydı? Siyasetin rant alanı olmasından çıkarılması için şeffaflık getirmek istedim. Benim yetkilerimi kısıtlamaya imza atanlar ve temel aktörler bunların hepsi biliniyor. İmza atanlara sordum, neden attınız, diye. Talimat aldık, dediler. Bana yapılan komplo ve troll çetelerinin saldırılarıyla o reformlar ertelenmeseydi Türkiye’nin milli geliri yükselirdi. Millet böyle fakirleşmezdi. Kimler Türkiye’yi adalete ve TL güvenilmez noktaya getirdiyse onlar bu işin sorumlusudur. O imzaların koordinasyonunu yapanlar şimdi Türkiye’nin bu haline gelmesine neden olanlar.

Diğer zihniyet Türkiye’de her türlü yolsuzluğun önünü açan ve halkın vergilerini peşkeş çeken bir zihniyet çarpıştı. Ülkeye temiz siyaseti getireceğiz. Halkın çilesini unutup lüks ve sefa içinde yaşayanların sefasına sın vereceğiz. Şimdi bu işi tamamlayacağız.

Önüme gelen hiçbir dosyası işlemsiz bırakmadım. Ne yedim ne de yenmesine izin vermedim. Gereği yapıldı. Sinekleri kovalarken bataklığı da kurutmayı tercih ettim. O bataklıktan beslenenler bunu istemediler. İçişleri Bakanı bildiğini söylediği on bin yüz dolarla maaş alan milletvekillerinin olduğu faiz gelecek dönem iyice yükselecek. Şimdi asgari ücrete yapılan zam enflasyonu ancak yakalıyor.

NAS’I ÖRTÜLÜ FAİZE ALET EDENLER DAVAYA ZARAR VERDİ

Bu davaya zarar verilmesine izin vermeyeceğim, dedim. Otoriter sistem kurup, Nas’ı örtülü faize alet edenler davaya zarar verdi. Milletin cebinden üçer beşer toplanan vergiyle birkaç vatandaşı zengin edenler zarar verdi. Milletin genç evlatları işsizlikten kıvranırken kendi yakınlarını torpille atayanlar zarar verdi. Bugün olsa 5 Mayıs’taki konuşmayı yine yapardım. Benim meselem Erdoğan’la değil bir erdem ve ahlak meselesiydi. Bunu söyledim. Ben sizden yoldaş göremiyorum, refik göremiyorum dedim.

ÜLKEYİ ZARARA SOKMAMAK İÇİN KENDİMİ FEDA ETTİM

Sezar ve Ecevit arasında yaşandığı gibi çıkıp millete deseydim, Cumhurbaşkanı talimat verdi benim adıma imza toplanması için bu ülkenin göreceği zararı tahmin edebilir misiniz? Bu dava sahtekarlarına asla ortamı bırakmayacağım. Ben bunlar için siyasete girmedim. Beş kez milletvekilliği teklifini reddettim. Siyasete AK Parti kapatma davası açıldığı zaman girdim. Siyasete mevki, makam için girmedim. Benim etrafımdakilerle ben başka bir parti de kurabilirdim. Belki de kongrede AK Parti benim elimde kalırdı. Ben o gün ülkeyi zarara sokmamak için kendimi feda ettim. Yolda sokakta kimse AK Parti’yi savunamıyorlarsa bunun nedeni benden sonra yönetimi ele alanlardır. Cumhurbaşkanı hukukunu koruyacağım, dedim. O benim hukukumu korumadı. Benim, eşimin konferanslarını iptal ettiler, kitaplarımı raflardan indirdiler.

AK Parti’yi MHP’ye mahkum ettiler. Ben tek başına iktidar olan bir AK Parti bıraktım. 2018’de MHP’nin yüzde 10 oyunu çıkarın bakalım.

Dövize çevrili mevduat teknik bir süreçtir. Verilen garantiler zamanla birikti ve devletin üzerine yük oldu. Enflasyonu da 3 haneli rakamlara getirdi. Bununla 1993-94 enflasyonu karşılaştırılamaz. Anayasal çerçeve öyle bir çatışma doğurdu ki… Özal ve Demirel arasında yaşanan gerilim otorite krizi doğurdu. Yetki ve sorumluluk dengesi bozukluğu bir soruna yol açtı. Özal ile Demirel arasındaki çatışmaların olduğu dönemle dövize çevrili mevduat hesabı aynı şey olamaz.

Bu ülkenin insanının çektiklerinden yüreğim yanıyor. Doktorların yurt dışına gitmesi benim yüreğimi yakıyor. Umut, doktor onunla konuştum. Siz başbakanken 300 euro burs alıyordum şimdi 440 euro maaş alıyorum. Yurt dışına gitmekten başka çarem mi vardı, diyor. Makamını ilkeleri için terk eden bir Başbakanın konuşması diyecekler benim için. Makamlar bırakılır, ahlak, zihniyet, ilkeler bırakılmaz. İleride o konuşma bir siyasi ahlak dersi olarak görüşülecektir.

İnsanlar şu tercihe zorlandı. Davutoğlu mu, Erdoğan mı? Benim böyle bir iddiam yoktu. AK Parti kapatma davası açıldı diye ben siyasete girdim. 2003’te girdim ve ben akademiye döneceğim dedim. Yeni insanlar yetiştirelim dedik. Planlama yaptık ve 6-7 ay çalışıp ayrılacaktım. 2008’de asker Kuzey Irak’a girdi, o krizi çözmek için Bağdat’a girip görüşmeler yaptıktan sonra AK Parti kapatma davası açıldı. Ben emeksiz hiçbir yere gelmedim. Cumhurbaşkanına her zaman müteşekkir olmadım. Özal ve Demirel de eski arkadaşlardı.

Biz yolu değiştirmedik onlar başka bir yere getirdiler. Davayı biz terk etmedik. Onlar terk ettiler. Eğer işler iyi gitseydi, bir an bile geri dönüp bana bunu neden yapsaydınız diye sormazdım. Partim, ülkem ve İslam dünyası için kaygılıyım diye metin verdim. Kamuoyu bile bilmiyordu benim bunları söylediğimi. Türk siyasetine bakın, kendi partisinden ihraç talebiyle disipline sevk edilmiş başka bir genel başkan biliyor musunuz? Geçmişte neden konuşmadınız diyenlere şunu söylüyorum, bütün Türk siyasetini inceleyin, en yakın arkadaşlarının hatalarını görüp tek başına çıkıp da kendi partisine yönelik bayrak açmış ikinci bir lider var mı? Bir Ecevit var, CHP’den ayrılmış ama o zaman CHP iktidar değildi. Ben bunları neden yapayım? Hiçbir şahsi hesabım yok. Her fedakarlığı yapmaya hazırım. Benim hukukumu koruması gereken Cumhurbaşkanı beni dolandırıcı ilan etti. Bir tek benim özel muamele yaptığım kimse yok. Geçen sene Cumhurbaşkanıyla görüşmek için bizzat müracaat ettim. Perinçek’e ayırdığın vakti bana ayırmayacaksın. Bu dava benim, bu dava benimle birlikte ihraç edilen 6 arkadaşımın.

ORTADA KESİNLİKLE BİR MODEL YOK

Ekonomi modeli yok ama ortada refleksif bir hareket var. Ortada bir model olduğuna inanmıyorum. Bu mevduatlar hazine üzerine öyle bir yük oluşturacak ki, enflasyon artacak, en geç mart nisan gibi üretici enflasyonu yüzde 100’leri geçer, tüketici enflasyonu da TÜİK rakamlarına göre bile yüzde 60’ı bulacak. Yaz enflasyonuna bile yüzde 50’den aşağı bir enflasyonla girmeyeceğiz. Döviz ise, muhtemelen ileride faiz indirimine girmeyecekler, sabit tutarlarsa kur enflasyon ilişkisi yine olumsuz etkilenir. Ortada kesinlikle bir model yok ve yaz ile ilgili planları yanlış. Şimdi gübre atılamadı, 15 bin lira fiyatı. Çiftçi satsam arazim 15 bin TL etmiyor, diyor. Bir dönüm alanda buğday için ekim sürüm mazotu 120 lira. Türkiye’de tarım gelecekteki en önemli mesele.

 TÜRKİYE’DE DÖVİZİN DÜŞMESİNİ GEREKTİRECEK BİR POLİTİKA İZLENMİYOR

Partideki arkadaşlarımızın hepsi de hem kamuda hem de özel sektörde çalışmış arkadaşlar. Pandemi başladığında para basacaksınız basın ama bunları verimsiz alanlara israf etmeyin ve üreticiye kaynak verin ve çiftçiye özel destek verin, dedim. Tarıma birinci önceliği verin, dedim. Tarım bitme noktasına geldi. Anadolu’da bu sene yağışlar iyi. Buna rağmen ciddi bir tarım arz açığı ortaya çıkacak. İthalata yöneltecek, bu dövizle yapılacak. Kurda da bütçe açığı olarak yapılacak ödemeler, enflasyona sebep olacak. Yaz aylarında enflasyon artan maliyetler dolayısıyla artacak. Döviz de yine artacak. FED’in faiz rakamları dışında şu anda Türkiye’de dövizin düşmesini gerektirecek bir politika izlenmiyor.

Ne yapılmalı? Yarın iktidara gelsek. Beş tane çıtayı koyarız. Ekonomi bir iklim içinde seyreder. Güvenin tesis edecek adımlar, kur faiz enflasyon arasındaki ilişkiyi dengeye oturturuz. Kurumları rehabilite etmek üzere yepyeni bir kadroyu kurumsal bir canlanmaya sevk ederiz. 2022 bütçesini yeniden yapar ve birinci önceliği gelir adaletsizliğine veririz. Dar gelirli vatandaşımızın hayat standardını yükseltecek bir politika uygularız. Bütün gereksiz harcamalarını durdurur ve temiz siyaset belgesinin gereği olarak yolsuzluklara karşı yepyeni bir çalışma başlatırız. Makro ekonomik dengelerle birlikte yeni bir bütçe oluştururuz.

Erbakan’ın döneminde olduğu gibi ilk kez benim zamanımda reel anlamda gelir arttığını söylediler. Kurumsal reform ve dönüşüm programlarını açıklayacağız. Reel sektörün bütün alanlarını ve mesela tarımda da çok yetkin bir ekibimiz var, tüm havza ve ovalara dönük bir tarım çalışması başlatıyoruz.

Üreten dertli, tüketen dertli. Bu yapısal dönüşüm ile de gelecek ekonomik modeli var. Bankacılık sektörünü komple gözden geçireceğiz. Türkiye’nin erimiş rezerv kaynaklarını araştıracağız. Göçte artan nüfusun artırmak üzere yeni bir program uygulayacağız. Sayıca artan değil gerçek üniversitelerin ortaya çıkması için gerekli altyapıyı tesis edeceğiz. Buradan taahhüt ediyorum bir kuruş bile haramzedeye gitmeyecek.

TERÖR FAALİYETLERİNE DESTEK VEREN HERKESİN HESAP VERMESİ LAZIM

Terör faaliyetlerine destek veren herkesin hesap vermesi lazım. Kimseye de ayrımcılık yapılmaması lazım. Şimdi bu milletvekiline bu işlem yapıldıysa Perinçek’e de dava açılması lazım. Erdoğan’ın bugünkü tutumuna baktığınızda Çözüm süreci sürdürülmeli, parti kapatmalara karşıyız, diyerek bunları şimdi savunuyor. Perinçek’in gazeteci ve siyasi kimliği hiç ayrılmamıştır. Sayın Ecevit, Arayış dergisini 1981’de çıkardı diye siyasi kimliğinden çıkmış mı oldu. Perinçek için de aynı süreci başlatırlarsa samimi olur. Edirne’deki en büyük hesabı İmralı’dakine verecek, demesi hukuk devletinde açıklanması gereken birçok şeyi ortaya çıkarır. Demirtaş bir tutuklu, Öcalan ise bir hükümlü. İkisi de devletin ve Cumhurbaşkanının kontrolünde. Kim kimden hesap soracak, bu nasıl bir mekanizma, bir makam olarak mı görüyor Öcalan’ı, bu hukuk devletinin bitmesi anlamına gelir. Öcalan’a hesap sorma yetkisini vermek teröre teşvik etmek olmaz mı? Türkçesinden bu anlam çıkıyor. Demirtaş, Öcalan’a nasıl hesap verecek, ikisi de mahpus…

SEMRA GÜZEL’E HUKUK NE GETİRİYORSA O OLMALI

HDP’den şimdi de hesap sorarız. Sayın Erdoğan bu sözüyle Öcalan’a yetki aktarımı verdiği anlamı çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı makamını tenzih ediyorum. Öyle de olsa makamı böyle bir sözden tenzih ederim ben. Semra Güzel’e hukuk ne getiriyorsa o olmalı. O resmi savunmak gibi bir şey zinhar… Bölgeyi teröristlerden arındıran çalışmalar benim dönemimde oldu. Ben ikiyüzlü politikadan bahsediyorum. Hapishaneler ve Kandil üzerinden bir tartışma yürütmek asla doğru değil.

Ben parti kapatmalarına esastan karşıyım ama partiden herhangi birisi teröre ya da herhangi bir suça da karışmış olabilir. Kim olursa olsun hesap vermeli. Parti kapatma üzerinden siyasi dizayn yaparsanız bu meşru siyaset alanlarını kapatıp kontrolünüzde olan başka bir düzen üzerinden siyaseti dizayn etmelidir. Anaysa mahkemesi de bu dizayndan etkilenmemelidir.

Türkiye’nin çıkarlarını korumak konusunda hiçbir zaman kaçmadım. Türkiye’de faaliyet göstermesi meşru kabul edilen hiçbir partiyle görüşmekten kaçınmadım. HDP’li Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile görüşmemiz Türkiye’nin faydasınaysa görüşürüm. Bana ne söylediği benim hakkımda ne düşündüğü önemli değil. Benim siyasi partilerle ve başka ülkelerle itilaf yaşadığımız göz mesafesinde görüşürüm ve bu nedenle benim arabuluculuğuma güvenirlerdi. Muhataplarımla görüştüm ve basın toplantısının olmaması bizden kaynaklı değildi. Ben soru almaktan çekinmem ama HDP heyeti böyle düşünüyor dedim.

HDP’YE TERÖRE KARŞI TAVRINIZI NET OLARAK GÖSTERİN, DEDİM

Kendilerine HDP heyetiyle ile görüştüğümüz zaman teröre karşı meşru tavrınızı net gösterin, dedim. HDP heyetine terör dendiği zaman ne denmek istendiği anlaşılır. HDP’nin PKK dediğimi anlayacağı şekilde söyledim. Osman Öcalan’a TRT’ye çıktığı zaman bu nasıl çıktı diyecek birisi değilim. Benim orada terör örgütünden ne kast ettiğimi vasat seviyedeki zeka seviyesine ait birisi anlar. HDP’ye teröre karşı tavrınızı net olarak gösterin, dedim. HDP de biz teröre karşıyız, dediler. İmralı’dan mektup getirip seçimi neden etkilemeye çalıştınız, diye sorulduğu zaman o zaman Türkiye’de seçim demokratikleşir. Görüşmede ittifak konusu asla açılmadı. Dün de Akşener ile görüştüm, bütün detayı vermedim. İttifak seçim gündeme geldiği zaman ortaya çıkar, bunu da şeffaf bir şekilde paylaşırız. Anadolu’da Yörük Ahmet ve Kürtler tarafından Serok Ahmet denilerek sevilen birisiyim.

Parlamenter sistem konusunda şu anda 6 parti ile görüşüyoruz. İttifak seçim aşamasında ortaya çıkacak. HDP ile ittifak gündemimizde söz konusu değil. Onların da bizim de böyle bir talebimiz yok. Örgüt ve HDP arasındaki ilişkinin netleşmesi lazım. Bunu da görüşmelerimizde ifade ettik.

BENİM ADIMIN VE GELECEK PARTİSİ’NİN ADININ GEÇMEDİĞİ ANKETLER VAR

Kesinlikle Türkiye’deki anketlerle ilgili maalesef ciddi gerçeği yansıtma bakımından korkularımız var. Bir kere korku iklimi var. Yakın zamanda AK Parti’li olan bir heyetten herkes destek beyan ettiler, anketçi gelseler açık bir şekilde söyleyemeyiz dediler. Türkiye’de saygın olduğu kabul edilen bazı şirketlerin anketlerinde bile benim adımın ve Gelecek Partisi’nin geçmediği anketler var. Hepsinin ismi var, bir tek isim yok, Ahmet Davutoğlu. Anketlerde Ahmet Davutoğlu yok, başka birisini seçin, hatta şimdi sizi başka bir isme yazalım, diyorlar. Bu ortamda anketlere güvenilmez. Kendi anketlerimizde sürekli bir yükseliş halindeyiz.

ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİM 1946’DAN BERİ EN BÜYÜK SÜRPRİZİN YAŞANDIĞI SEÇİM OLACAK

Seçim ortamı anketlerin tablosunu netleştirir. Şu anda seçim ortamında değiliz. Korku ortamı var. İL bazlı yapıldığında biraz daha gerçeğe ulaşılıyor. Asıl önemli olan gerçek ortamda gördüğünüz. Benim gördüğüm tablo şudur, seçim ne zaman olursa olsun 1946’dan beri en büyük sürprizin yaşandığı dönem olacak.

Geldiğimiz yerde siyasi alanda yıpranma ahlakı bozdu, ahlak da siyaseti bozdu. Örtülü ve açık faizi meşru gösteren tutumlarından bu kadar mazur görülebilir tutumlarına kadar, siyasetinin bu hatalarını kanaat önderleri de meşru göstermeye çalıştı. Kendisi gibi düşünmeyenleri dışlamak özgürlükçülük ile desteklenmesi gereken muhafazakarlığı yıprattı. Siyasete tekrar girme sebeplerimden bir tanesi yıpranmaydı. Ben siyasal İslamcılık diye bir tabiri hiç kabul etmedim. İnançlı bir insanım. Herkesin düşüncelerine saygı göstermek gerekir. Herhangi bir yerde siyasal Hristiyanlık demeyip de siyasal İslamcılık demek yanlış olur. Bağımsızlık da, İstiklal Savaşı da bizim davamızdır. Bu yıpranma süreci bugün Beştepe’de Cumhurbaşkanı etrafında bulunanları bir ankete tabii tutsanız çoğu muhafazakar değil. Bu cumhurbaşkanlığı sistemini ben getirdim diyen başdanışmana bakın Marksist gelenekten geliyor. Önceki oy tercihlerine bakılsa AK Parti’ye yüzde 10 çıkmaz. O kadrolar bugün tasfiye edildi. Bunların faturasını kimse muhafazakar insanlara yükleyemez.

AK PARTİ OTORİTER ÇİZGİDEKİ PARTİLERİ KENDİ YANINA ÇEKTİ

Biz partimizi herhangi bir partinin devamı gibi kurmadık. Aramızda her partiden insan var. Bizdekiler ilkeli insanlar, kamu çıkarını savunan insanlar. Muhalefette bir mücadele, iktidarda bir pastayı paylaşmak için geliyorsunuz. Bundan sonra iki kanat olacak temel hak ve özgürlükleri savunanlar diğer tarafta ise yasakları savunanlar, manevi milli değerleri istismar edenler, otoriterliği benimseyenler. Perinçek ile Erdoğan’ın birleştiği nokta şu an otoriterlik. AK Parti kendi değerlerinden uzaklaştıkça otoriter çizgideki herkesi yanına çekti. Önümüzdeki seçim demokratlığın mı otoriterliğin mi seçimi olacak. Sağcı solcu seçimi olmayacak.

Yeni bir parti kurmak uzun bir yolculuğa çıkmak gibi. Yola çıkmadan önce hazırlıklarını yapacaksınız. Fikir ve insan unsuruyla önce bir çerçeve ve bir parti uyumu hazırlamanız ve onu iktidara hazırlamanız gerekir. Bizden sonra 30’u aşkın parti kuruldu. Bir dalgakıran gibi korku iklimini dağıtan parti Gelecek Partisi’dir. Her kesimden arkadaşlar geldi, onlara şunu dedim, ben size iktidarı vaat etmiyorum, size çileli bir yolculuk vaat ediyorum. En yakın arkadaşlarımız bizi dışlayacak ama ortak fikirde birleşiyor muyuz, bir parti programı yazdık, en kapsamlı ve tutarlı programdır. Kurucular kadrosuyla bir ekip oluşturduk. Daha önce birbirini hiç tanımayan insanları her biri ile akşam sohbetleri yaptım. Hepsi farklı mahallelerden ama kuvvetli bir ekibiz. Herkes birbirini tamamlıyor. Engellemelerde karşı karşıya kaldığımız şeyleri tasavvur edemezsiniz. Buna rağmen örgütlendik, parti inşa ediyoruz, bu aşamalarda ittifak anlaşması yapılmaz. Biz ittifaklar arasındaki soğuk savaşı yıkmaya geliyoruz. Taraflar arasında ortak iklim oluşmaya başladığını görüyorum. Farklı görüşlerdeki insanlarla sohbet edebilmek Türkiye’nin mayası için çok önemli. Cumhur İttifakı’nın yapay birbirine mahkum bir ittifak olduğunu düşünüyorum. Cumhur İttifakı doğunca Millet İttifakı doğdu. İki grubun da seçim ittifakı olduğu aşikar ama Millet İttifak parlamenter sistem için çalışıyor ve bir aşamada kaydedildi. İlerleyen zamanlarda iki ittifakın da yapısı değişecek. Bahçeli’nin grup konuşmasında Derviş ile Ecevit arasındaki konuşmaya atfını hatırlarsınız. Peki, Ecevit’i erken seçime kim götürdü? Düşüşe geçen ittifaklarda bir süre sonra soru şu olur, kim bunun sorumlusu?

Bundan bir ay önce Bahçeli biz iktidar değil muhalefetiz dedi çünkü her yerde biz iktidarın parçasıysak bu yolsuzluk ve yoksulluğa ne diyeceğiz, dediler. Bu durum uzun süre devam etmeyebilir. AK Parti memnun mu peki? En büyük rahatsızlıkları ise MHP’nin karar aşamalarında AK Parti’den daha etkin olması. Herkes Türkiye’de yeni  bir siyasi anlayışla halkı ikna edebilecek bir siyasi oluşuma ihtiyaç olduğunun farkında. Biz bu ülkeyi daha iyi yönetiriz. Biz var olan herhangi bir ittifaka eklemlenmeyeceğiz. İttifaklar değişecek ve farklı yapılar oluşacak.

Kılıçdaroğlu ile de Akşener ile de görüşmemiz her birimizin kaygılarını gözeten eşit bir siyasi görüşmedir. İlerleyen zamanlarda yeni denklemler ortaya çıkacak. Erken bir aşamada aday tartışmak siyasetin önünü tıkamaktan başka bir şey değildir. Son zamanlarda Erdoğan siyaseti doğru okuyamıyor. Akşener ve Kılıçdaroğlu ile yaptığımız görüşmelerde demokratik toplumun inşa edilmesi, 28 Şubat kaygısı duyan muhafazakar kesimin, FETÖ kaygısı duyan seküler kesimin, yolsuzluk kaygısı duyan kesimin… herkesin beklentilerine uygun bir politika inşa etmemiz lazım. Cumhur İttifakı bize kapıyı kapatmadı.

Hayatım boyunca dini değerlere Orta Çağ zihniyeti diyenlerle mücadele etmiş bir insanım. Bunların karşısında olurum her zaman. Bu argümanı kınıyorum. Doğu Perinçek’in 28 Şubat’taki başörtüsü ile söylediklerinden yola çıkarak bütün bir ittifakın başörtüsü düşmanı olduğunu söylemek doğru olur mu?

ENES KARA’NIN İNTİHARI, CEMAAT VE TARİKAT YURTLARI TARTIŞMASI “BÜTÜN DİNİ YAPILAR TEHLİKE GİBİ GÖRÜLMEMELİ”

İntihar evrenseldir. Benzer bunalımları tetiklememek lazım. Böyle bunalıma düşen gençler varsa onlar birinci düşüncemiz olması lazım, intihar eden gencimiz gelecekle ilgili ümitlerinin kalmadığını söylüyor, ailesiyle ilgili sitemleri var, hepimizin çıkarması gereken dersler var. Tek bir faktöre dayandırarak cemaat evlerine, bir karşıtlık oluşturmak, burada da bir olay yaşanmış ve dini yapıların hepsi bir tehlike gibi gösteriliyor. Hepimizin çıkarması gereken ders aileden başlayarak bu bunalıma düşen gençlerle ilgili ne karar alacağımız. Genç özgür olmak ister ve ailesinin kendisine saygı duymasını ister. Gençler şu an bunları hissedemiyor ve bundan kaynaklı bir psikolojik travma yaşıyoruz. Seküler vakıflar da var. Dini veya seküler bütün bu yaklaşımlara karşı özgür düşünceyi ve kişilik gelişmesini sağlayacak özgür bir irade tein edecek iklimler oluşturmamız lazım. Bugün bu yurtlara, vakıflar olarak söyleyeyim dini ya da seküler gençlerin şahsiyetlerini kısıtlayan tüm yapılara karşı çıkmak lazım. Ama bunu dini değerlerle karşılamamak lazım.

Kendi partim için başka bir partinin sizin adayınız bu olması lazım demesi nasıl hoşuma gitmezse ben de başka bir parti için bunu söylemem. Kimin aday olabileceğini söylemem benim hakkım değildir. Abdullah Gül ile uzun bir süreden sonra görüştük. Açık bir şekilde gidişatı paylaştık. Görüşleri bize yakındır. Parlamenter sisteme dönülsün demiyoruz, biz gerçek anlamda bir parlamenter sistem istiyoruz. Ben Başbakanlık yaptığım dönemde Başkanlık sistemine doğru bir evrilme var dedim. Ama bu öyle bir tecrübe oldu ki bu kadar kısa sürede yıpranmış başka bir sistem yoktur. Ben parlamenter sistemi hep uygun gördüm.

Tek tek çıkan kararnamelerle ülke yönetirseniz ülke bu hale gelir. Tek istikrar unsuru şu an Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının devam etmesi. Bakanlar değişti. Cumhurbaşkanı tek başına karar verince kurumsal akıl devreye girmeyince, Türkiye’de şu an ertesi gün neler yaşanabileceği konusunda kimsenin bir öngörüsü yok.

Bugün parlamenter sistemde seçim yapıldığında şu anki oy oranlarının korunacağını kimse iddia edemez. Hangi seçim sistemi olursa olsun şu an iktidar partisinin kazanma şansı yok. Biz yeni bir Türkiye inşa edeceğiz.

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,707TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri