Ana SayfaTürkiyeGelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan: Şeffaflık diyorlar, Katar’a satılan hisselerin değerini bile...

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan: Şeffaflık diyorlar, Katar’a satılan hisselerin değerini bile öğrenemiyoruz

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Serkan Özcan, partisinin gündeme ilişkin görüş ve değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşmak için kameralar karşısına geçti

Sözlerine, KOVID-19 testi pozitif çıkan Genel Başkan Ahmet Davutoğlu ile Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Mente, Mustafa Gözel, Kani Torun’un yanı sıra koronavirüs nedeniyle tedavi gören bütün vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek başlayan Özcan, pandemi nedeniyle hayatını kaybedenlere de rahmet diledi.

Serkan Özcan, Kasım ayında Gelecek Partisi’nin 1. Olağan Kongresini gerçekleştirdiğini de hatırlatarak “Gelecek Partisi artık milletimizin karşısına kurumsallaşmış bir şekilde çıkma imkanına kavuştu” ifadelerini kullandı.

İktidarın illüzyon siyaseti

Konuşmasının başında TÜİK rakamlarını değerlendiren Gelecek Partisi Sözcüsü, açıklanan rakalmarı illüzyon siyaseti olarak niteledi.

“Türk ekonomisi 2020 yılının 3. Çeyreğinde yıllık bazda %6,7 oranında büyüdü. Emin olunuz sayıları yönetmeyi ülkeyi yönetmek zanneden, siyaseti İllüzyon mantığıyla idare eden İktidar bu rakamları da hiç fırsat kaybetmeden büyük bir başarı hatta “şahlanış” olarak yorumlayacak.” diyen Gelecek Partisi Sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Öncelikle 2020 yılının 3. Çeyrek büyümesinde en önemli rolü, tüm serbest piyasa teamüllerine aykırı bir biçimde zorlama ile verdirilen banka kredilerinin oynadığını belirterek başlayalım. Öyle ki açıklanan rakamlardan da görüldüğü üzere büyümeye en büyük katkıyı %41 ile finansal sistem yaptı. Hani İktidarın sürekli “faizci” diye “lobi” diye adlandırdığı finans kesimi ile büyüdü ülke.”

İhracatta kayıp yüzde 22.4, ithalatta artış yüzde 15.8

İhracatta yaşanan gerileme ile ithalatta yaşanan artışa dikkat çeken Serkan Özcan, “Buna karşın büyümenin ana unsuru olmasını istediğimiz ihracatta ki kayıp %22,4 düzeyinde. Aynı dönemde ithalat %15,8 artarken, özel tüketim %9,2 oranında arttı. Başka bir deyişle zorlama ile verdirilen krediler ile ithalatı ve tüketimi patlatırken, ihracatı çökertti iktidar. Zorlama ile yapılan aşırı kredi genişlemesi ve uygulanan yanlış parasal ve mali politikalar, Türk Lirasını pul ettiği, dünyanın en değersiz paralarından birine çevirdiği için, “bugün açıklanan büyüme rakamlarına rağmen”, Türkiye ekonomisi 2018 yılı sonundaki 797 milyar dolarlık, 2019 yılı sonundaki 761 milyar dolarlık büyüklüğünden, 2020 yılı 3. Çeyreği itibariyle 736 milyar dolarlık büyüklüğe geriledi” dedi.

Milli Gelir’deki düşüş ve istihdamsız büyüme!

Özcan, ekonomik verilere ilişkin Milli Gelir ve büyüme rakamlarını da paylaşırken şunları söyledi: “Büyüdüğünü iddia ederken küçülen, kişi başı milli geliri 11 bin dolarlardan 8 000 dolarlara gerileyen Türkiye. İşin daha kötüsü bugün beklenenden daha iyi gelen bu rakama rağmen 2020 yılının ilk 3 çeyreğindeki toplam reel büyüme sadece ama sadece %0,4. 2018 yılında %3,  2019 yılında ise %0,9 büyüyebilen Türk ekonomisi, oluşan büyük baz etkisine rağmen bu yılın ilk 3 çeyreğinde de sadece toplam %0,4 büyüyebildi. Kısacası aziz Milletim, Bu İktidarın büyümesi istihdamsız büyümedir. Yeni iş imkanları yaratamayan, emeğin büyümeden aldığı payı sürekli azaltan, geçici, sürdürülemez, KALİTESİZ büyümedir.”

