İbrahim Kahveci yazdı: Propaganda büyümesi!

Karar Gazetesi ekonomi yazarı İbrahim Kahveci, çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye’yi Dünya’nın en büyük 10 ekonomisi arasına sokma hedefimize hiç olmadığımız kadar yakınız” sözlerini değerlendiren Kahveci, ayrıca karşılaştırmalı örneklerle Türkiye’nin ekonomik gidişatını ve ilk 10’daki ülkelerin durumunu mercek altına aldı.

İkinci Dünya savaşı sonlarında Ruslar Berlin’de girmek üzere iken bir çok Alman Moskova’ya girmek üzere olduklarını sanıyordu. 

Propagandanın gücü böyle bir şey. 

Ülkemizde 15+ yaş üstü nüfus yılda yaklaşık 800 bin ila 1 milyon kişi arasında artıyor. Bu nüfusun ise yaklaşık yarısı eğitim, ev hanımı gibi uğraşla üretimde direkt çalışmıyor. Ama kalan diğer yarısı ise iş arıyor ve çalışmak istiyor. 

2019 yılı itibari ile 15+ yaş nüfus 61 milyon 469 bin kişidir. Bunun 32 milyon 549 bini iş gücü piyasasında yer alıyor. 28 milyon 080 bin kişi çalışıyor ama 4 milyon 469 bin kişi ise işsiz. 

ısaca her yıl artan nüfus nedeniyle yaklaşık olarak 450-500 bin kişiye ek iş oluşturmak durumundayız. 

Ama bir başka gerçek ise, ülkemizde çalışma oranının düşüklüğüdür. 28 milyon çalışan ile 83 milyonluk ülke nasıl kalkınma başarısını gösterecek? Nasıl Dünya’nın en büyük 10 ekonomisi arasına girecek? 

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan önceki gün Kars Barajı açılışında “Türkiye’yi Dünya’nın en büyük 10 ekonomisi arasına sokma hedefimize hiç olmadığımız kadar yakınız” dedi. 

Bildiğiniz gibi AK Parti döneminde GSYH hesabında iki kez kağıt üzerinde revizyon yapıldı. Hesap yöntemi değişimi ile 2006 yılı GSYH’sı 400 milyar dolardan 526,4 milyar dolara yükseltildi. Sonra bu hesap bir kez daha değiştirildi ve 2015 yılı GSYH’sı bu kez de 719,6 milyar dolardan 861,9 milyar dolara yükseltildi. 

Her iki revizyon ile GSYH’mız kağıt üstünde 268 milyar 640 milyon dolar artırılmış oldu. Bu artışlara rağmen şu anda GSYH’mız 740 milyar dolar seviyelerinde seyretmektedir. 

2005-2019 yılları arasında yeni hesap düzenine göre inşaat sektöründe çalışan sayısı yüzde 41,3 artışla 1 milyon 550 bin kişiye yükseliyor. Ama yine inşaat sektörünün sabit fiyatlarla reel üretim değeri yüzde 127,5 artışla 114,7 milyar liraya yükseliyor (2009 fiyatları ile). Bu sayede inşaat sektöründe çalışan başına üretim değeri, sabit fiyatlarla (reel değer olarak) 46 bin liradan 74 bin liraya (%61,0) artış gösteriyor. 

Aynı hesabı sanayi sektöründe yaptığımızda çalışan sayısı yüzde 31,1 artış gösterirken, çalışan başına reel artış yüzde 52,9’a geliyor. 

Kısaca inşaat sektöründeki çalışan başına reel değer artışı sanayi sektöründeki reel değer artışının üzerinde gerçekleşiyor. 

Bizim ile aynı nüfusa sahip olan Almanya’da çalışan sayısı 10 yıl önceye göre 41 milyondan 45 milyon kişiye yükseliyor. GSYH’sı ise 3,4 trilyon dolardan 4 trilyon doların üzerine çıkıyor. Çalışan sayısındaki yüzde 10 artışa karşılık GSYH artışı yüzde 18…

Bizde ise aynı dönemde çalışan sayısı yüzde 28 artış gösterirken, GSYH reel olarak yüzde 62 artıyor. 

Almanya’da 10 yılda kişi başına üretim değeri yaklaşık yüzde 16,3 artış gösteriyor ama bizde kişi başına üretim değeri artışı tam yüzde 62,8.

Kağıt üzerinde hesap muhteşem gözüküyor. 

Gerçekten bu değeri yaratabiliyor muyuz? Gerçekten bir dönüşüm sağladık ve bunu biz mi bilmiyoruz? Ya da bu değer artışını sağlayan çalışanlar yüksek ücrete kavuştu mu?

