Ana Sayfa Türkiye Davutoğlu'ndan Soylu'ya yanıt: 27 Mayıs'ta yaşasaydı Adnan Menderes'i feda eder kendini kurtarırdı!

Davutoğlu’ndan Soylu’ya yanıt: 27 Mayıs’ta yaşasaydı Adnan Menderes’i feda eder kendini kurtarırdı!

Ahmet Davutoğlu, Habertürk'te katıldığı Teke Tek programında tün Türkiye'yi ekrana kilitlerken birbirinden önemli açıklamalara imza attı

Gelecek Partisi lideri Davutoğlu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in Sadat iddiasına “Benim dönemimde Türkmenlere destek yapıldı. Kimse de bunu teröristlere destek olarak göremez. Onlar Esad zulmüne karşı kendilerini koruyorlardı” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in SADAT iddiasına ilişkin, “Benim dönemimde Türkmenlere destek yapıldı. Kimse de bunu teröristlere destek olarak göremez. Onlar Esad zulmüne karşı kendilerini koruyorlardı. Benim dönemimde yapılan yardım devletin resmi kurumları aracılığıyla yapıldı” dedi.

Peker’in bahsettiği olayların kendisinden sonraki dönemde olduğunu ifade eden Davutoğlu, “Cumhurbaşkanlığı İdari Kurulu Başkanı’ndan bahsediyor. O dönem başkanlık sistemine geçildikten sonra kapsıyor. Ben Sedat Peker’in iddiaları doğru demiyorum” ifadelerini kullandı.

Fethullah Gülen’le yaptığı görüşmeyle ilgili soruya da cevap veren Davutoğlu, “O dönemde MİT Müsteşarına yönelik bir operasyon olmuştu. Devlet içinde bir yapılanma olduğu ortadaydı. Sayın Erdoğan o dönem başbakandı bana, ‘Fethullah Gülen’in yurtdışında bulunması Türkiye’ye yönelik dışarıdan kullanılabilecek bir aparat olabilir’ diyerek beni Türkiye’ye dönmeye ikna etmesi Sayın Erdoğan görevlendirerek gönderdi” dedi.

Davutoğlu, Genel Başkanlığı döneminde Mustafa Şentop kendisine gelerek, “AK Parti içinde Süleyman Soylu örgütleniyor, AK Parti‘yi başka yönlere kaydırıyor” dediğini aktardı.

Davutoğlu’nun açıklamaları sırasında Twitter hesabı üzerinden paylaşımda bulunan Sedat Peker, “Sayın Davutoğlu’nun söylediği çok doğru. Videoda da söylediğim gibi, benim üzerimden giden silahlar SADAT tarafından organize edildi. Genelkurmayın ve MİT’in bu organizasyonda bir dahli yoktur” dedi.

Habertürk TV’de Fatih Altaylı’nın sorularını cevaplayan Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

İzlerken çok üzüldüm. Konunun bana nasıl geldiğini anlayamadım. Bir kere bu iddiaların hepsi yalan. Bir kere Süleyman Soylu’ya bir teşekkür borcum var. Bunu yıllardır anlatmaya çalışıyordum. Parti içinde darbe teşebbüsüyle kumpas kuran bir ekip vardı. Bunu anlatmaya çalışıyordum. Perde gerisini devlet adamı ahlakıyla anlatmakta zorluklar yaşarken Süleyman Soylu ortaya koydu. Madem ki pandoranın kutusunu açtılar.

Binali Yıldırım, Süleyman Soylu, Berat Albayrak bu üç kişi. Bu üç kişinin hesapları farklıydı. Sedat Peker’in videolarıyla ortaya çıkan tablo, bu üç kişinin iktidar için yürüttüğü çirkin ve kirli mücadele. Tayyip Erdoğan sonrası öne geçme mücadelesi. Ben Başbakan iken terörle mücadele, reformlarla uğraşıyordum. İki seçim, üç kongre yönettim. Ben bunlarla uğraşırken bu arkadaşlar bunlarla uğraştı.

Nasıl düşüreceklerinin hesabını yapıyorlardı. Bu bir itiraftı. Ben onların ihtiraslarına engeldim. Bir dalga kıran gibiydim. Şu gün dökülen şeylerin çoğu için o gün kapsamlı bir reform hazırlığındaydım. Siyasi şeffaflık, ihale yasası. Tek tek yolsuzluklar sistemik hale dönüşüyordu. Bunlara karşı mücadele yapmak lazımdı. Ben bu mücadeleyi başlayınca…

İlk şeffaflık yasasından söz etmem 2015’tir. Herkes benden rahatsız oldu. Bu üç kişi kendi siyasi ihtiraslarına beni engel görüyorlardı. Bir taraftan devleti yönetiyordum. Sayın Binali Yıldırım ‘Başbakanlık benim hakkım’ diye düşünüyordu. Süleyman Soylu bir başka partiden geldi. Mustafa Şentop dahil birçok isim Süleyman Soylu hakkında bana rapor sunuyordu. Berat Albayrak partiyi mirası gibi görüyordu. Sayın Cumhurbaşkanı’nı tabiri caizse doldurdular. Sanki liderlik yarışı varmış gibi.

“SOYLU İLE ALBAYRAK’IN OMUZ KAVGASINDAN ÇOK UTANDIM”

Sayın Cumhurbaşkanı ile aramızda bir kez gerginlik oldu. Ben dedim ki, ‘Sayın Cumhurbaşkanım siz kukla başbakan istiyorsunuz. Gelin CHP, MHP, HDP’ye parlamenter sistem önerisiyle gidelim. Ben size Anayasa reformundan sonra genel başkanlığı tevdi edeyim, danışman olayım. Seçime gidelim. Ben hiçbir zaman siyasete hırsla girmedim ama iddialıyım, azimliyim. Yaptığım işi yarım yapmam. 2008’de sayın Erdoğan’a gidip ‘Sizi yalnız bırakmayacağım’ demiştim. Soylu ile Albayrak’ın omuz kavgasını hatırlarsanız. Çok utandım.

Açık söyleyeyim ben olsaydım iki bakanı görevden alırdım. Kesinlikle alırdım. Bu konudaki tavrımı herkes bilir. Devlet yönetirken ciddiyetimi, kararlılığımı herkes bilir. Yoksa bu kurtlar sofrasında ayakta duramazdım. Şu anda ayakta isem o kurtlar sofrasında yem olmadığım içindir. Kurtlar sofrasının kuralı düşeni yemektir. Ben düştüm ama yenilmeme izin vermedim. Sayın Cumhurbaşkanına da söyledim, ‘Eğer Soylu’yu haklı görüyorsanız, çıkın karşıma konuşun’. Soylu size en ağır hakaretleri yaparken biz sizin yanınızdaydık.

Soylu, ‘Ben Davutoğlu’na nasıl ihaneti yaptıysam, nasıl dolap çevirdiysem size de yapabilirim’ mesajıdı sayın Erdoğan’a. Bana niye saldırıyor peki? Benden başlamasının sebebi hafıza tazeleyerek Cumhurbaşkanı’na ‘Davutoğlu’nun tasfiyesinde kritik bir rol oynadım’ demiş oldu. ‘Bugün bana sahip çıkmazsanız, bildiklerimi, geçmişi ortaya çıkaracak şekilde tavır aldığını’ gösterdi. Orada bir mesaj verdi, ‘Beni destekleyenler var’ dedi.

Ertesi gün Bahçeli, Perinçek destekledi. Ertesi gün Cumhurbaşkanı bu destekler karşısında Süleyman Soylu’ya sahip çıktı. Ben Cumhurbaşkanı veya Başbakanın kendi bakanına sahip çıkmasını doğru, ahlaklı bulurum ama 25 gün sonra değil. İlk başta ‘onlara yedirtmem’ deseydi tamamdı. Ama 24 gün kendi bakanının dayak yemesine göz yumdu. Sonra da razı oldu. ‘Sahip çıkıyoruz’ dedi ama neye sahip çıktığını söylemedi. Şimdi niye benimle başladığını anlayabiliyor musunuz? Başlarken Cumhurbaşkanına mesaj gönderdi. Parti içinde darbenin ana unsurunu hatırlatarak bunu yaptı.

“HDP İLE ANAYASA MESELESİ CUMHURBAŞKANINA MESAJDIR”

HDP ile anayasa meselesi Cumhurbaşkanına mesajdır. O tarihte seçime gidiyoruz. 2011-2012’de oldu bu. Bütün partilerin eşit temsil edildiği anayasa komisyonu kuruldu. Benim HDP ile koalisyon da, anayasa da hiçbir toplantıda konuşulmadı. Aslında burada suçlama sayın Cumhurbaşkanına. HDP ile komisyon kuran sayın Cumhurbaşkanının kendisi ben değilim. Süleyman Bey sen o kabinede bakandın. Kollektif sorumluluk vardı.

Başbakan ne kadar sorumlu ise Bakan da sorumluydu. Bakanlar Kurulu’nda herkes her şeyi söylerdi. Sen itiraz etmediğin bir şeyi, olmayan bir şeyi nasıl gündeme getirebilirsin? Terörle mücadeleyi en sert biz verirken neredeydin? HDP ile anayasa çalışmamız sözkonusu değil. Buradan adresleri söylüyorum. Benim üzerimden Berat Albayrak’a ateş etmeye çalışıyor. Davutoğlu’nun kurulduğu SETA’da Mithat Sancar konuşturuldu diyor. Bir dakika! Bağımsız düşünce kuruluşu. SETA’nın kuruluşuna yardımcı olduk. İbrahim Kalın ABD’den gelmişti, Gökhan Çetinsaya genel müdür. Ta ki Serhat Albayrak başkan olup SETA bütünüyle bizden çıkana kadar.

Mithat Sancar bu konuşmayı yaptığında benim SETA’yla ilişkim yok. Ha suç mu bu konuşmayı yapması? Sancar kim peki? Cumhurbaşkanının akil adamlar heyetine aldığı bir profesör. Sen yine Cumhurbaşkanını suçluyorsun. Ben o sırada Dışişleri Bakanı’yım. Şimdiden mayınlı alan döşüyor. Cumhurbaşkanı o mayınlara basmamak için Soylu’yu korumaya aldı. Çarşamba sabahı Fox TV’den çağrıda bulundum, “Öğleden sonraki konuşmanızda gerekçelerini ortaya koymadan Soylu’ya sahip çıkarsanız, AK Parti yönetimini Bahçeli’ye vermiş olursunuz. Yapmanız gereken şudur; derhal TBMM Araştırma ve Soruşturma Komisyonu kurun.

“CUMHURBAŞKANI ‘TÜRKİYE ÇAPINDA HER ŞEY ARAŞTIRILACAK, KİME ULAŞIRSA ULAŞSIN’ DEMELİ”

17-25’ten sonra, Susurluk’tan sonra komisyon kuruldu TBMM’de. Başsavcılar derhal harekete geçip soruşturma başlatmalı. 25 gündür neden harekete geçmiyor? Süleyman Soylu dahil iddialarda geçen herkes adı geçtiği için istifa etmeliler? FETÖ ve 17-25 Aralık’ta neden bakanları istifa ettirdiniz? Soylu’nun ne ayrıcalığı vardı? Devletin içine girmiş, dürüstlüğü ile herkesin takdirini kazanmış olan isimler incelemelidir. Kutlu Savaş nasıl Susurluk’u incelediyse. Derhal temiz eller operasyonu olmalı. Cumhurbaşkanının bizzat ‘Türkiye çapında her şey araştırılacak, kime ulaşırsa ulaşsın’ demeli. Marina başta olmak üzere bu dönemde işlenmiş, adım atılmış, devredilmiş ne kadar ekonomik hukuki süreç varsa hepsi olmamış gibi muamele görmeli ve Hazine’ye devredilmelidir. Türkiye’de çıkıp, benim Başbakanlığıma malolan o kapsamlı temiz siyaset reformu çıkarılmalıdır.

Şimdi ülkeyi onun değil Perinçek’in, Bahçeli’nin yönettiği ve Süleyman Soylu’nun bu mesajlarını edilgen bir şekilde aldığını ortaya koymuş oldu. Kamu vicdanı diye bir şey var. Şu anda maalesef diyorum, kamu vicdanı 25 gün sayın Cumhurbaşkanı sustuğu için, AK Parti sustuğu için kamu vicdanı Sedat Peker’in iddialarını doğru görür gibi dinledi. Ben o zaman 4 bakana ‘Yüce Divan’a gidin’ derken bunu söylemek istedim. ‘Daha onurlu geri dönersiniz’ demek istemiştim. Soylu bugünü kurtarmakla kurtarmış olmaz.

“SOYLU 27 MAYIS’TA YAŞASAYDI MENDERES’İ FEDA EDİP KENDİNİ KURTARIRDI”

Bu iddialar tekrar tekrar gündeme gelecek. Toplumsal hafıza zayıf değil. Sayın Mehmet Ağar, istifa etti, doğru yaptı, peki oğlu niye duruyor o yönetimde? Şu anda yönetim kurulu üyesi. Niye bir milletvekili yönetim kurulu üyesi? Siyasi ahlak yasasını çıkarsaydık hiçbir milletvekili başka bir iş yapamazdı. Yasayı Meclis’e gönderdim, ben yurt dışına giderken sayın Cumhurbaşkanı ‘Bunu çekin’ dedim. Herkes bir muhasebe yapsın. Soylu’nun açıklamasından sonra bu yükten kurtuldum, kendisine teşekkür ediyorum. Bu adamlarla yol yürüyemezdim ben. Kendi Başbakanına kumpas kuranlarla yol yürümezdim. Soylu 27 Mayıs’ta yaşasaydı Adnan Menderes’i feda edip, kendini kurtarırdı.

5-10 saniyelik repliki gösterdiğinizde orada yalan makinası olmadan nasıl yalancı ortaya çıktı. Bir iddiada ortaya attı sonra soru gelince devam edemedi. Benim dönemimde hiç kimse dinletilmemiştir. Hele hele kendi genel merkezimde. Burada kim suçlanıyor? Soylu devlet teamüllerini altüst etti. Türkiye’de sistemik deprem yaşanıyor, sistem çözülüyor. Bir kere ben genel başkanım. O MYK üyeleri bana ayrı ayrı rapor sunarım.

TBMM Başkanı şu anda, Mustafa Şentop, bana gelerek, ‘AK Parti içinde Süleyman Soylu örgütleniyor, AK Parti’yi başka yönlere kaydırıyor’ dedi. Daha sonraki dönemde kumpaslar çıktı. Kalsaydım hepsini alırdım. Ben sayın Cumhurbaşkanı’ndan devraldığım kadroya ‘onun izini siliyor’ diye bir şey yapmadım. Dağlıca’da askerlerimiz şehit oldu. Ben Yüksekova’ya gittim. Van’da şehitlerimizi uğradım. Iğdır’a gittim. Toplamda 35 şehidi kendi ellerimle toprağa verirken bunlar Ankara’da kendi başbakanları aleyhinde imza topluyorlardı. 12 Eylül’de kongreye o acılarla geri döndüm.

Şu anda olsam kongrede o listeyi redderdim. Ama ben sayın Cumhurbaşkanımızla yürüyeceğime inanmıştım. Nihayetinde bizim arkadaşlarımız ve nihayetinde 25-30 arkadaşımız ortaktı. Avukatıma da söyledim. Dinletme iddiasının bir başka boyutu var. Sadece beni itham altında bırakmıyor. O gün İçişleri Bakanı kim? Efkan Ala. Bugün AK Parti Genel Başkan Yardımcısı. Terörle mücadelede Efkan Ala, Hakan Fidan mücadeleyi yürüten arkadaşlarımız. Hulusi Akar’ın, Efkan Ala’nın üzerine vecibedir benim hakkımı korumak.

Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nı da ilzam etmektir. Allah aşkına dernekçilik mi oynuyoruz? Benim kurumsala sadakatimi herkes bilir. Süleyman Soylu, kendisinden önce 4 bakanı zan altında bıraktı. Selami Altınok, dönemin İçişleri Bakanı. Muammer Güler ve Mehmet Ağar. Bir insanın seleflerine saygısı olur. Muammer Güler’i ‘para sayma makinası’ diye gömdü. Selami Altınok’un ismini verdi. Üçü AK Parti’nin adamı, bir tanesi de ‘baba dostu’ dediği Mehmet Ağar. Bu tabirleri utanarak söylüyorum ama bunları satan kişiden devlet adamı olur mu?

17-25 Aralık’ta Selami Altınok’un siciline baksınlar. İstanbul’da düzeni sağlayan isimdir. Vasif Şahin, Mustafa Çalışkan ayrı kategoridedir. Yanında çalıştılar. Vasip Bey’i tanırım, Mustafa Bey de öyle. Bunlar 15 Temmuz’un kahramanlarıdır. Siyasi kahraman Selim Temur’dur 15 Temmuz’da. İstanbul’u ayağa kaldırmıştır.

Emniyet açısından Selami Altınok ve Vasip Şahin’dir. Sen Cumhurbaşkanı’na en kritik eşikte destek olmuş isimleri nasıl harcarsın? Soylu mesajlarını doğrudan AK Parti’ye ve sayın Cumhurbaşkanına vermiştir. ‘Bana sahip çıkmazsanız AK Parti’yi yakarım’ dedi. 14 Haziran’da sayın Cumhurbaşkanı NATO zirvesinde Biden’la oturacak. Ermeni soykırım iddialarını arkasında bırakarak nasıl oturacak sayın Biden’la. Uluslararası basında çıkan haber başlıkları maalesef çok sarsıcı. O başlıklarla birlikte oturacaksınız. ‘Siyasi ahlakı inşa edeceğiz’ diye gitseydiniz NATO zirvesine herkes saygı duyardı.

Açılım ve çözüm süreci sayın Erdoğan’ın liderliğini yaptığı süreçlerdi. Sayın Erdoğan’ın savunmaktan vazgeçtiği şeyler bakanlarımızın üzerine kalıyor. Açık söyleyeyim, Dışişleri Bakanı olarak çözüm sürecinin içeride yol açtığı aksaklıkları görme şansım yoktu. 2013-14 itibariyle söylüyorum. Özellikle Kobani olaylarıyla birlikte gördüm. Çözüm sürecinin kamu düzeninin aleyhine kullanıldığını bizzat müşahade ettim. Bütün bakanları, güvenlik birimlerini çağırdım.

Sayın Cumhurbaşkanı iki şey bırakmıştı, FETÖ ile mücadele ve çözüm süreci. Çözüm sürecinde kamu düzeninden taviz vermeyeceğimizi söylemiştim. Kamu düzenini tarumar eden ve en son Ceylanpınar’da iki polisimizin şehadetiyle terörle mücadeleyi başattım. Çözüm süreci kamu düzeni pahasına olamazdı. Başbakanlığı devirden sonra terörle mücadele devam etti ama vatandaşlarımızın kalbini kıran, yukarıdan anlayışla sürdürülmesine her zaman karşı çıktım.

Sayın Soylu o günkü AK Parti MKYK’sına hakaret ediyor. Beşir Atalay, Ali Babacan da vardı. Sayın Bülent Arınç, sayın Mehmet Ali Şahin vardı. Şimdi onlara söz düşüyor. Hayatta hiçbir şeyi yapıyormuş gibi yapmadım. Sayın Cumhurbaşkanı bana bir görev verdi. Anayasal bir görevdi bu. ‘Partilerle görüşün’ dedi. Önce CHP sonra MHP. HDP ile kurmama kararımız vardı. O günkü MKYK’da olan isimler hafızalarını yoklasın.

O günkü çoğunluk CHP ile koalisyondan yanaydı, ona yakın MHP ile görüşme taraftarıydı. Cumhurbaşkanı görev vermiş, görevi yapmayacak mıydık? O görüşmeleri ciddiyetle sürdürdük. Kamuoyundan gelen görüşler, Cumhurbaşkanının idaresi önemli, bunun yönetilmesindeki zorlukları gördüm. Ama istikşafi görüşmelerini ciddiyetle yaptım. Ömer Çelik bu görüşmeleri yürüttü, Lütfi Elvan da vardı. Şimdi onlara konuşmak düşer. Onlar hainlik mi yaptı? Ben görüşmelerin hepsini heyetlerle yaptım. Başbaşa kimseyle görüşmedim. Orada olmayınca MHP’ye gittik. MHP tabanına sayın Bahçeli yanlış bilgi veriyor. 4 teklif getirdim, hepsini reddetti. Şu anda terörle mücadele kahramanlığı yapan Bahçeli bunları reddettiğinde biz sınır ötesinde terörle mücadele veriyorduk.

Sayın Bahçeli 17-25 Aralık dosyalarını neden unuttu? O dönemde MHP milletvekillerinin tekrar TBMM’ye girememelerinin müsebbibi sayın Bahçeli’dir. Sayın Soylu, Sedat Peker’in karşısında düştüğü zelil durumu unutturmak için AK Parti’yi zelil duruma düşürüyor. AK Parti’nin en önemli isimlerini itham ediyor sayın Soylu.

Çıksın AK Parti Sözcüsü’nden başlayarak, istikşafi görüşmelerle ilgili ‘Sayın Davutoğlu, sayın Kılıçdaroğlu gizliden bize görüşme görevi verdi’ desin. Yok öyle bir şey. Sayın Bahçeli’nin, sayın Cumhurbaşkanı ile ne konuştuğunu kim biliyor? Konuşmalarında bir beis yok. Keşke herkesle konuşsa sayın Cumhurbaşkanı. Ben Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile hiçbir şekilde gizli görüşme yapmadım. Hepsini heyetlerle yaptım.

Sayın Soylu ile Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra iki görüşmem oldu. Birincisi ABD sayın Soylu’ya müeyyide uyguladığında destek için telefonla aradım, bütün yaptıklarına rağmen. ‘Bu kararlardan etkilenmeyin, yanınızdayız, görevinizi yapın’ dedim. İkincisi muhterem validesinin vefatı dolayısıyla aradım. Hiç ortada benimle ilgili konu yokken iftiralar atması benim içimde buruk bir acı yaptı.

Ben kendisine darılmam, kızacak, öfkelenecek yeteri kadar delilim olmasına rağmen. Ben komplo yapılırken de biliyorum şahsıma. MKYK üyelerinin imza attıktan sonrası bir iki tanesi neredeyse ağlayarak geldi ‘hakkınızı helal edin’ dedi. O imzalar bir kısmı genel merkezde Binali Bey ve Süleyman Bey destek vererek atıldı. Bir diğeri de Berat Albayrak tarafından toplandı. Ben hayatımı ahlaki ilkelerle yaşamış birisiyim. Hatamız olur, eleştirilebiliriz. Ama ‘benden sonra tufan’ diyecek kadar basiretsiz ahlaksız olamazdım.

Kongreye gitseydim olurdu. Ama o gün Türkiye ortadan ikiye bölünmüş olurdu. Çoğunluğu olmayan parti durumdan yeni çıkmışız, Türkiye’yi belirsizliğin içine sokardık. O çocuk benim çocuğumdu, bu ülke benim ülkemdi. Bu ülkenin zarar görmemesi için kendimi, makamımı feda ettim. Anadolu’da bana karşı kışkırtılan AK Partili kardeşlerime sesleniyorum. Ben o kanunları çıkarsaydım Türkiye böyle mi olacaktı? Süleyman Soylu ile benim yol arkadaşlığı yapmam mümkün mü? O gün bir ahlak dersi vermeye çalıştım ama ders dahi onu alacak öğrenci varsa bir anlam ifade eder.

Türkiye’yi nereye getirdiklerine bakınca anlaşılıyor. Dolar 2.80’di. Şimdi çift haneli rakamlara geldi. Enflasyon şimdi yüzde 30’u geçti. Faizler aynı şekilde. O gün bu ülke krize girmesin diye davrandık. Sayın Ecevit, Allah rahmet eylesin, sayın Sezer Allah uzun ömürler versin yaşanılan ihtilaf. Krizde herkes Ecevit’i suçlamadı mı? Aslında Ecevit bir tepki gösterdi. Devlet adamları tepki göstermez. Sadrazam ne demektir? Yani Başbakan. Sadr; göğüs, azam, muazzam demektir. Yani bütün şeyleri göğsünde tutan kişi. Ben onu yaptım.

2019’da Sakarya konuşmamda aynı şeyleri söyledim. Toplam 36 şehidimizi defnederken onlar Ankara’da benim aleyhime kumpas kuruyorlardı. MHP şimdi milliyetçilik taslıyor terörle mücadelede. O gün bizimle hükümet kurmamıştı. O terörle mücadele yapayalnız bırakıldım. Kahraman polislerimizle, Mehmetçiğimizle, çilekeş vatandaşlarımızla birlikte yürüttüm o mücadeleyi. O mücadelede kimse yanımda durmadı, sayın Bahçeli durmadı. Kendi partimde ihanetle karşılaştım.

Şeffaflık Yasası, İmar Yasası konusunda sivil toplum niye baskı yapmadı? İmar Yasası üzerinden yolsuzluklar döndüğünü gördüm. Akademisyen olarak önce resim çekerim. Sistem içinde bakar tek tek pazılları yerleştiririm. Bu ülkenin bütünüyle yenilenmesine kanaat getirdim. Şeffaflık yasası bunun içindi. Kanunla tanımlanmış devlet sırları dışında hiçbir ilişki olmayacak dedim. Siyasi ahlâk yasası çıkartacağız dedim, başka hiçbir görev alamayacak dedim. Hepsinin mal beyanı olacak dedim. Ben mal beyanını ilçe başkanlığına kadar getirelim dedim. Bunu Türkiye’nin kaynakları tüketilmesin diye.

Sayın Cumhurbaşkanı geçen gün ‘inadına Kanal İstanbul’u yapacağız, Haziran’da temel atacağız’ dedi. Bizim gölge bir kabinemiz var. Bir arkadaşıma sordum, ‘Nasıl başlayacaklar? Yatırım ihalesi yok’ Meğer firmanın ismini vermeyeyim, büyük bir firma deplase yani yeraltı iletişim hatlarının değişimiyle ilgili vaktiyle ihale yapılmış. Bu ihaleyi değiştirip köprü ihalesi haline getiriyorlar. Suç bu. Mahiyet değişiyorsa ihale tekrarlanır. Ortada finansman planlaması yok.

Olsa da İstanbul’a ihanettir. Ben Başbakanlığı aldığımda ilk hükümet programında eski hükümetin devamı olduğu için bu projeyi saydım. Benim Başbakanlığım döneminde Kanal İstanbul’la ilgili hiçbir adım atılmadı. Bunu o zaman sayın Cumhurbaşkanına da söyledim. Stratejik olarak yanlıştır, deprem, terör riski, İstanbul’u dar bir koridora hapsedilmesinden bahsettim. İmar Yasası çıkmış olsaydı bunu yapamazlardı. Bunun paralelinde İstanbul Yasası’nı yapacaktım. Mesele kanal değil, mesele orada rantı kapatanlara mesaj veriyor. İmar Yasası olsaydı böyle keyfi hamleler yapılamayacaktı. Sonuna kadar mücadele ettim. Şimdi yalnız değilim artık. Bu mücadeleyi sonuna kadar yürüteceğiz. Şimdi Gelecek Partisi var.

Ben birine tez vereceğim zaman iki şeyi ölçelerim. Bir kavramsal zekası var mı, iki kronoloji sıralaması doğru mu? Tarihi kronolojiyi doğru okuyor mu? Bunun ikisini yapamayanın muhakeme yürütmesi imkansızdır. Öyle bir Davutoğlu dönemi çiziliyor ki, son 18 yılı ben yönetmiş gibiyim. İstenildiği zaman ben hiç yokmuşum gibi. Bu olaylar olduğunda ben Başbakan değilim, MİT tırları olduğunda. Dışişleri Bakanıyım o zaman. Sedat Peker’in iddialarıyla MİT tırlarının alakası yoktur. Bu operasyon 19 Ocak 2014’te oldu. Sedat Peker o zaman cezaevindeydi.

O silahları nasıl gönderdi oraya? 10 Mart 2014’te çıktı cezaevinden. Benim Dışişleri Bakanlığım görevinde MİT ve Genelkurmay bana bağlı değil. Ama çok iyi koordinasyon içindeydik. Zikrettiği işadamı Hz.Mevlana’ya hakaret eden sözleriyle ilgili herkes tutumumu bilir. Devlet görevi yürütürken, devlet kurumları dışında hiçbir militer, paramiliter, çıkarcı, organize suç örgütü, mafya lideri ile görüşmem ve irtibatım yoktur.

19 Ocak’taki MİT tırlarının hikayesi nedir? Zalim Esad kimyasal silah kullanmış kendi halkına. Humus’u, Halep’i yerle bir etmiş. Türkiye’nin en tabii hakkıdır kendi sınırlarını korumak. Mültecileri kapınıza geldiğinde almak zorundasınız. Geri dönüşleri kolay olsun diye yorumladık biz onu. Doğu Türkistan’dan kaça Uygurlar’ın statüsü, Bulgaristan’daki soydaşlarımızın statüsü neyse o. Esad rejimi sınırlarda kontrolü kaybettiğinde Türkiye haklı olarak kendisine müzahir yapılara önem verdi. Bunlar Bayır Bucak Türkmenleriydi. Bunların korunması, oradaki mevcudiyetleri Türkiye için elzemdi.

Akraba topluluklara Kürt ve Araplara. O bölgeler bombalandığında, Türkmenler zor durumda kaldığında yardımlar yapıldı. 17-25 Aralık’tan hemen sonradır bu. Türkiye’yi istikrarsızlığa sevk eden unsurların asker içine sızmış kanatları, 19 Ocak’ta, tam da o zaman Adana‘dayım. Mülteci kampında bölge dışişleri bakanları toplantısı yaptık. Biz oradayken bu operasyon yapıldı. Türkiye’yi suçlu göstermek isteyen çetenin işiydi MİT tırlarına yapılan operasyon. Türkiye sınırındaki her olaya yeterince tepki vermek zorundadır.

Ben Dışişleri Bakanıyım, Erdoğan Başbakan. İçinde bulunduğum hükümeti satmam. SADAT denilen yapının hiçbir rolü yoktu. Sedat Peker’in anlattığı ilişkiler ağı sonradır. Bir zihniyet devlet güç ilişkileri örgütüdür. O gücü elde eden kendisini devlet yerine koyar diye bir görüş vardır. Benim devlet anlayışım tam bunun karşısındadır. Devlet milletin örgütlenmiş kurumudur, şahsi manevisidir. Bugün Bahçeli devlet adamı olarak konuşuyor.

O gün MİT tırlarına en ağır ithamı yapıyordu. Başbakan iken de ne Sedat Peker ne SADAT’ın benimle hiçbir görüşmesi olmamıştır. Hiç kimse kendisinden menkul görev üstlenmemiştir. Türkiye’de cuntalar olmuştur. Benim Başbakanlık yaptığım dönemde FETÖ gibi yapılar, Erdoğan’ın Başbakanlık yaptığı dönemde olmuş ve yanlış iş yapmış olabilir. Başbakanlık döneminde ise ikili otorite vardı. Benim Başbakanlık otoritesi kullanarak verdiğim talimatlar ve bazen aynı kişilere sayın Cumhurbaşkanının verdiği talimatlar. Kendisine sorarsanız cevap vermek durumundadır.

Benim iradi olarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı vasfıyla herhangi bir yapıya hiçbir görev verilmemiştir. Benim talimatımla olmamıştır. MİT tırlarıyla Sedat Peker’in bahsettiği tarih ayrı tarihtir. Kronoloji bilgisi olmadan yorum yapanlar muhakeme yapamaz. Benim dönemimde Sedat Peker ve bu yapıların aktivitesi yoktu. Olsa duyulurdu. Net olarak MKYK’da talimat verdim. Sedat Peker’in ismini zikrederek değil.

O dönemde bazı ocaklar çıktı. AK Parti’nin kendi mitingleri dışında kimse AK Parti adına miting yapamaz. Benim dönemimde ne AK Parti ne de devlet içinde bu yapılara hiçbir misyon verilmemiştir. O dönemde spontan şeklide birçok faaliyet yapılıyordu. Onlara karşı tavrımı söyledim. Sedat Peker’in kast ettiği ilişkiler ağı zihnar benim döneminde sözkonusu değildir. MİT tırları Türkiye’yi uluslararası La Haye divanına getirmek için FETÖ’nün işidir. Bu ilişkiler benim 5 yıldır devlet yönetiminde bulunmadığım döneme ait ilişkiler.

Bu süreçler yaşanırken. 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarımızın ifadeye çağrılması. Sayın Başbakana bağlı müsteşar çağrılıyorsa bu yapılanma aşikar. Hemen Dışişleri’ne talimat vermiştim gerekli önlemler alınması için. 2013’te bu faaliyetler yoğunlaşınca özellikle Suriye bağlamında operasyon yapılırken Türkiye’nin uluslar sınırlarını korumak için dahil olmak üzere, 2013 yılında BM toplantısı için New York’a giderken Sayın Erdoğan’la istişare bulundum.

Fetullah Gülen’in yurt dışında kalması halinde Türkiye karşısında istihbari olarak kullanabileceği yönünde, sayın Erdoğan benden mümkünse Fetullah Gülen’le görüşüp Türkiye’ye getirmek için talimat verdi. Sayın Erdoğan 2015’te ‘görevi ben verdim’ diye teyid etti. Ben Erdoğan’a intibalarımı anlattım. ‘Kesinlikle geleceği kanaatinde değilim. Türkiye’de devlet içi yapılanmalarında teşkil ettiği, dolayısıyla her türlü senaryonun beklenebileceği’ şeklinde kendisine söyledim. Ben bu görevimi yaptım. Ne onun öncesinde oturup görüşmüşlüğüm var, ne bankaların açılışında bulundum, ne orada, ne şurada, ne burada. O gün bir şekilde ikna edilip getirelebilseydi Türkiye bunlarla karşı karşıya kalmazdı.

Benim dönemimde devlet kurumları dışında hiçbir aracı olmamıştır. Sayın Tuğrul Türkeş’in kast ettiği 19 Ocak tırlarıdır. 30 Mayıs 2015’de seçim kampanyası esnasında sayın Bahçeli, Bayburt’ta mitingte ‘Türkiye Cumhuriyeti MİT tırları altında ezilmiştir’ diye Türkiye’yi uluslararası alana şikayet etti. Ben de ‘Bu tırlar Bayır Bucak Türkmenlerine gidiyordu’ dedim. Sayın Tuğrul Türkeş ‘gitmiyordu’ dedi. Ben de 5 Haziran’da Kahramanmaraş mitinginde yemin ederek ‘Bayır Bucak Türkmenlerine gidiyordu’ dedim.

Ha Bayır Bucak Türkmenlere gitmeden başka ellere geçmişse bilemem ama o konuda da bir delil yok. ABD’nin YPG’ye silah aktarması, Fransa’nın aktarması, Rusya’nın yığınak yapması suç olmuyor da, Türkiye’nin Türkmenlere aktarması mı oluyor? Ne Nusra ne DEAŞ’la ilgili bir ifadem var. Terör örgütü ilan edilen bir topluluğa devlet yardım gönderir mi? Benden sonrasıyla ilgili bir şey diyemem. Benim dönemimde illegal bir şey yapılmışsa bunun üzerine gidilmiştir.

Bu konuda hüküm verecek bilgiye sahip değilim. Ama ben devleti yönetiyor olsaydım, sözkonusu ülkenin istihbarat örgütüyle temasa geçer gerekli misilleme dahil olmak üzere gereken unsurları devreye koyardım. Tam 25 gün oldu. Devlet spekülasyon götürmez, devlet adamı spekülasyonla kampanya yapmaz. Bu bilgilerle ilgili gerçek anlamda araştırma gayreti içinde değiller. İstihbarat örgütlerin elinde olabilir, hepsi olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti en sert ultimatonu verir alır. Arama kararı, kırmızı bülten çıkarılır. Bunların hepsi geçer, yaşanır olur. Onlar almıyor tedbiri biz alacağız. Bütün illegal, gayrimeşru olarak devlet adına çalışanlara tedbiri alarız. 4,5 ton kokain ülkesi Türkiye’yi narko devlet pozisyonuna sokan iddiadır. Sayın Binali Yıldırım oğlu suçludur, suçsuzdur demiyorum. Bu şekilde net cevaplandırmayan sorular bir şekilde uluslararası sorun haline geliyor. Rıza Sarraf davası mesela. Türkiye kendi iç hukukunda soruşturmalı. Yoksa da objektif araştırmalarla bütün ülkelere bu duyurulmalıdır.

Yüzde 95 oyun hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Çok acı bir kayıt olarak tarihe geçti Suriye’de yaşananlar. Bizim Suriye poitikamız en başından itibaren, hatta siz beni eleştirirken kendi açınızdan haklı olarak Suriye ile ilişkilerimizin yoğunlaşmasına itiraz etmiştiniz. Sonra desteklemiştiniz. Türkiye ve Suriye halkları kardeştir. Türk, Arap, Kürt, Müslüman, Hıristiyan, Sünni, Alevilerin iç içe geçtiği toplumuz biz. Elimizden geleni yaptık. İlk aşamada neredeyse entegre bir yapıya dönüştük.

Arap baharı başladığında Suriye diğer ülkelere benzer kader yaşamasın diye çok çaba sarfettik. Benim 6,5 saatlik görüşmemde Esad’a kesinlikle bir empozem olmamıştır. Ben hayatımda devlet kaydına geçmemiş hiçbir görüşme yapmadım. O görüşmede Velid Muallim, Beşir Esad’ın Dışişleri Bakanı, Şam Büyükelçimiz ve müsteşar yardımcımız vardı. O gün Müslüman Kardeşler kelime olarak bile geçmedi. Tek söylediğimiz şey, 13-14 maddelik reform üzerine konuştuk.

Türkiye ile Suriye halklarını kaderi ortaktır. Bu süreçler bir gün geçer kardeşlik devam eder. Ama Beşar Esad’la bu normalleşmeyi sağlamak hayaldir. Çünkü halkına kimyasal silah kullanmıştır. Halkının büyük çoğunluğu dışarıdadır. Seçim öncesi çağrıda bulundum.

Bir geçiş hükümeti kurulması konusunda adım atılabilseydi bu seçim meşru olabilirdi. Suriye’de bu statünün böyle devam edeceği kanaatinde değilim. Beşar Esad’ın kontrol ettiği bölge hala ülkenin çok az kısmı. Beşar Esad’ın içinden çıktığı Nusayri topluluğu bile kendisine tepkili. Suriye’de değişim yaşanacak. Bir gün Suriye ile Türkiye halkı elele verecek. Ama halkıyla barışık yönetimlerle.

Şu anda sistemik deprem yaşandığı ülkede, asgari ücretin açlık sınırına geldiği bir ülkede, siyasi iktidarın kendi içinde yoğun çelişkiler yaşadığı bir ülkede erken seçim zarurettir. Hukuki olarak zor. Sayın Cumhurbaşkanı her geçen gün kendi aleyhine işlediğini görecek. Bu ülkenin sahibi biziz, bütün millet. 1946’daki seçimler tekrar edilmeyecek.

Bu sene içinde olması zayıftır, 2022 kuvvetli ihtimaldir. Hukuki olarak sayın Cumhurbaşkanının yeniden seçilme şartları her zaman şaibe oluşturur. En geç gelecek sene seçime gitme kararını vermelidir. İki kez görev yapmış olduğu için 1 sene önceden seçime gitmezse, seçilse bile tartışma olacak.

Bu ülke bizim. Herkesle görüşürüm. Ali Bey yakın dostumuz olan arkadaşımızdır. Kendi tercihiydi ayrı parti kurmak. Bütün siyasi parti liderleriyle görüşüm Türkiye için. Hayat birçok şeyi hepimize öğretir. Türkiye’nin refahı, halkın huzuru için hepimiz elele vermeliyiz.

Takip Et

20,146BeğenenlerBeğen
18,109TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri