Semaver dert ile inler Hulusi derd ile dinler

0
Semaver dert ile inler Hulusi derd ile dinler

Erzurum’da yaz aylarının özellikle de ramazan ayının vazgeçilmezidir semaver. Ülkemizde çay içmek hele de Erzurum’da ayrı bir kültürdür ve severek içilir. Çay hemen hemen her akşam birçok ailenin evinde demlenmektedir. Fakat semaverin yeri başka, çay semaverde demlenmişse lezzeti ikiye katlanır.

Peki, her akşam severek içtiğimiz semaver kültürümüze nerden yerleşmiştir?

Semaver ilk kez Rusya’da bulunmuştur. İcadı 18. yüzyılın başlarına denk gelmektedir. Rusça: sama ve varit kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır. Yani “yalnızca kaynamak” anlamına gelir bazı kaynaklarda ise “kendi kendini pişiren” olarakta çevrildiğine rastlanmaktadır. Konstantin Ziskin, semaver çayının ocakta yapılan çaydan çok daha güzel olduğunu belirterek, “Bu çay duman, taze odun ve çam kozalakları kokularını içeriyor” yorumunda bulunmuştur. Konstantin, “Eski zamanlarda semaverde çayı yalnızca zengin tüccarların içtiğini ve çay için sadece fincan değil, özel kapların kullanıldığını belirtmiştir. Tüccarlar genellikle çay tabağını üç parmağıyla tutarak içerdi.” Ruslar, eskiden çay partilerine ve birlikte çay içme geleneğine büyük önem verirdi diyen yetkililer tek kişilik semavere ‘bencil’ lakabını taktıklarını söylüyor. Türkler, Anadolu’ya gelmeden önce çayı bilmelerine karşın; çayın Türkiye’ye gelmesi ancak birkaç yüzyıl önceye dayanmaktadır. Çay içiminin Anadolu’da yaygınlaşması 19.yüzyıldan itibaren olmuştur. Atalarımız yurtlarından ayrılırken yanlarına aldıkları eşyalar arasında semaverinde olduğu kayıtlara geçmiştir. Semaverin mucidi Ruslar olsa da, ona kültürel değer yükleyen Türklerdir. Bu nedenle Çin ve Japonya’daki çay demleme sanatı ve ritüelinin, kültürümüzde semaverle ifadesini bulduğunu söylemek mümkündür. Bu usûl, çay hazırlamanın ve takdiminin en şık, en zarif şekli kabul edilmiştir. Rus aristokratları gibi bazı Osmanlı elitinin de yanlarında taşıdıkları odun kömürüyle çalışan bu alet yardımıyla yapılan içecek, “Semaya yükselir dûd-ı siyâhı / Semaverle yapılır çay padişâhı” beyti ile övülmüştür. Semaver çayı, özellikle akşam sohbetleriyle mana kazanan Türklere mahsus misafir ağırlamalarının vazgeçilmez enstrümanı olmuştur.

Pîr-i Türkistan Hazretlerinden gelen mirasla tasavvuf çevrelerinde çayın kutsiyet kazanması gibi, semaver de sûfî meclislerinde özel bir yere oturmuştur. Tarikat ehlinin akşam ve gece ayinlerinde zinde kalmak için kahve içmeleri alışkanlığı, çayın yaygınlaşmasından sonra bu içecekle devam ettirilmiştir. Zikir aralarındaki dinlenmelerde, semaverin etrafında yapılan dinî ve dünyevî sohbetin, gönülleri tedavi etmekte etkili olduğuna inanılmıştır. İşte tıbbî açıdan beyin ve vücudun diğer uzuvlarına sağladığı faydalarla çay, Allah’ın bahşettiği nimetlerin en büyüklerinden biri kabul edilmiş; semaver ise manevi yönden gönüllere safa veren bir ortam hazırlamasından dolayı şifahaneye benzetilmiştir. Sûfîler “Eş-şâyü şarâbü’l-âşıkîn” fehvasınca çayı içip kendilerinden geçmişler; hatta bu yüzden onu, “küçük derviş” saymışlardır.

Birçok varyantı bulunan Çayname (Çay İlahisi ya da Semaver İlahisi olarak da maruftur), çayın tasavvufî halk şiirimize konu edilişinin en erken örneklerindendir. “Hüner senin ay semaver” nakaratlı şiirin “Semaverin bacası var/ Karabağ’da yücesi var/ Kafkasya’da hocası var” dörtlüğünde semaverin kökenine vurgu yapılırken; “Semaverin çayı çiçek/ Gelin ihvanlar çay içek/ Çay olmayan meclisi geçek” dörtlüğünde çaysız oturmaların anlamsızlığına dikkat çekilmiştir. “Akşamdan çaya başlanır/ Suyu tükense aşlanır/ Yârim bundan pek hoşlanır” ve “Semaverin kulpu iki/ Hiç durmadan çeker zikri/ İçtik çayı ettik şükrü” dörtlükleri çay ve semaverin tasavvufi hayattaki yerini belirler. Çay Erzurumun sosyal hayatında da önemli bir yere sahiptir. Hatta çay üzerine yazılmış fıkralar ve şiirlerde bulunmaktadır.

Erzurumlu, Bayburt’a gitmiş, kahveye girmiş:

Hele gardaş bir çay getir de içek.
Ve peş peşe 29 bardak çay içmiş. Bayburtlu sormuş:

Abi, daha getirim mi?
Erzurumlu, elini kalbine götürüp, yanıt vermiş:

Yok gardaş… 30 bardak oldi mi çarpıntı yapiy.

Erzurumlu “yemekten önce” de çay içer, “yemekten sonra” da.
Ve çayı “kıtlama” içer.
Kıtlama şekeri “ayrıdır.”
“Taş gibi” serttir.
Erzurumlu ondan bir parça ısırır ve sonra çayını yudumlar.
Tabii çay “semaverde” demlenir.
“Çay muhabbeti” açılınca, Erzurumlu’nun biri dedi ki:

Abi, sana bir çay şiiri okuyam, ister misen?

Bir mübarek nesnedir ki övülür,
Erzurum’da her şeyden çok sevilir,
Sıra sıra tepsilere dizilir,
Yakut renkli pırıl pırıl demli çay.

Erzurum’un mutfakları düzenli,
Biçim biçim semaverler bezeli,
Eksik olmaz sofrasından ezeli,
Lavaş ekmek, civil peynir, bir de çay.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here