‘Kağıt üzerinde cennet yaratıyoruz’ demiştim 11 Haziran tarihli yazımda. 

Dünya’nın en büyük ekonomi listesine baktığımızda şu anda 740 milyar dolar ile 18. sıradayız. Arkamızda 715 milyar dolar ile İsviçre ve 605 milyar dolar ile Tayvan geliyor. 

Oysa biz 951 milyar dolarlı Hollanda’nın önündeydik. Hatta 1 trilyon 126 milyar dolar gelire ulaşan Endonezya’nın da önündeydik.

Son 10 yılda Dünya liginde 2 basamak geriledik. Ki, 268,6 milyar dolar kağıt üzerinde iki revizyona rağmen.  

Şu anda Dünya’nın 10. büyük ekonomisi 1 trilyon 750 milyar dolar ile Rusya ve 11. sırada 1 trilyon 740 milyar dolar ile Kanada geliyor. Biz ise hem dolar bazında geriliyoruz hem de reel bazda yerimizde sayıyoruz. 

2013 yılında revize rakamla 950 milyar dolar gelirimiz artık 740 milyar dolar. Kişi başına reel gelirimiz ise sadece yüzde 18,3 artmış görülüyor. Bu artış ise yukarıda verdiğim gibi çalışan sayısı ile uyuşmayan bir sanal artış. 

Verilerin uyumsuzluğu ortada. Ama buna rağmen ilerlemiyor, nerede ise geriliyoruz. İyi ama nasıl 10. büyük ekonomiye hiç olmadığı kadar yakınız?

ÖRNEK OLAY: TURKCELL

Türkiye Varlık Fonu Trukcell hisselerini piyasa fiyatının yarısı fiyatına satın aldı. Basında acayip haberler…

Satan kurum Turkcell’in oluşumunda değer yaratan Finli ortak. Ama bu hisse değişiminde kimseye -nasıl satın almalar olduğu- açıklanmayan konu ise Ruslar. 

Ruslar, kimden nasıl ve ne gibi imtiyazlarla payını yüzde 13’lerden yüzde 24’lere çıkartıyor? Fiyatlar nedir? Ziraat Bankasındaki 1,6 milyar dolar kredi kimin sırtında kaldı? 

Şeffaflık çok önemli tabi. 

Almanya Covid 19 mücadelesinde bir çok Afrika ülkesinin  raporunu kabul ederken Türkiye’nin raporlarını liste dışı bırakmıştı. Yani Türkiye’den gidenlerin testlerini kabul etmeyerek 14 gün karantina uygulayacağını açıklamıştı. 

Ülke olarak gururumuzu bozan bu olay aslında veri güvenliği ve veri uyumluluğu açısından bizim ciddi sıkıntımız olduğunu gösteriyor. 

Ha, onlara hain der ve içeride yedirebiliriz. Ama ülkemizin yaşadığı sorunları ne zaman gerçek bir sorguya tabi tutacağız? 

Propaganda gücü karşısında gerçekleri nasıl ayırt edeceğiz? 

Kamu Bankaları eliyle parasal genişleme yaratıp, suni talep artışı ile ekonomiyi yeniden kalkınma olmadan şişirebiliriz. Ardından gelecek enflasyon faiz ve kur dengesini nasıl izah edeceğiz? 

‘Hain yabancılar’ söylemi hala etkin mi? 

Kendi hatalarımızı, savurganlığımızı, hazine garantili müteahhitlerin milyar dolarlarını kime anlatacağız? 

İhracatta yüksek teknoloji ürünlerin payı yüzde 8’lerden yüzde 3’lere geriledi. Bilim, teknoloji, katma değer vs rafa kalkmış durumda. Ülke olarak tarihi fırsat yıllarını boşa harcıyoruz. Devletin temel kurumları çalışamıyor. İstikrar ve güven gitmiş durumda.

Orta sınıfın gözü yurtdışında…

Bırakın 10. ekonomiyi, ilk 20’de bile yerimiz bu gidişle olmayacak. 

İki basamak gerilediğimiz dünya liginde ‘10. sıraya hiç bu kadar yakın olmadık’ neyi ifade ediyor? 

Gerçeklere ne zaman döneceğiz? Umarım sorgularız ve gerçeklerle yüzleşiriz. 

Bu ülke bu yoksulluğa mahkum olamaz. Olmamalı da…

Fakirlik Allaha yaklaştırır demiş Diyanet İşleri Başkanı Erbaş. 

Tercih sizin; KARAR sizin. 

https://www.karar.com/propaganda-buyumesi-1570511