Ana SayfaTürkiyeGelecek Partisi Konya İl Yönetimi belli oldu! İşte o isimler

Gelecek Partisi Konya İl Yönetimi belli oldu! İşte o isimler

Teşkilatlanma çalışmalarında kısa süre içerisinde büyük bir mesafe kaydeden Gelecek Partisi, Konya İl Yönetimini açıkladı. Şu ana kadar 32 ilin kurucu il başkanını ilan eden Gelecek Partisi, illerde yönetim kurullarını oluştururken bir yandan ilçe örgütlenmelerini tamamlarken bir yandan da il başkanlık binalarını hizmete sokuyor.

Son olarak bugün Konya Kurucu İl Başkanı Hasan Ekici, Konya Garden Inn Otel’de düzenlediği bir basın toplantısıyla yönetimini kamuoyuna tanıttı.

Garden Inn Otel’deki basın toplantısı adeta bir gövde gösterisine dönüşürken toplantıyı çok sayıda basın mensubunun yanı sıra yüzlerce partili de takip etti.

50 kişiden oluşan yönetim kurulu listesinde çok sayıda iş insanı olması dikkat çekerken birçok avukat, gazeteci, sanayici, diş hekimi, mali müşavir de yer aldı. İşte Gelecek Partisi Konya İl Yönetim Kurulu’nun listesi.

Yönetim Kurulu’nun ilannın ardından Gelecek Partisi Konya İl Başkanı Hasan Ekici bir konuşma yaptı. Ekici’nin konuşmasında Ehliyet, Liyakat, Emanet ve şeffaflık vurgusu vardı.

GELECEK PARTİSİ KONYA İL BAŞKANI HASAN EKİCİ’NİN KONUŞMA METNİ

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına ulaşmak üzere olduğumuz bu zaman diliminde, ülkemizin sorunlarının çözümü güçlü bir gelecek tasavvuruyla mümkündür. Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Demokrat zihniyet, ortak akıl ve toplumsal uzlaşma temelinde, kuşatıcı bir siyasi vizyon, yetkin bir kadro ve rasyonel bir yönetim anlayışıyla sorunlarımızın tamamını çözüme kavuşturmak mümkündür.

Gelecek Partisi temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, ayırımcılıkların son bulduğu, adil ve müreffeh bir Türkiye vizyonu ile yola çıkmaktadır.

Gelecek Partisi, Türkiye’yi taşıyacak özgürlükçü, demokrat, evrensel ve kadim değerlerimizden güç alan bir siyasal vizyonu sahiplenecektir. Partimizin amacı insana, zamana ve mekâna hakkıyla hitap eden kapsayıcı bir yenilenmeyi başlatmaktır.

Bu geleceğe yürürken partimizin temel ilkesi insan-odaklılıktır. Siyasetimizin öznesi ve muhatabı sadece ve sadece insandır. İnsani kimliği ikinci konuma iten hiçbir kimlik anlayışı siyasetimizi yönlendiremez ve şekillendiremez. Başta devlet olmak üzere bütün siyasi mekanizmalar, kurallar, kurumlar ve teamüller insanın mutluluğuna hizmet ettikleri ve insan onuruna saygı gösterdikleri ölçüde meşruiyet kazanırlar. İnsanı, onun temel haklarını ihmal eden veya ikincil konuma indirgeyen hiç bir devlet baki olamaz.

Bu çerçevede Partimizin temel amacı insan onurunun korunması ve yüceltilmesidir. İnsanı ve onurunu varoluşumuzun temeli, diğer bütün unsurları bunun için birer araç olarak görüyoruz. Bu hedefi, siyasal bilincimizin ve devlet ahlakımızın temelini dokuyan ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesinin çağdaş siyaset dilindeki karşılığı olarak görüyor ve gelenek ile çağdaşlığı bu çerçevede bir zıtlık içinde değil, ayrılmaz bir bütünlük içinde değerlendiriyoruz.

İnsan onuru iç siyasi, ekonomik ve kültürel düzenimizin de dış politikamızın da temelini teşkil etmektedir. İnsan onurunu zedeleyen hiç bir uygulama ve politika meşru görülemez ve gösterilemez. Partimiz bugün yaşadığımız ve ileride karşılaşacağımız bütün sorunlara ve meydan okumalara insan onuru temelinde çözümler üretecektir.

İnsan onuru ancak ve ancak insanın tercih ve irade gücünü yansıtan özgürlükler ile hayat bulabileceğinden, partimizin siyaset anlayışının odağında insan hak ve özgürlükleri yer alacaktır.

Demokratik bir yönetimin esasını temel hak ve özgürlüklerin bütün vatandaşlar tarafından eşit ve özgür bir biçimde kullanılabilmesi oluşturmaktadır. Öncelikli hedefimiz, temel hak ve özgürlüklerin tartışma konusu yapılmadığı, azınlık ve dezavantajlı toplumsal grupların haklarını hiçbir baskı hissetmeden kullanabildiği, çoğunluğun değil çoğulculuğun esas alındığı bir siyasi iklim inşa etmektir.

İnsanın hayat alanını oluşturan mekâna saygı insana saygının ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçasıdır. Doğal ve mamur mekâna saygı geçmiş nesillerden devralınan ve gelecek nesillere aktarılacak olan bir emanet bilincinin yansımasıdır. Doğanın ve çevrenin korunması gelecek nesillere olan bir borcumuzdur ve bu ülkenin havası, suyu, toprağı, güneşi, ırmakları, dağları, ormanları ve ovaları vatandaşlarımızın mekân bilincine ve devletimizin sorumluluk alanına emanettir.

Partimizin siyaset yapımında yöntem ilkesi milletimizin her bir ferdini hiçbir ayrım gözetmeksizin partimizin doğal üyesi kabul eden kapsayıcılık ilkesidir. İnsan onuru ile taçlandırılan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı kimliği taşıyan herkes mutlak anlamda eşittir. Etnik, dini ve mezhebi kimlik ayrımlarına dayalı yaklaşımlara karşı toplumun her kesimini ve her bireyini kapsayan bir siyasi anlayışın sözcüsüyüz. Farklılıkların güven ve huzur ortamında bir arada yaşamasının teminatı olan kapsayıcılık ilkesi bağlamında çoğunlukçuluğa karşı çoğulcu bir yaklaşımı hayata geçireceğiz.

Siyasi uygulama ilkemiz ortak akıl ve katılımcılıktır. Demokratik kültür oy verme işlemi ile başlayan ve biten bir yetki devrine değil hayatın her alanına sirayet etmesi gereken bir davranış biçimine dayanır. Ortak aklın gelişmesini teşvik eden düşünce özgürlüğü, seviyeli eleştiri ve samimi özeleştiri ahlakı siyasi hareketimizin zihni temelidir. Bu anlamda demokratik kültürün toplum katmanlarına yayılması önceliklerimizin başında gelmektedir.

Siyasal sistem tercihimiz hayatın her alanına yansıyan katılımcı demokrasidir. Cumhuriyetimizin demokrasi ile taçlanması geri döndürülemez bir kazanımdır. Cumhuriyetimiz ortak aidiyetimizin, demokrasi bu ortak aidiyet alanındaki doğal ve güzel farklılıklarımızın korunmasının teminatıdır.

Toplumsal düzenin temeli olan adaletin bütün yönleri ile toplumsal ilişkilere egemen olması, bağımsız ve tarafsız yargı düzeninin sağlanması insan-odaklı siyasetimizin ana amacını oluşturmaktadır.

Güç yozlaşmasından kaynaklanabilecek her türlü sapmaya karşı yegâne siyasi teminat olan demokratik hukuk devleti ilkelerini hayata geçireceğiz. Güçler ayrılığı ilkesine dayanan yeni anayasal düzenimizde demokratik hukuk devleti ve milli irade perspektifiyle denetlenmeyen hiç bir güç olmayacaktır.

Siyasi davranış ilkemiz ahlaki tutarlılık ve şeffaflıktır. Her türlü açık ve örtülü yolsuzlukla mücadele ve siyasi etik konusunu ahlaki dokumuzun korunması, adil gelir dağılımına dayalı sosyo-ekonomik dengenin sağlanması ve demokrasi ile kalkınma arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi açısından bir zorunluluk ve ön şart olarak görüyoruz.

Bu temel üzerinde Cumhuriyetimizin 100. Yılına yürürken ülkemizin hem muhtevası hem de yapım süreci açısından katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü, demokratik ve sivil bir anayasaya kavuşması en temel önceliğimiz olacaktır. Özgürlük, eşitlik ve adalet değerleri üzerine inşa edilecek yeni anayasal düzenimizin en temel ilkesi, ahlaki referansı ve ruhu insan hakları ve onuru olacaktır.

Kamu yönetiminde en temel ilkelerimiz ehliyet ve liyakattir. Bu ilkelerin hayata geçirilebilmesi için bürokrasiye giriş̧ objektif kurallara ve adil süreçlere, bürokraside kalma ve yükselme ise objektif kriterlerle ölçülebilir performansa bağlayan bir ‘kamu istihdamı ahlakı’ egemen kılınacaktır.

Ekonomi alanında temel hedefimiz verimliliği, üretkenliği ve gelir dağılımında adaleti sağlayacak sürdürülebilir kalkınmadır. Ekonomik kalkınma ile demokratik hukuk devleti ilkeleri arasındaki kaçınılmaz bağı göz ününde bulundurarak girişim özgürlüğünü teminat altına alan açık ve şeffaf hukuk kurallarını hayata geçirerek uzun dönemli ve kalıcı yatırımları ülkemize çekeceğiz.

Dış politikadaki temel ilkemiz çok boyutlu barış diplomasisidir. Dış politikamızda tarihi ve stratejik derinliğimize dayalı olarak bu ilke doğrultusunda milletimizin uluslararası alanda onurlu bir yer edinmesi temel hedefimizdir. İstiklal Savaşımızın temel ilke ve ruhundan hareketle dış politikamızda her zaman mazlumların ve mazlum milletlerin yanında yer alarak insan onurunu koruyan değer-odaklı bir yaklaşım benimsenecektir.

Türkiye, zengin kültürel birikimi, özgürlükçü demokrasi tecrübesi, büyük ekonomik potansiyeli, insan odaklı siyaset anlayışı, sağlam sosyal dokusu, dinamik insan unsuru, etkin dış politikası ile insanlık aleminin onurlu bir üyesi ve küresel düzenin yükselen gücü olmayı hak etmektedir. Gelecek Partisi olarak amacımız zihinlerimizi özgürleştirmek, psikolojilerimizi yenilemek, toplumsal bağlarımızı güçlendirmek ve ortak geleceğimiz konusunda atılması gereken adımları programımızda belirlediğimiz çerçevede atmaktır.

Anayasal Düzen: Toplum Sözleşmesinin Temeli

Türkiye’nin en eski tartışmalarından birisi ülkemizin tam demokratik, özgürlükçü ve sivil yeni bir anayasaya kavuşmasıdır. Ekonomimizin, güvenliğimizin, savunmamızın, birlik ve bütünlüğümüzün temeli, insan onurunu merkeze alan özgürlükçü bir anayasadır. Demokratik bir anayasa olmadan Türkiye’nin müreffeh ve demokratik bir geleceği olmayacaktır.

Mevcut anayasa 1982 yılından beri birçok değişiklik geçirmiştir. Yapılan tüm değişikliklere rağmen anayasamız özgürlükçü ve çoğulcu bir yapıya kavuşamamıştır.

Partimiz milletimizin hak ettiği yeni anayasanın mümkün olan en geniş katılımla sıfırdan yazılması gerektiğini savunmaktadır. Partimiz darbe dönemlerinin izlerinden arındırılmış, hiçbir tabudan ve korkudan çekinmeden, hiçbir bahaneye sığınmadan, milletimizin tamamını bütün farklılıklarıyla kucaklayarak toplumsal normalleşmemizi sağlayacak, insan onurunu ve temel hak ve özgürlükleri teminat altına alacak yeni bir toplumsal sözleşmenin kaçınılamaz ve zorunlu bir ihtiyaç olduğunu düşünmektedir.

Demokratik Sistem: Kamu Düzeninin Siyasal Yapılanması

Hükümet sistemleri ile demokrasi arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. Ülkemizde demokrasinin yaşayabilmesi ve kuvvet kazanması, hükümet sistemi gibi tek bir faktörle açıklanamaz. Bu nedenle, demokrasinin yaşama şansını değerlendirirken; seçim sistemi, parti sistemi, kültürel özellikler, kurumsal yapıların gücü ve sosyolojik yapı (gelir düzeyi, nüfus, etnik ve dilsel çeşitlilik ya da homojenlik vb.) gibi faktörler dikkate alınmalıdır.

Hükümet sistemimizin demokratik olmasını temin edecek üç önemli kriter öne çıkmaktadır: Hukuk devleti ilkesine riayet, hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınması, ve denge/denetleme mekanizmalarının varlığı.

Hangi hükümet sistemi olursa olsun, sistemlerin demokratikliği bu kıstaslarla belirlenir. Sistemler bu ölçütlere yaklaştıkları oranda demokratik bakımdan güçlü olurken, bu ölçütlerden uzaklaştıkları oranda da demokratik olarak zayıf düşerler.

Ülkemizde yıllarca uygulanan Parlamenter Sistem’in de, 2016 referandumuyla benimsenen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin de bu demokratik kriterleri karşıladığını söylemek mümkün değildir. Demokrasi ve etkin yönetim bağlamında ürettiği sorunlar dolayısıyla değiştirilen özünden koparılmış Parlamenter Sistem’in yerine hayata geçirilen yine özünden koparılmış Başkanlık Sistemi de benzer demokrasi ve etkin yönetim zaaflarıyla maluldür.

Başkanlık Sistemi, hemen her alanda yürütmenin yasama ve yargı üzerindeki etkisini artırma ve yürütmeye mümkün olduğunca fazla güç devretme düşüncesiyle inşa edilmiştir. Yasama ve yürütmenin oldukça kesin çizgilerle birbirinden ayrı olması beklenen Başkanlık Sistemi iddiasıyla yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, çok daha büyük yapısal sorunların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Yasama ve yürütmenin birbirlerinin görevlerine son verebildiği, hukuki hiyerarşinin alt-üst olduğu, kuvvetler ayrılığının yerini kuvvetler birliğinin aldığı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) ve milletvekilliğinin fiilen anlamsızlaştığı, bağımsız ve tarafsız yargının büyük ölçüde ortadan kalktığı bu sistem, sadece hukuk devletini yaralamamış; aynı zamanda, seçim barajını kaldırmak yerine sorunlu bir ittifak düzenini tesis etmesiyle siyasetin ve siyasi partilerin de özgün tabiatını tahrip etmiştir.

Bu sistem devam ettiği takdirde demokratik toplum düzenini sürdürmek mümkün olmayacaktır.

Ülkemizin tarihi tecrübesi ve mevcut yapısını göz önünde bulundurarak, her türlü vesayetten arındırılmış demokratik bir Parlamenter Sistemi savunuyoruz.

Basın Özgürlüğü

Basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğünü şiar edinmiş demokratik bir toplumun temel ihtiyacıdır. Basının baskı altında olmadan, sansür ya da oto sansürün uygulanmadığı, gazetecilerin keyfi gözaltı ya da tutuklamalara ve yargılamalara maruz kalmadığı bir düzen inşa edeceğiz. Çağdaş bir medyanın bağımsız ve özgür olabilmesinin önemli unsurlarından birisinin de şeffaf bir finansman, sahiplik ve yönetim olduğunu ön görüyoruz. Medya sahipliğinde finansal şeffaflığın sağlanması için gerekli yasal düzenlemeleri yapacağız. Özgür ve bağımsız basın, her tür sorunun serbestçe tartışılıp sağlıklı çözümlere ulaşılmasını sağlamanın yanı sıra karar organlarının keyfiliğe yönelmelerini önleyerek bu organların hukukun sınırları içinde hareket etmelerini de teşvik eder.

Adalet: Toplumsal Hayatın Kuşatıcı ve Koruyucu İlkesi

Adalet; herkese hakkını teslim etmek, haklıyı haksızdan ayırt etmek, her şeyi olması gerektiği yere koymaktır. Adalet, insan haklarını güvence altına almak, insan onurunu korumaktır.

Adaletin tecelli ettiği toplumlarda haksızlığa ve zulme yer yoktur. Adaletin olmadığı yerlerde ise güçlü ve zorbaların insafına terk edilen masumlar zulüm altında yaşamaya mahkûm olurlar. Böylesi bir toplumda endişe, korku, güvensizlik, huzursuzluk, kargaşa ve kaos hâkim olur. Kanunların varlığının da bir önemi ve değeri kalmaz. Zira adaletin geçerli olmadığı bir toplumda kanunlar, zulmü meşrulaştıran bir araca dönüşürler.

Devletin bekası ve iktidarın sürdürülebilir olması adaletin tesisine bağlıdır. Adaleti toplumsal hayata egemen kılan devletler ayakta kalabilirler. Kâmil manada adaleti tesis eden, toplumda huzuru, barışı ve refahı sağlayan devletler kaim olmuş; adaletten sapan milletler ve devletler ise yıkılıp gitmiştir. Bu sebepledir ki, ‘’Adalet mülkün temelidir’’ özdeyişi evrensel geçerliliğe sahip bir ilke olarak kabul görmüştür.

Partimiz, ülkemizde ekonomik, siyasal ve sosyal sorunların temelinde hak ve adaletten uzaklaşmanın yattığını, ülkemizdeki adalet açığının ve toplumun adalet ihtiyacının acil bir hâl aldığının farkındadır. Adaletin örselendiğine, devlet düzeninin ve toplumsal barışın temelinden sarsıldığına üzülerek şahitlik etmekteyiz.

Devlet tahayyülümüzün, hukuk anlayışımızın ve siyaset felsefemizin en temel dayanağı adalettir. Partimizin temel şiarı, adaletli yönetim olacaktır. Milletimizin hak ve adaletle yönetim talebini siyaset anlayışımızın en önemli düsturu olarak görmekteyiz.

Hukuk ve Hukuk Devleti: Adalete Dayalı bir Kamu Düzeninin Yapısal Formu

Hukuk insan içindir. Hukukun en temel görevi, adaletli bir toplum düzeni tesis etmek, toplumun huzur ve barışını sağlamak, özgürlükleri korumaktır. Hukuk sisteminin amacı adalet dağıtmak, sorun çözmek ve çare üretmektir.

Hukukun üstünlüğünü sağlamanın en temel dayanağı ve sigortası kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Bu çerçevede, hikmet-i hükümet yerine hukukun üstünlüğü ilkesi esas olmalı, ayaküstü hukuk üretimine son verilmelidir.

Demokratik hukuk devleti; hukukun evrensel ilkelerine bağlı olan, kanun önünde eşitliği sağlayan, bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, hak arama yollarını açık tutan ve bütün eylem ve işlemleri yargısal denetime tâbi olan devlettir.

Hukuk ve kanun önünde eşitlik ise, hukuk karşısında devletin, yönetenlerin ve yönetilenlerin aynı seviyede eşit olmasını ifade etmektedir. Hiç kimse hukuka uyma yükümlülüğünden muaf değildir. Hukuk kuralları eşit olarak hem yönetenleri hem de yönetilenleri bağlar.

Hukuk anlayışımız; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, din, mezhep ve benzeri saiklerle ayrım gözetilmeksizin herkesi kanun önünde eşit kabul etmek ve her türlü ayrımcılıkla, ötekileştirmeyle ve düşmanlaştırmayla mücadele etmektir.

Hukuk devleti, güçlünün değil, haklının üstün olduğu devlettir. Hukukun üstünlüğüne dayanan devlet; herkesi hukuk karşısında eşit olduğu, hakların ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, hukuk güvenliğinin sağlandığı, devletin ve iktidar sahiplerinin hukukla sınırlandığı devlettir.

Hukuk devleti, faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukukî güvenlik sağlayan devlet demektir. Yasama, yürütme ve yargının hukuk kurallarına bağlı bir şekilde çalıştığı modern devletler, vatandaşlarının kaliteli bir yaşam sürmesinin zeminini oluşturmaktadırlar. Hukuk devletinin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için, bizatihi devlet tarafından konulmuş kurallara öncelikle ve en hassas şekilde devletin riayet etmesi beklenmelidir. Ayrıca kuralları oluşturan anayasanın, kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin de çağdaş demokratik standartlarda olması gerekir.

Partimiz, hem devletin kurallara riayet etmesinde hem de kuralların demokratik içeriğinde insanımızın hak ettiği hukuk devleti standartlarına ulaşmayı hedeflemektedir. Ülkemizde huzurun, refahın ve tam demokrasinin yerleşmesinin vazgeçilemez ön şartı, hukuk devletinin bütün çağdaş kural, ilke ve teamülleriyle işlemesidir.

Ülkemizin hukuk devletinin temel vasıfları açısından her geçen gün irtifa kaybettiğini üzülerek görmekteyiz. Güç ve iktidar sahiplerinin hukuk devletinin en temel gereklerini hiçe sayan ve yargıyı araçsallaştıran keyfi tutumları, toplumun adalete ve yargıya güvenini sarsmakta ve toplumsal vicdanda onarılması güç yaralar açmaktadır.

Hukuk devleti ilkelerinden uzaklaştıkça sadece vatandaşlarımız hak ve özgürlüklerinden kayıplar yaşamamakta, aynı zamanda bütün kurumlarımız da telafisi zor yaralar almaktadır.

Partimiz, adalete ve hukuka olan güven duygusunu yeniden tesis etmeyi öncelikli hedef olarak belirlemiştir. Benimsediğimiz çoğulcu ve özgürlükçü anlayışın gereği ve teminatı olarak adaleti tesis eden, tüm vatandaşlarımızın haklarını güvence altına alan, toplumsal huzur, barış ve refahı hedefleyen bir hukuk düzeni oluşturmak en temel amaçlarımızdan biridir.

Hukuk devletinin, temel hakların teminat altına alındığı, devlet faaliyetlerinin yargısal denetime açık olduğu, kuvvetler ayrılığının işlediği ve hak arama yollarının bulunduğu bir yapıda tesis edilebileceğine inanıyoruz. İnsan onurunun korunması için, vatandaşların hukukî güvenlik içinde yaşayabilmesi gerekmektedir.

Hukuk devleti olgusunu yalnızca yasalarda, siyasi parti programlarında bahsedilen işlevsiz ve sonuçsuz bir klişe olmaktan çıkarmak ana hedefimizdir. Hukuk devleti ancak kuvvetler ayrılığı sağlandığında, kamu kaynakları en hassas şekilde kullanıldığında, açık veya kapalı imtiyazlar ortadan kalktığında, itiraz hakları ve yolları açık olduğunda, aidiyet duygusu zedelenmediğinde ve vatandaşlarımızın tamamının rızası kazanıldığında geçerlilik kazanabilir.

Vatandaşlarımızın canına ve malına zarar veren, toplumsal huzuru bozan, ülkemizin birliğine kast eden terör örgütleriyle sonuna kadar etkin bir şekilde mücadele edilmelidir. Ancak bu mücadele hukuk çerçevesinde, hukuk devleti ilkelerine bağlı kalınarak yapılmalıdır.

Kanun hükmünde kararnameler çıkarılırken, insanların hayatlarında olağanüstü sonuçlar doğuracak kararlar oluşturulmamalı, somut deliller, objektif kriterler, masumiyet karinesi, suçun şahsiliği ilkesi gibi hukukun temel ilkelerine riayet edilmeli, muhatapların etkin hak arama yolları ortadan kaldırılmamalı, hakkında hiçbir takibat olmayanlar, savcılarca takipsizlik kararı verilenler veya yargılama sonunda mahkeme kararı ile beraat edenler dahi KHK ile mahrum edildikleri haklarına ve itibarlarına acilen kavuşturulmalı, yasal dayanağı olmadan, anayasaya aykırı bir şekilde pasaport iptali, sağlık hizmetleri alırken karşılaşılan zorluklar ve SGK kayıtlarına düşülen şerhler nedeniyle iş bulamama gibi çok çeşitli mağduriyetler yaşatılmamalıdır.

Bağımsız ve Tarafsız Yargı Düzeni: Adaletin Korunmasının Temel Teminatı

Kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince, demokratik hukuk devletlerinde adaleti dağıtma görevi, yasama ve yürütmeden bağımsız kılınan yargı organlarına bırakılmıştır. Yargı bağımsızlığı hukuk ve demokrasinin de teminatıdır. Vazgeçilmesi veya diğer kuvvetler karşısında zayıf düşürülmesi kabul edilemez. Denge ve denetleme mekanizmalarının varlığı demokratik hukuk devletinin en önemli vasfıdır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı tavizsiz uygulanması gereken kurumsal uygulamalarda hayata geçirilmesi gereken temel bir ilkedir.

Bağımsız ve tarafsız yargının varlık nedeni kişilerin veya kamu idarelerinin hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı bireylerin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alabilmesi, herkese hakkının teslim edilebilmesi ve kararların adalete uygun verilebilmesi için yargının siyasi iktidarlardan bağımsız olması gereklidir. Yargıya tanınan bu ayrıcalık, yasama ve yürütmenin hukuka aykırı tasarruflarına karşı zayıf ve korunaksız durumda olan vatandaşı korumak amacına yöneliktir. Yargının adaletli kararlar verebilmesi için hâkimin tarafsız olması, tarafsız olabilmesi için de her türlü etki ve baskıdan bağımsız olması gerekir.

Kuvvetler ayrılığına dayalı gerçek bir yargı bağımsızlığı olmazsa olmaz ilkemizdir. Adaletin tesisi ve her türlü haksızlık ve kamu gücünün kötüye kullanılması hallerine karşı tüm vatandaşlarımızın hukukunu koruyabilmek son derece önem arz etmektedir. Hâkimleri devletin memurları olarak gören anlayış terk edilmedikçe insan haklarına dayalı gerçek bir hukuk ve demokrasiye ulaşmak mümkün değildir. Yargılama kültüründe hâkim odaklı ve devlete hizmet anlayışı yerine, insana hizmet anlayışını geliştirmek zorundayız.

Türkiye’de yargının yaşadığı sorunlar temelde mevzuattan kaynaklanan sorunlar değildir. Siyaset ve yürütme tarafından çözülemeyen sorunların yargıya havale edilmesi, yargının araçsallaşmasına ve siyasallaşmasına yol açmıştır. Yargı üzerinden sosyal, ekonomik ve siyasi güç devşirme çabaları yargının itibarına büyük zarar vermiştir. Sonuçta yargı hiç olmadığı kadar hırpalanmış, yaralanmış, bağımsızlığını ve tarafsızlığını büyük ölçüde kaybetmiş ve güven kaybına uğramıştır. Yargı ancak kuvvetler ayrılığının özümsendiği, çoğulcu ve özgürlükçü bir demokratik siyasal sistem içerisinde bağımsız ve tarafsız olabilir. Yargıda yaşanan sorunların temel nedeni sadece yasama, yürütme organının veya siyasetin bağımsız ve tarafsız yargı ilkesiyle bağdaşmayan istek ve talepleri değil, aynı zamanda yargının kendisini müdahaleye açık tutan alışkanlıklarıdır.

Adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, mahkemeye erişim hakkı gibi evrensel değerler haline gelmiş hakların vatandaşlarımız tarafından etkin bir şekilde kullanılabilmesinin yolu açılacaktır. Tutuklamanın istisna olması ilkesi titizlikle uygulanacak ve objektif kıstaslara bağlanacaktır. Suçların şahsiliği ilkesine, masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına özen gösterilecektir. Hukuk sistemimiz için bir kazanım olan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı genişletilerek, vatandaşlarımızın lehine yeniden düzenlenecektir.

Siyasi Ahlâk İlkeleri: Siyasetin Estetik Özü

Tam demokratik bir idarenin vazgeçilmez unsurlarının başında dürüst, temiz ve şeffaf siyaset gelir. Sağlıklı işleyen bir demokrasinin temel göstergelerinden birisi, halkın seçtiği kişilere ve devlet kurumlarına duyduğu güvendir. Bu güveni tesis etmenin yolu ise seçilmişlerin ve atanmışların millet adına ve millet için emaneten oturdukları makamlarda bağlı kalacakları ilkeler, değerler, kurallar ve denetleme mekanizmalarıyla sağlanabilir. Bu anlamda, siyasi etik ilkelerinin berrak bir şekilde belirlenmesi hayati öneme sahiptir. Siyasi etik ilkeleri milletimizi temsil edenler ile milletimiz arasındaki güveni sağlamlaştıracak, kamu hizmetlerinin daha şeffaf, eşit ve adil verilmesini sağlayacak, özel sektöre örneklik teşkil edecek ve şümullü kurumsallaşmayı sağlayacaktır.

Bu anlamda, siyasi etik ilkelerinin berrak bir şekilde belirlenmesi hayati öneme sahiptir. Siyasi etik ilkeleri milletimizi temsil edenler ile milletimiz arasındaki güveni sağlamlaştıracak, kamu hizmetlerinin daha şeffaf, eşit ve adil verilmesini sağlayacak, özel sektöre örneklik teşkil edecek ve şümullü kurumsallaşmayı sağlayacaktır.

Siyasi etikle ilgili temel ilkelerin ivedilikle belirlenerek, kanuni güvence altına alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bu ilkelerin hayata geçirilmesi kapsamında olmak üzere; mal bildirimi, çeşitli çıkar çatışması durumlarına dair beyan yükümlülüğü, hediye alma yasağı gibi özel konuların düzenlenmesinin bir gereklilik olduğuna inanıyoruz.

Siyasi etik ilkeleriyle ilgili kurumsal yapının hızla oluşturulması ve siyasi etik ihlallerine karşı izleme, denetim ve yaptırım sisteminin düzenlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, milletvekilleri, sivil ve askeri kamu idarecilerinin vazifeleri sonrası yapamayacakları işlerin düzenlenmesi ve bu makamların vazifeleri sırasında ailelerinin, akrabalarının, eş-dost çevrelerinin, hemşerilerinin ve çıkar çatışması oluşturabilecek kişilerin kamu istihdamından ve kaynaklarından faydalanmasını düzenleyecek yasal zeminin oluşturulması en temel önceliklerimizin başında gelmektedir. Bu ilkeler çerçevesinde, kapsamlı bir Siyasi Etik Kanunu çıkarmayı öngörüyoruz.

Yolsuzlukla Mücadele: Adil ve Üretken Bir Toplum Düzeninin Temel Şartı

Yolsuzluk, ülkemizin sürdürülebilir ekonomik gelişiminin ve adil bir paylaşımın önündeki temel ahlâkî ve yapısal sorunlardan birisidir. Yolsuzluğun birçok yapısal sebebi bulunmakla birlikte, ekonomik faaliyette kamu gücünün ağırlığının en temel etken olduğunu düşünüyoruz. Şeffaflıkta yaşanan sorunlar, sağlıklı denetim mekanizmalarının çalışmaması ve hukuk devleti normlarının işlevsel olmaması kamu kaynaklarının istismar edilebilmesinin önünü açmaktadır.

Partimiz, yolsuzluğun yaygın bilinen ismiyle basit bir ‘rüşvet’ sorunu olmadığını düşünmektedir. Kamu kaynaklarının verimsiz, kuralsız ve istismar edilerek kullanılmasına yol açan her türlü girişim ve kararın yolsuzluğa neden olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu nedenle kamu yönetiminde yolsuzluk kavramı ve fiilinin daha geniş bir tanımının yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Kamu kaynaklarının kullanımında tam anlamıyla bir hesap verilebilirlik öngörüyoruz. Kamu adına güç ve kaynak kullanan her kişi ve kurum sadece yasalar karşısında değil, toplum önünde de şeffaf süreçleri işletmelidir.

Şeffaflık: Kamu Ahlâkının İşlevsel İlkesi

Hükümetlerin ve kamu idaresinin hesap verme sorumluluğunu yalnızca yasal bir mecburiyet değil, ahlâkî bir erdem olarak da görüyoruz. Tam demokrasinin vazgeçilmez unsurunun şeffaflık olduğuna inanıyoruz.

Şeffaflığın sağlanamadığı bir yönetimde kişisel menfaatler, verimsiz ve yanlış kararlar, israf, kamu kaynaklarının sorumsuz kullanımı ve haksız rekabet kaçınılmaz olarak ortaya çıkacaktır. Şeffaflığın tabiî karşıtının gizlice yapılan işler, alınan kararlar ve atılan adımlar olduğunu düşünüyoruz. Şeffaflığı esas alan bir yasal düzeni ve kültürü oluşturamayan ülkelerin vatandaşlarını mutlu edecek refahı sağlayamayacağını öngörüyoruz. Modern bir hukuk devleti hesap verdikçe ekonomisi güçlenir, şeffaflaştıkça toplumsal barışı sağlamlaşır.

Tam demokratik hukuk devletinin ilk ve doğal çıktılarından birisi, şeffaflığın yerleşik hale gelmesi olmalıdır. Partimiz, bu hedefi engelleyecek hiçbir mazereti kabul etmemekte, hesap verilebilirlik karşısında hiçbir meşru gerekçenin olamayacağına kati surette inanmaktadır.

Partimiz, başta hükümet olmak üzere, kamu adına karar alan bütün kişi ve kurumlar, siyasi partiler, odalar, sendikalar, basın kuruluşları ve STK’ların evrensel standartlarda çağdaş bir şeffaflık düzeyine ulaşması için azami gayret sarf edecektir. Kamu ve gönüllü kaynaklarını kullanan resmî ve gayri resmî bütün örgütlü yapılar çağdaş ve evrensel bir hesap verebilirlik seviyesine ulaştıkları ölçüde verimli ve demokratik olabilirler.

Bu inançla; siyasi partilerin, kamu kurumlarının, sendikaların, odaların, basın kuruluşlarının ve STK’ların şeffaflaştıkça sağlam gelenekler oluşturabileceğine ve sağlıklı yapılar olacağına inanıyoruz. Bu bağlamda şeffaflığı temin edecek ve yolsuzluklara engel olacak Şeffaflık Yasası’nı çıkarmak en öncelikli hedefimiz olacaktır.

Kamu İstihdam Ahlâkı: Ehliyet, Liyakat ve Emanet

Kamu hizmetine girişin ve yükselişin liyakat ekseninde bütün vatandaşlara açık ve eşit kurallara bağlı olduğu bir kamu istihdamı öngörüyoruz. Kamu hizmetinin yürütülmesinde ‘kamu istihdamı etik soruşturması sisteminin’ kurulması ve yeni mağduriyetler oluşturmayacak şekilde somut ilkeler ve kurallarla işletilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Kamu hizmetine giriş, kalış ve yükselişin kayırmacılık, nepotizm ve farklı çıkarlar sebebiyle aşındırılmasına müsaade etmeyeceğiz. Ayrıca siyasi, dini, mezhebi, kültürel, bölgesel, sosyo-ekonomik zümre aidiyetlerinin kamu istihdamında avantaj veya dezavantaj oluşturmasının önüne geçeceğiz. Bu aidiyetlerin karar alma süreçlerini etkilemesi durumunda, çok somut şekilde hak arama yollarının açık olmasını sağlayacağız.

Kamuya personel istihdamında ve meslek içi yükselme ve nitelikli görevlere seçilmelerde mevcut bulunan mülakat sistemi kaldırılacak, yerine objektif kriterlere dayalı sınavlar yapılacaktır.

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,703TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri