FETÖ biterse Nedim Şener de bitecek bunu en iyi kendisi biliyor

Gazeteci Saim Tut’tan uzun süre konuşulacak bir Nedim Şener portresi geldi. Nedim Şener için “Onu Erdoğan’ı yıkmak için yola çıkan gruplarla yakın dirsek temasından biliriz” diyen Saim Tut, Nedim Şener’in FETÖ’ye kininin Erdoğan’ı devirmeyi başaramamasından kaynaklandığını belirtti.

İşte Saim Tut’un AnkaraEkspresi’nde yayınlanan FETÖ bitse, o da bitecek başlıklı yazısı…

İstanbul Belediye Başkanlığı günlerinden başlamak üzere, uzun yıllar boyu Erdoğan ve AK Partiye karşı güç saydığı odaklara yaslanarak yaptığı tetikçilik dönemlerinden hatırlarız kişiyi. Gazeteciliğiyle temayüz edemese de, 2003-2007 arası dönemde yazdıkları ve söyledikleriyle Erdoğan’ı yıkmak üzere yola çıkan gruplarla yakın dirsek temasında olmasından biliriz bu zatı. Hatta 2006 yılında yayınladığı kitabı “Hayırsever Terörist” adını taşır ve o dönem Sayın Erdoğan’la yakın ilişkisi olan Şeyh Yasin El Kadı’yı hedef alır. Kitabın tanıtımı şöyledir;  “Amerika Birleşik Devletleri Hazinesi’nin “Terrorist”; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kefilim” dediği adam: Şeyh Yasin El Kadı!..”

Cumhuriyet mitinglerini sevinç ve coşkuyla, 27 Nisan 2007 Muhtırasını ise umutla karşılar. Ama yanında olduğu hareket bir türlü başaramaz Erdoğan’ı devirip AK Parti hükümetini yıkmayı. Aslında FETÖ’ye kini tam da bu nedenledir ya da buradan başlamıştır desek yanılmış olmayız pek. O dönemlerde devlet içinde etkin pozisyonu olan FETÖ’nün AK Partiyi desteklediğini ve fiili bir cunta girişimine izin vermeyeceğini düşündüğündendir belki, şahıs, bu kez malum örgütle -o zamanlar “cemaat”- savaşmaya karar verir. Onları sindirebilirlerse, AK Partiyi de yıkmaları mümkün olabilecektir.

Ancak işler böyle yürümez ve hükümeti darbe korkularıyla manipüle edip askeri-sivil bürokraside devletin birçok kilit noktasını ele geçirmesiyle birlikte, bir zaman sonra Erdoğan hükümetine dahi operasyon çekecek olan FETÖ’nün hışmından bu şahıs da payını alır ve hukuksuz bir şekilde hapse tıkılır. Sonra çıkar ve uzunca bir müddet susar. Bu ara FETÖ AK Partiye karşı harekete geçer, 17/25 yaşanır, bu yine susar, zira korkar. Öyle ya, ya destek vereceği grup değil de, diğerleri kazanırsa? Kaldı ki, kısa bir süre önce yanlış ata oynaması nedeniyle ödemek zorunda olduğu bedeller ortadadır. Biraz sessizlik ve rüzgarın yönünü beklemek daha mantıklıdır. Ak Parti girdiği her seçimden başarıyla çıkıp sonuçta Erdoğan Cumhurbaşkanı olmuşsa da, FETÖ’nün devleti bir ahtapot gibi sarmış olduğunu gayet iyi bilen malum kişi karşı ve bitirici son bir hamle geleceğinden emindir ve 15 Temmuz 2016’da beklediği kalkışma gerçekleşir. Bu savaşı da açık ara Erdoğan kazanınca kendisine durumdan vazife çıkarır ve zamanında FETÖ zulmüne uğramış olmanın verdiği doğal meşruiyetle açıktan hükümetin FETÖ’yle mücadele politikasını desteklemeye başlar. Üstelik bu şekilde unutulmaya yüz tutan ismini yeniden parlatması da mümkün olabilecektir. Zaman içerisinde dilediği şey olur ve Erdoğan medyasının Doğan grubunu da bünyesine katmasıyla birlikte FETÖ ile mücadele uzmanı sıfatıyla tivi kanallarında her akşam boy göstermeye ve aynı cümlelerle bu mücadeleyi övmeye ve hatta hükümetin daha ötesinde icraatlarda bulunmasını teşvik etmeye başlar. Öyle ki, FETÖ bitse adamın yaşama dair sözü ve sevinci de bitecektir.

Vaktimi ve klavyemi bu tip adamları gündemime alıp eskitmeyi çok sevmem aslında. Yazacak mühim, yapacak çok daha lüzumlu işlerimiz vardır. Ama malum medyanın yazıp söyledikleri nedeniyle kullanışlı bir aparat olarak elinin altında tutup beslemeye devam ettiği ve ekşi gibi bazı bloglarda adının önüne ‘Stokholm’ sıfatı iliştirilen bu kişi dün, bağımlısı olduğu algı gazeteciliği ve kapı kulu olduğu yeni ağalarını memnun edip ulufesini artırmak adına yeni bir operasyon çekmeye kalktı. Adam kendi başına bir hiç ve her zaman kendisini güç olarak gördüğü odaklara yaslayarak ateş etmeyi bir tıynet haline getirmiş. Dün Kemalist cuntacılarda güç vehmederek onlar adına ve onlardan nemalanarak tarıyordu, şimdi ise yeni Türkiye düzeninde mevcut kudret kim ise onun adına. Yarın başkası olursa da aynı işi yapmaya devam edecektir şüphesiz.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun ciddi bir ekip tarafından hazırlandığı belli olan hükümete tavsiye ve öneri niteliğindeki 14 maddelik Korona’yla Mücadele Eylem Planının nasıl olması gerektiğini açıkladığı programı dün canlı izledim. Bu kapsamda hükümetin yaptıklarını da takdir etmekle birlikte tüm kesimlerin bu süreci en hasarsız atlatabilmesi adına Korona Tahvilleri gibi oldukça pratik çözümler içeren mantık örgüsü düzgün bir metin sundu. Sağlık personelinin iş yükünün azaltılması ve özellikle bu olağanüstü dönemde hizmetlerin aksamaması adına da, evrensel hukuka inanan hiçbir insanın reddedemeyeceği şekilde KHK’larla işlerinden uzaklaştırılan ancak hiçbir ceza almayan ya da haklarında hiçbir adli idari kovuşturma yapılmayan doktor, hemşire ve teknisyenlerin mesleki formasyon ve tecrübelerinden faydalanılmak üzere sisteme kazandırılıp görevlerine iade edilmesi gerekliliğini vurguladı. Bu sözleri sarf etmeden önce de yanlış anlamaların veya kötü niyetli yaklaşımların önüne geçmek için FETÖ’yle mücadelenin önemine ve sürekliliğine vurgu yaptı ve üstelik bu örgütle bağlantısı tescil edilmiş olanları hariç tuttuğunu da ifade etti. Peki, ilk ses kimden geldi? İşi gücü meseleleri saptırmak olan bu gazeteci kisvesine bürünmüş tetikçiden tabiî ki. Aslında bu 14 maddelik öneri içerisinde yazılı olarak yer almayan ve bir hakikati teslim etmek adına Davutoğlu’nun konuşmasında yer verdiği bir bölümdü. Keskin zeka ve gözlem ürünü 14 önemli maddenin hükümeti ilzam eden hiçbir kelimesini okuyup önemsememiş ve hatta konuşmayı zerre dinlememiş bu operasyoncu kişi, velinimetlerine yaranabilmek adına Davutoğlu’nun hiç kast etmediği şekilde bir anlam algısı yaratıp meseleyi ifsat etmek adına harekete geçti. Şaşırdık mı? Hayır!..

Zamanında Erdoğan karşıtı cuntacıların, ardından FETÖ’cülerin, şimdilerde ise Pelikan diye tabir edilen bir yapının tevessül edip kullandıkları ahlaksızca bir yöntemdir bu ve şahıs her dönem gazeteciliği böyle bir şey sandığı ve bizatihi pratiğinde yer aldığı için de mesleki deformasyon gereği konuları, sözleri ve tavırları saptırıp istediği şekilde sunma alışkanlıklarından bir türlü vazgeçemiyor işte. Zira bu onun ekmek davası haline gelmiş durumda artık, yapacak bir şey yok.  Ne kadar saptırma ve karalama, o kadar çok ekmek. Patron kimi işaret etti bugün, onu dövmek lazım. Bazen direkt işaret etmese de hissedip sıkmak lazım, üstün gayretleri ve katkıları nedeniyle daha çok ödüllendirmeyi beklemek de.