Ana Sayfa Türkiye Davutoğlu'ndan değerlendirmesi: Azerbaycan dışında destekçimizin olmaması pozisyonumuzun haksızlığından değil, diplomasimizin...

Davutoğlu’ndan Doğu Akdeniz değerlendirmesi: Azerbaycan dışında destekçimizin olmaması pozisyonumuzun haksızlığından değil, diplomasimizin zayıflığındandır

Genel Başkanı , partisinin genel merkezinde kameraların karşısına geçti. Davutoğlu'nun gündeminde Doğu Akdeniz'de tırmanan gerilim vardı

Genel Başkanı , ’de yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye’nin durumunu değerlendirdi. Davutoğlu, dış politikada kurumsallık ve rasyonellik vurgusu yaptı.

Sözlerine “Ülkemiz dış politika bağlamında son derece kritik bir kavşaktan geçiyor” diye başlayan Davutoğlu, “Gelecek Partisi olarak yerimiz Türkiye’nin güvenliğinin ve milli çıkarlarının yanıdır.” ifadelerini kullandı.

Doğu Akdeniz’de on yıllardır süregelen gerilimin son dönemde en üst düzeylere çıktığının altını çizen Gelecek Partisi lideri, “Bu gergin ortamın çok daha tehlikeli boyutlara doğru ilerleme potansiyeli taşıyor olması da endişelerimizi artırmaktadır.Buna karşın gerilimi düşürücü mahiyette herhangi bir etkili ve çözüm getirebilecek adım ya da süreç masada bulunmamaktadır. Müzakere ve diplomasi kanalları adeta gündemde yoktur.” dedi.

İktidarın Doğu Akdeniz’deki tutumunu destekliyoruz

Türkiye’nin ve iktidarın Doğu Akdeniz’deki tutumunu desteklediklerini belirten Ahmet Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Haklı olduğumuz konularda hiçbir taviz, hiçbir geri adımın söz konusu olmaması gerektiğine inanıyoruz. Gösterilebilecek en küçük bir zafiyet sadece bugünlerimize değil, geleceğimize, gelecek nesillerimize büyük bir yük anlamına gelecektir.”

Türkiye, Doğu Akdeniz’de köşeye sıkıştırılamaz

Davutoğlu, Akdeniz’in Türkiye için önemine dikkat çekerek “Türkiye’nin Doğu Akdeniz sahilleri üç ana ekonomik faaliyet alanının ana üssüdür: Antalya’da turizm, Mersin’de serbest bölge ve dış ticaret, Ceyhan’da enerji. Dünyaya açılan hattı oluşturan bu üç ekonomilk faaliyet alanı da barışçıl ortamı gerekli kılar. Dolayısıyla Türkiye’nin bölgedeki nihai stratejik tercihi bölgesel bir barış ortamıdır. Ancak bu tercih 1850 km ile bölgenin en uzun sahiline sahip olan ülkemizin Antalya körfezine sıkıştırılmasına dayalı emrivakilere sessiz kalacağı anlamına gelmez ve gelmemelidir. Türkiye Doğu Akdeniz’de köşeye sıkıştırılmaz ve emrivakilere boyun eğemez. Bu açıdan bakıldığında son dönemde Türkiye’nin göstermekte olduğu güç projeksiyonu son derece haklı gerekçelere dayanmaktadır. Ancak bu güç projeksiyonu ile uyumlu bir diplomasi dinamizmi gösterilemediği de aşikardır. Bir diplomasi haklı gerekçelere dayanan bir konuda dahi son derece farklı çıkarlara sahip olan ülkelerin karşı safta birleşmesine sebep olmuşsa gözden geçirilmek zorundadır.” diye konuştu.

Dış politikamız Sayın Cumhurbaşkanı’nın o anki ruh haline göre yürütülmektedir

Türkiye’nin her alanda olduğu gibi dış politikada da kurumsallığını yitirdiğine işaret eden Gelecek Partisi lideri, şunları kaydetti: Bugün Doğu Akdeniz konusunda ülkemize destek beyan eden tek ülkenin Azerbaycan olması buna mukabil , Rusya ve Fransa başta olmak üzere küresel aktörlerin, Mısır, Yunanistan, GKRY ve İsrail başta olmak üzere bölgesel aktörlerin neredeyse tümünün ülkemizin pozisyonunun karşısında yer alması pozisyonumuzun haksızlığından değil, diplomamisimizin zayıflığındandır. İçerde gündem değiştirmeye dönük hamaset yüklü söylemlerin uluslararası alanda bir karşılığı yoktur. Hemen hemen aynı günlerde ’nin onyıllardır GKRY’ne uygulamakta olduğu silah ambargosunu kaldırma kararı, Fransa’nın GKRY ile savunma işbirliği anlaşmasının 1 Ağustos 2020’de yürürlüğe girmesi sonrasında 3 Fransız uçağının Baf üssüne inmesi ve Rusya’nın PYD’ye neredeyse devlet muamelesi yaparak anlaşma imzalaması salt dış güçlerin oyunu olarak izah edilemez. Aynı dış güçler daha önce de vardı; ancak Türkiye her dönemde bu dış güçler arasında denge sağlayabilecek bir manevra alanına sahipti. Ayrıca bu kararların Sayın Cumurbaşkanı’nın Putin ve ile şahsi dostluk mesajları verdiği, Macron ile elele tutuştuğu resimler çektirdiği bir dönemde yaşanmakta olması diplomasi sanatının şahsileştirilerek yürütülemeyecek nitelikte ciddi bir süreç olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Bugün maalesef diplomasimiz, stratejik iç tutarlılığını, taktiksel esnekliğini, kademelendirme ve çeşitlendirme yeteneğini ve etki analizi yapma becerini kaybetmiş durumdadır. Maalesef bugün dış politikamız hiç bir stratejik analiz ve uygulama kademelendirmesi yapılmaksızın Sayın Cumhurbaşkanı’nın o anki ruh haline göre aldığı refleksif kararlarla yürütülmektedir. Afroavrasyanın merkez ülkesi olan ülkemizin kaderi böylesi öngörülemez bir karar alma sürecinin esrir olamaz.

Ahmet Davutoğlu, yaptığı değerlendirmelerin ardından Doğu Akdeniz’de atılması gereken adımlara ilişkin 16 maddelik bir eylem planını da kamuoyuyla paylaştı. İşte Davutoğlu’nun sunduğu eylem planı:

  1. Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay ve MİT temsilcileri yanında yetkin uluslarası deniz hukukçularından oluşan bir ‘Doğu Akdeniz Çalışma Grubu’ oluşturulmalıdır. Gerektiğinde maruf yabancı uluslararası hukukçulardan da görüş alacak olan böylesi bir çalışma grubu Ege ve Akdeniz konusundaki tezlerimizi her türlü hamasetten uzak bir şekilde savunuacak argumanları acilen oluşturmalıdır. Özellikle ilk adımı 2012 yılında Dışişleri Bakanlığım döneminde atılmış olan Libya ile imzaladığımız anlaşmaların ortaya çıkardığı yeni konjonktürün hukuki boyutu güçlü argumanlara dayandırılmalıdır.
  2. Bu bağlamda geçmişte ve bugün ada ve kara devletleri arasında gerilimlerde bizimle aynı tutumu benimseyen ülkelerin tecrübeleri de derinlikli olarak araştırılmalı ve gerektiğinde bu ülkelerle ortak bir tutum oluşturma ya da platform kurma arayışına geçilmelidir.
  3. TBMM’de temsil edilen / edilmeyen bütün hemfikir siyasi partilerin Doğu Akdeniz politikalarına desteği ortak bir açıklama ya da bildiri ile ilan edilmeli ve bu konunun iç siyaset malzemesi olarak kullanılmayacağı ortaya konmalıdır.
  4. Konuyu tahrik ederek Avrupa gündemi haline getirmeye ve Türkiye-AB krizi haline dönüştürmeye çalışan Yunanistan’a açık bir çağrıda bulunulmalı ve konunun bütün teknik detayları ile birlikte iki ülke arasında ikili bazda görüşülmesine hazır olduğumuz ifade edilmelidir. Bern Anlaşması ile uzun yıllar boyunca Yunanistan’la yaşanan gerilimler yönetilme kabiliyetine sahipti. Ancak bugün Atina’nın bu zeminden oldukça uzaklaştığını üzülerek görüyoruz. Yunanistan, kâğıt üzerinde ne yazarsa yazsın, tarihi bir kriz anında kendisinde kalmış olan adaların herhangi bir denizdeki adalar olmadığını idrak etmelidir. Dünyada farklı bölgelerde benzer krizlerin tamamında Türkiye’nin konumuna benzeyen ülkeler haklı pozisyonda olduklarını tescil etmişlerdir. Anadolu’nun coğrafi devamı konumundaki adalar üzerinden Atina’nın atacağı her adımın gerginliği büyüteceği ve açık bir şekilde savaşa varacak durumları ortaya çıkaracağı izahtan varestedir. Biraz basireti olan herkesin bu durumun ciddiyetini anlamak için haritaya bakması yeterlidir. Bu bağlamda Yunanistan’ın konuların ikili düzlemde konuşulması çağrımıza vereceği olumlu yanıt meseleyi Türkiye-AB gerilimi olmaktan çıkararak gerilim düzeyini düşürecektir. Yunanistan’ın vereceği olumsuz cevap ise Türkiye’nin diğer ülkeler nezdindeki pozisyonunu güçlendirecektir. Öte yandan, Türkiye ile Yunanistan arasında durmuş bulunan İstikşafi Görüşmelerin tekrar başlatılması çağrısında bulunulmaldır.
  5. Gerginliğin düşürülememesinin en başta NATO bağlamında bir zafiyet teşkil edeceği şüphesizdir. Nitekim açıklamalarında Teşkilatın nispeten daha dengeli bir yaklaşım içinde bulunduğu izlenmektedir. Yunanistan’ın konuyu AB gündemi haline getirmesi çabalarına karşılık bu alanın aynı zamanda NATO’nun doğrudan stratejik sorumluluk alanına girmesi de göz önündne bulundurularak Eylül ayında yapılacak AB Dışişleri bakanları toplantısının hemen öncesinde acilen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı çağrısında bulunulmalıdır. Bu çağrıoya olumsuz yanıt verilmesi halinde gerketiğinde NATO-AB işbirliği mekanizmalarının tümünün bloke edileceği duyurulmalıdır.
  6. AB’nin AB dayanışması adına “Yunanistan ve GKRY’nin en baştan haklı olduğu, bütün sorumluluğun da Türkiye’ye ait olduğu” yaklaşımı adil değildir, beraberinde herhangi bir çözümü de getirmez. Başta Fransa ve Macron olmak üzere bazı AB ülkelerinin, yapıcı olmayan tehditkâr açıklama ve mesajlarla sorunu daha da vahim hale getirdikleri açıktır. AB’nin gayri resmi Dışişleri Bakanları toplantısı dahil çeşitli vesilelerle yaptığı açıklamalar da adeta yangına körükle gitmektir. AB’nin diyalog çağrıları yapan, ancak içerik olarak cılız ve tehditkâr açıklamaları sürecin sadece AB-Türkiye ekseninde yürütülmesinin sakıncalarını açıkça ortaya koymaktadır. Gerek AB Dönem Başkanı Merkel’in gerek Yüksek Komiser Borrell’in son açıklamaları bu durumu bütün açıklığıyla bir kez daha ortaya koymuştur. AB gerginliğin azaltılmasına etkin katkı verebilir ancak bilhassa Türkiye-AB ilişkilerinin mevcut durumu da dikkate alındığında AB bu sürecin ana aktörü olmaktan uzaktır. Bununla birlikte Eylül ayında yapılacak ve gerginlik sürdüğü takdirde Bildiride Türkiye aleyhine olumsuz değerlendirmeler içerebileceği akla gelen AB Liderler Zirvesi’ne kadar, AB ülkelerine yönelik diplomatik adımların, bütün yönleriyle ve ülkemizin iş dünyası dahil bütün kesimlerince desteklenerek atılması gerekmektedir. Öte yandan, Başbakanlığım döneminde 18 Mart 2016 tarihli anlaşmaya dayalı olarak yılda iki kez toplanması gereken, ancak vize muafiyeti gibi daha sonra devre dışında kalan Türkiye-AB liderler zirvesi ‘Türkiye-AB Stratejik İşbirliğinin Geleceği’ başlığı ile acilen toplantıya çağrılmalı ve Doğu Akdeniz bölgesel barışı pozitif bir gündem unsuru olarak ele alınmalıdır. Böylesi bir zirve öncesinde teknik uzmanlar düzeyinde yoğun bir çalışma yürütülmelidir.
  7. NATO üyesi olmakla birlikte AB üyesi olmayan ABD, İngiltere ve Norveç ile konu ile ilgili yakın bir istişare mekanizması oluşturulmalıdır.
  8. İngiltere’nin Kıbrıs’taki üsleri de göz önünde bulundurularak düzenli bölgesel nitelikli istişarelere ağırlık verilmelidir.
  9. ABD ile ilişkilerimiz son dönemde girdiği şahsileştirilmiş niteliğinden süratle çıkarılarak kurumsal ve starejik bir düzleme taşınmalıdır. ABD Başkanı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında ‘Aptal olma’ gibi aşağılayıcı ifadelerle yüklü mektuplardan yakın dostluk ifadelerine kadar değişkenlik gösteren şahsi ilişkiler sarkacının köklü diplomasi geleneğine sahip iki ülkenin hassas ilişkilerini taşıyamayacağı açıktır.
  10. Son dönemde gerek Libya’da, gerek Suriye’de gerekse diğer ortak bölgesel alanlarda Türkiye aleyhine yürümekte olan Rusya ile ilişkilerimiz en üst düzeyde yeni bir ortak stratejik çerçeveye oturtulmalıdır. Rusya ile ilişkilerde geliştirdiğimiz ekonomik ve stratejik değeri en büyük proje olan Akkuyu Nükleer projesinin de Doğu Akdeniz sahilinde bulunduğu da hatırlatılarak Rusya ile de Doğu Akdeniz’deki ortak çıkarlarımıza dayalı bir perspektif geliştirilmelidir.
  11. Doğu Akdeniz’in bir Asya diğeri Afrika kıtalarındaki iki ana ülkesi olan Türkiye ile Mısır gözardı edilerek kalıcı bir bölgesel düzen kurulamaz. Bugün Türkiye’yi köşeye sıkıştırma çabalarının en önemli dayanağı bazı ülkelerin Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin gergin olmasını istismar edebilme kabiyeti kazanmalarıdır. Halbuki Türkiye ile Mısır’ın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını maksimize edebilmeleri ikili düzeyde bir anlaşma ile mümkündür. Nitekim bu gerçekten hareketle 2012 yılında Dışişleri Bakanlığım döneminde Doğu Akdeniz’de iki ülke arasında Münhasır Ekonomik Bölge konusunda ulaştıkları ortak anlayış ülkemizin bölgedeki çıkarlarının maksimum düzeye ulaştığı bir sonuç doğurmuştu. Bu anlaşma görüşmelerinde o zaman Cumhurbaşkanı Mursi hükümetinde savunma Bakanı olan Sisi de bulunmuştu. Bu gerçekler ışığında bugünkü Mısır yönetimi ile siyasal alanda ilkesel düzeydeki ihtilaflarımız mahfuz tutularak Doğu Akdeniz bazlı bir diaylog ve istişare mekanizması kurulmalıdır. Böylece, Doğu Akdeniz’in tarihi ve kültürel ilişkilere sahip bu iki büyük ülkesinin ihtilafları üzerinden diğer ülkelein rant toplamasının önüne geçilmelidir.
  12. Yine bu çerçevede son dönemde ilişkilerimizin eski canlı niteliğini kaybettiği Lübnan ile Doğu Akdeniz bazlı istişareler yapılmalı, İsrail’in tutumu yakından takip edilmeli, bölgedeki muhtemel gelişmelerin Suriye’yi nasıl etkileyeceği göz önünde bulundurulmalıdır.
  13. Libya ile yaptığımız deniz yetki alanları (MEB ve Kıta Sahanlığı) antlaşması deniz hukukunun bugüne kadar verilen mahkeme kararları çerçevesinde; hakkaniyet, eşit uzaklık, oranlık, coğrafya, kapatmama, özel ve beşerî koşullar ile diğer koşulların değerlendirilmesi gibi ilkeler çerçevesinde yapılmıştır. Bu kapsamda adalara karasuları kadar deniz yetki alanı tanınmış ve Libya Türkiye hattı bu adaların karasularının hemen dışından geçirilmiştir. Bu bağlamda doğru bir seyir içinde olan ve her zaman destek ifade ettiğimiz Libya ile olan ilişkilerimiz derinleştirilmeli ve kurumsallaltırılmalıdır. Şu anda iç mücadelelere yoğunlaşmış olan Libya hükümetine deniz politikaları ve deniz hukuku bağlamında destek verilmeli ve bu alanlardaki askeri/diplamatik kurumsallaşma çabalarına öncülük edilmelidir.
  14. Türkiye ilgili ve paydaş ülkelerle meseleleri konuşmak üzere yeni bir bölgesel platform önerisini ivedilikle yapmalıdır. GKRY ve KKTC’nin temsili sorununu aşacak bir formül bulunması halinde böylesi bir platforma öncülük eden bir çağrı Türkiye’nin manevra alanını genişleten bir sonuç doğuracak, gerginliği düşürecektir.
  15. Kurucuları olduğumuz Türk Konseyi ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlardan ve bir dönem öncesi başkanlığını üstlendiğimiz İslam İşbirliği Teşkilatından sembolik dahi olsa destek ve sempati mesajlarının gelmesi önemlidir. Keza bu kuruluşlara üye ülkelerden Azerbaycan dışında bireysel destek mesajları görülmemesi de açık bir diplomatik zaaftır. Bu ülkeler tek tek pozisyonumuz konusunda bilgilendirlmeli ve destek talebinde bulunulmalıdır.
  16. Uluslararası güç dengelerinde büyük devlet olmak içerde hamasi bir dil kullanarak değil dışarda etkin br diplomasi uygulayarak sağlanabilir. Bu bağlamda başta Doğu Akdeniz olmak üzere her alanda kararlı, rasyonel, güven uyandıran ve caydırıcı güce sahip yeni bir diplomasi dili geliştirilmelidir.

Takip Et

20,536BeğenenlerBeğen
17,601TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

ATV’de skandal pornografik sahneler! Gelecek Partisi’nden çok sert tepki

ATV’de Esra Erol’un programında bir kadın, çocuğunun kocasından değil komşusundan olduğunu öğrenince sevinç gösterisinde bulundu. Yaşanan skandal sosyal medyada büyük tepkiyle karşılandı....

Gelecek Partisi’nin ’34 Günde 34 Bin Üye’ kampanyası, sosyal medyayı da salladı!

Gelecek Partisi İl Başkanlığı’nın "34 Günde 34 Bin Üye" Kampanyası Hedefe Ulaştı Gelecek Partisi İl Başkanlığı’nın Yahya...

Gelecek Partisi Artuklu İlçe Başkanlığı, büyük bir katılım ve coşkuyla hizmete açıldı

Geçtiğimiz ay göreve 'ın gelmesiyle adeta teşkilatlanma atılımı yapan Gelecek Partisi , geçtiğimiz hafta 6 ilçe başkanını belirlemiş ve ilçe binalarını...

Gelecek Partisi Şırnak İl Başkanı Şahin Sulhan: Büyük Türkiye, bir tek kürdü dahi Washington’un himayesine mahkum etmeyen Türkiye’dir!

Gelecek Partisi İl Başkanı Şahin Sulhan, K24 muhabiri Vural Erişmiş’in önümüzde bir erken seçim olacak mı ve Gelecek Partisi olarak olası...

Editörün Seçtikleri

Ersin Düzen ne kadar kazanıyor? TRT Spor’dan Ersin Düzen açıklaması

Fatih Altaylı, spor yorumcusu Ersin Düzen’in aylık 400 bin TRT’den, 100 bin lira da TFF’den kazandığı şeklindeki iddiası gündeme damga vurmuştu.

Trump: Bu aptalı dinleseydim 5. dünya savaşında olurduk

ABD seçimlere hazırlanırken Başkan Donald , Ohio eyaletinde seçmenlere hitap etti. Eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’a ağır...

Southampton Tottenham maç özeti izle! Son Heung-min 4 golle şov yaptı

Southampton Tottenham maç özeti izle. İngiltere Premier Lig’de ikinci haftada Southampton deplasmanına konuk olan Tottenham, rakibini 5-2 mağlup etti. Maçı 4 golle...

Keçiörengücü Ankaraspor maç özeti

Keçiörengücü Ankaraspor maç özetinde atılan 2 golün videosunu izleyebilirsiniz. TFF 1. Lig’in 2. haftasında Keçiörengücü’ne konuk olan Ankaraspor rakibine 2-0 mağlup oldu....

Yürü be koç! FETÖ’yü Rasim Ozan Kütahyalı bitirmiş

Rıdvan Dilmen NTV canlı yayınında "Şike sürecinde FETÖ sevdalısıydın, Türk futbolunun mikrobusun" diyerek Rasim Ozan Kütahyalı'yı hedef aldı. Yanıt bir gün...