Hiç haya etmeden vatandaştan para topladılar

KOVID-19 salgını sürecinde dünyadaki bütün ülkelerin vatandaşlarına yardım etmek için adeta seferber olduğunun altını çizen Serkan Özcan, şunları kaydetti: “İnsanlık ve ülkemiz için zor bir seneyi, 2020’yi, tamamladığımız günlerdeyiz. Dünyanın bütün ülkeleri salgınla baş edebilmek için amansız bir mücadele içine girdiler. Vatandaşlarına yardım edebilmek için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Emin olun, sadece bizim ülkemizde bu sorumsuz iktidar olan biteni kenarda seyretti. Çözüm odaklı, sistematik, akla ve bilgiye dayanan tüm uyarılarımıza karşın Hükümet tarafından ekonomiye sözde kalkan olması amacıyla açıklanan desteklerin %80’inden fazlasının “KREDİ” olduğunu üzülerek gözlemledik. ABD ve AB ülkelerinde devletin korona krizi nedeniyle yaptığı ve çalışanlara yapılan ücret desteklerini de içeren “doğrudan mali desteklerin” milli gelire oranı ortalama %2,5 düzeyinde iken, ülkemizde milli gelirin yalnızca %0,4’ü seviyesinde kalabildi. Korona Krizi sonrasında yakın coğrafyamızdaki ülkelerin, doğrudan harcamalarındaki artışın milli gelire oranının da Gelişmiş Ülkelere benzer biçimde ortalama %2 düzeyinde arttığını gördük.”

Yardımlarda Mısır’ın bile gerisindeyiz!

“Herkes insanının derdine düştü, iktidar kendi derdine düştü. Herkes vatandaşının cebine bu zor zamanda nasıl para koyabilirim diye kafa yordu. İktidar ise vatandaşın cebinden daha fazla nasıl para alırıma kafa yordu.” diyen Özcan, pandemi dönemi destekleriyle ilgili çarpıcı rakamlar verdi:

“AB üyesi bazı Avrupa ülkeleri bir yana, doğrudan destekler söz konusu olduğunda Mısır’ın bile gerisinde kalan bir Türkiye resmi ile karşı karşıya kaldık. Dünyada enflasyon neredeyse sıfırken Türkiye’de enflasyonu çift haneli rakamlara çıkardılar. Dünyada ve Türkiye’de ekonomik faaliyet durma noktasına gelmişken biz de çift haneli enflasyon, çift haneli faiz, çift haneli işsizlik alıp başını gitti. Önce hiç haya etmeden vatandaşa yardım edeceklerine vatandaştan yardım toplama rezaletine imza attılar. 83 milyonluk dev ülkenin derdini topladıkları iki üç milyarı bulmayan parayla çözmeye kalktılar. Vatandaşa sadece 2020’nin ilk 10 ayında 10 milyara yakın ceza kestiler. Sizlerin trafik, vergi, harç cezalarıyla bütçedeki dev deliği kapatabileceklerini zannettiler.”

Bu nasıl hastalıklı bir ruh halidir?

Hükümetin salgın süreci boyunca izlediği sağlık politikalarını da sert sözlerle eleştiren Özcan, şeffaflıktan uzak bir politika izlendiğini vurguladı.

Serkan Özcan, sağlık politikasına yönelik olarak iktidarın salgını değil rakamları yönetmenin derdine düştüğünün altını çizerken şu ifadeleri kullandı:

“İlk günden kendilerine defalarca söyledik: Şeffaflık yaşatır, karartma öldürür dedik. Şeffaflık ekonomiyi korur, karartma ekonomiyi vurur dedik. Dürüstçe, şeffaf bir şekilde Korona verileri ne ise vatandaşla paylaşın dedik. Dürüst ve şeffaf olursanız vatandaş önce kendi tedbirini alır, siz de ekonomik tedbirleri alırsınız dedik. Ama nafile. Bu iktidar açık bir şekilde “ben ne vatandaşı ne bilimi, ne de yaşanan felaketi, ciddiye almam” dedi. Sağlık sistemimiz büyük bir baskı altında ama hala şeffaf olamıyorlar, hala dürüst olamıyorlar. Her gün yüzlerce kişi ölüyor, on binlerce kişiye Korona bulaşıyor ama bunlar ahlaklı ve liyakatli bir yönetim sergileyemiyorlar. Varsa yoksa ekonomimiz uçuyor, sağlık sistemimiz mükemmel, dünyanın en başarılı Korona mücadelesini biz yapıyoruz, bütün dünyaya yardım yapıyoruz vs. Bu nasıl hastalıklı bir ruh halidir Allah aşkına? Bir iktidar kendisini durmadan-bıkmadan habire bu şekilde nasıl övüp durur. Anladık, salgını yönetmek yerine sayıları yönetmenin derdine düşmüşsünüz. Bakın aynısını ekonomide yaptınız ülkeyi iflasa sürüklediniz”

Milleti bir tek acı reçetede hatırlıyorsunuz!

“Milletle derdiniz kalmadı, en zor gününüzde sizin yanınızda bir dağ gibi duran, yoksulluğunu, çaresizliğini bırakıp sizi destekleyen bu aziz milleti unuttunuz. Sadece bir tek yerde hatırlıyorsunuz milleti. Nerede mi? ACI REÇETE’DE. Evet, Sayın Erdoğan çıktı açıkça söyledi. “Millete ACI REÇETE YAZACAĞIZ” dedi. Hayırdır, Nereden icap etti bu acı reçete? Hani ekonomimiz uçuyordu, şahlanıyordu. Ne oldu? Aylardır söylüyoruz. Bu iktidar liyakatsizliği, beceriksizliği ve sorumsuzluğu ile ülkeyi iflasa sürüklüyor, diyoruz. Sonunda ülkeyi aldıkları 2002’ye bile değil, daha da gerisine getirip anahtarı bırakıp kaçıp gidecekler, diyoruz.”

Erdoğan affıyla kaçıp giden bakanın faturası!

Bu Erdoğan affıyla kaçıp giden Bakanın bu ülkeye beş yılda faturası her bir vatandaşın cebinden 6 bin doların buharlaşması olmuştur,

1 Trilyon doları rahatlıkla geçmesi gereken milli gelirimizin 300 milyar dolar kayıpla 700 milyar doların altına inmesi olmuştur.

Faizlerin yüzde 20’lere, geniş tanımlı işsizliğin yüzde 30’a, enflasyonun en az yüzde 15’e çıkması olmuştur.

Erdoğan’ın muvafakatiyle ülkeyi iflasa sürükledi ardından da kaçıp gitti.

Devleti aile şirketine, Türkiye’yi kimsenin ağzını açamadığı bir askeri garnizona çevirmenin faturasıdır bu.

Şeffaflığa savaş açmanın, hukuka savaş açmanın, demokrasiye savaş açmanın faturasıdır bu.

Düne kadar Trump’ın nöbetçisi oldunuz şimdi de Biden’ın nöbetçisi olmaya mı hazırlanıyorsunuz?

Aklı başında herkesin” Para politikası böyle yönetilmez, TCMB rezervleri satılarak kur tutulmaz” demesi fayda etmedi. TCMB’nin karar alabilmesi ancak Sn. Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle “küresel düzeyde yaşanan siyasi ve ekonomik değişimlerle” mümkün oldu. Türkçesi şu: bizim bir alakamız yok dış mihrak yaptı. Yahu siz küresel odaklardan mı talimat alıp görev değişikliği yapıyorsunuz? Düne kadar Trump’ın nöbetçisi oldunuz şimdi de Biden’ın nöbetçisi olmaya mı hazırlanıyorsunuz? Bu nasıl bir zillettir. Bu nasıl bir ülkenin onuruyla oynamaktır. Hiç mi hicap duymuyorsunuz bunları söylemeye. İşte alın size yerli ve milli iktidar. Boşuna söylemiyoruz, bu iktidarın en son alacağı sıfat “yerli ve millidir” Biz her türlü demokratikleşmenin, her türlü hukuk devletinin güçlenmesinin yanında oluruz. Ama biliriz ki başka başkentlerin telkinleriyle gelecek demokrasi de, başka başkentlerin korkusuyla atılacak adımlar da, sahtedir, yalandır ve sürdürülemezdir. Samimi bir iktidar, yerli bir iktidar, yerli bir hükümet, Biden’a, Putin’e, Trump’a bakıp ülkesinin demokrasisini şekillendirmez. Milletine bakar, milletine.

Faizleri indirmediği için görevden alınan Merkez Bankası Başkanı gittikten sonra faizler 475 baz puan artırıldı

Emin olunuz yeni atanan Başkan bile daha 1 haftasını doldurmadan aynı krizin içerisine girmiştir. Bu para politikası kurulu toplantısını kazasız belasız geçmiş olsalar da bir sonrakinde ne olacağının garantisini hiç kimse veremez! İşte tam da bundan dolayı; yani bir sonraki Merkez Bankası toplantısında aynı başkanın görevinde olup olmayacağı bilinmediğinden ekonomimiz bu haldedir. İddia o dur ki yeni Merkez Bankası Başkanının yapıp edebilecekleri tamamen bitmiştir. Zira faizleri indirmediği için görevden alınan Başkanın yerine gelip, faizleri 475 baz puan artırmıştır. Kendisine tanınan imkanları önemli ölçüde tüketmiştir. Kasım ayındaki daha önemli bir gelişme ise Hazine ve Maliye Bakanı ve Cumhurbaşkanı’nın damadı olan Berat Albayrak’ın ortadan kaybolmasıydı. Sayın Bakan nasıl devlet teamüllerine aykırı bir şekilde bakan yapıldıysa, yine devlet teamüllerine aykırı bir şekilde ortadan kayboldu.

Şeffaflık diyorlar, Katar’a satılan hisselerin değerini bile öğrenemiyoruz

Ekonomi bakanı şeffaflıktan dem vuruyor ama daha bir ay önce mecliste bütçede son şeffaflığı kendi elleriyle yok ettiğini unutuyor. Ekonomi bakanı şeffaf kararlar alacağız diyor ama daha üç dört gün önce Katar’a satılan Borsa İstanbul hisselerinin değerini bile öğrenemiyoruz. Zaten eski bakanın affedildiği Varlık fonuna alınmaya layık görülmediği için muhtemelen Sn.Elvan kendisi de bilmiyor Borsa İstanbul’un hangi fiyattan satıldığını. Kamu malını satanlar, ne fiyatla hangi şartlarda satıldığına dair hiçbir bilgi vermediler. Çünkü onların gözünde onları oraya oturtup maaşlarını ve harcamalarını ödeyen vatandaş buna layık değil, bunu hak etmiyor. Aile şirketine döndürdükleri Varlık Fonundan istedikleri kamu varlığını, istedikleri fiyata, istedikleri taraflara satabileceğini düşünen bir anlayış var ülkede. Bu satışın karşılığında para mı gelecek, yoksa aylar önce “hatır swapı” dilenerek aldıkları paradan mı mahsup edecekler? İnanın onu bile bilmiyoruz.

Bu arada Sn.Erdoğan “Geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz” diyor ama Borsa İstanbul’un satışından da görüldüğü üzere hayaller Avrupa gerçekler yine yeniden KATAR! Borsa İstanbul’un 2019’a dek Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’na ait olan %10’luk payı yine her Türk varlığının “son alıcısı!” haline gelen Katar’a gidiyor. Ekonomi yönetiminin başına buyruk, uluslararası normlardan uzak, kararlarını protesto ederek Borsa İstanbul’daki payını satmıştı Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası hatırlanacağı üzere.

Türkiye’de bir Kürt Sorunu yoktur!

Milyonlarca Kürt vatandaşımızın fiilen seçme ve seçilme hakkını elinden alan kayyım düzeni varken, ders kitaplarından bile artık 1990’ların, 1980’lerin uygulamalarıyla Kürtler ayıklanırken, dağa taşa yeniden ayrıştırıcı, bölücü ve ötekileştirici sloganlar yazılırken, Kürtçeye bırakın eğitimde, bir tiyatro oyununda bile tahammül edemeyip valilik marifetiyle “Kürtçe tiyatro yasaklanırken”, Sayın Erdoğan siz istediğiniz kadar Kürt Sorunu yok deyin. İstediğiniz kadar Kürt Sorunu diyen vicdanlı insanları partinizin disiplin kurullarında yargılayın, Kürt vatandaşların kendilerini bu ülkeye tamamen ait hissetmelerinin önündeki en önemli engel bizatihi uygulamalarınız olmuştur. Bütün kayyım düzenine acilen son verilmeden de ne reformdan bahsedilebilir, ne insan haklarından ne de zerrece demokratikleşmeden!

Serkan Özcan’ın konuşmasının tamamı:

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,942TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri