Ana Sayfa Türkiye Serkan Özcan: 15 Temmuz'un ardından bir OHAL rejimi inşa edildi

Serkan Özcan: 15 Temmuz’un ardından bir OHAL rejimi inşa edildi

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan, 15 Temmuz'un ardından hükümetin ülkede bir OHAL rejimi inşa ettiğini belirtti.

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan, 15 Temmuz’un ardından hükümetin ülkede bir OHAL rejimi inşa ettiğini belirtti. Ülkede evrensel hukuk normlarının lime lime edildiğini belirten Serkan Özcan‘an hedefinde iktidar vardı.

İşte Serkan Özcan’ın 15 Temmuz mesajı:

Kıymetli Vatandaşlarımız, Değerli Basın Mensupları

Partimiz adına haftalık basın açıklamamızı yapmak üzere sizlerin huzurundayım.

Hepinizi sevgi, saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Aziz kardeşlerim

Bugün 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıldönümü.

Bu vesileyle tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yâd ediyorum.

Ülkeyi yeniden vesayetçilere bırakmama niyetiyle direnen tüm vatandaşlarımıza,

Tekrar şükranlarımızı arz ediyorum.

Maalesef 15 Temmuz sonrası, adına “Beka siyaseti” denen, 

Özgürlükleri tırpanlayan,

Güvenliği mazeret üretmede araç kılan,

Bir domino taşı harekete geçirildi.

Tarihin nadir gördüğü bu elim hadisenin ardından, toplumun beklentileri karşılanamadı.

Anayasa ve kanunların rağmen, bir OHAL rejimi inşa edildi.

Evrensel hukuk normları lime lime edildi

Hukuk ayaklar altına alındı.

Bizler yepyeni, topluma ümit aşılayacak bir anayasa beklerken, 

Karşımıza tek adam rejimi çıkartıldı.

Sistemik bir Otoriter Yolsuzluk düzeni inşa edildi.

Birkaç bin kişilik bir oligarşik rant ağı oluştu.

Kuvvetler Ayrılığı bitti;

Yargı hiyerarşik düzenin bir aparatı haline geldi.

Bağımsızlık ne kelime? Saray’dan bağımsız hareket edilemez hale gelindi.

Aileleriyle birlikte milyonlarca mağdur oluştu.

Sosyal ve sivil ölümler “vakay-ı adiye” haline geldi.

Ülke sosyolojisi mağdurlardan geçilmez oldu.

Mala mülke çökmenin fırsatları oluştu.

Savaş ikliminin karaborsacıları gibi, akbabalar her yana dağıldı.

Saraya biatlı olanların baş tacı edildiği, semirildiği, 

Geri kalan milyonların her alanda yokluğa mahkûm edildiği bir düzen oluştu.

Ayak oyunlarıyla, kumpaslarla, kuralların değişimiyle ülke Hazinesi ve Merkez Bankası  boşaltıldı.

Kendilerinden arta kalanı bile halkla paylaşmakta cimrilik ettiler.

Yoksulluk ve yolsuzluk, kardeş kavramlar haline geldi.

Milyonlarca hukuk ve yargı mağdurunun yanına,  milyonlarca yoksul eklendi.

Aileler parçalandı.

İntiharlar arttı.

Her geçen gün sadece sahte umutlar pompaladılar.

Yalanın, çelişkinin bini bir para haline geldi.

Manşet atarken “Almanlar bizi kıskanıyor” dediler;

Hibeyi konuşurken “Biz Almanya mıyız?” diye kendilerini pişkince savundular.

Ama devletten ihale alımında dünya rekorları kırdılar.

Beşli çete olarak dünyadaki ilk on firmadan beşi olmayı başardılar!

İnsan Hakları ve adalet karnesi kırıklarla dolu olsa da,

Son üç yılda insan haklarında onlarca sıra gerileseler de,

Rant paylaşımında ellerine kimse su dökemedi.

Açlığa açlık, perişanlığa perişanlık, umutsuzluğa umutsuzluk kattılar.

Ev hanımlarını terörden yargılarken,

Koskoca bir toplumu hem yargının, hem ekonominin cenderesine koydular.

28 Şubat’ların, 90’ların mimarlarıyla ortaklıklar oluşturdular.

Faili meçhullerin sorumlularından siyasi refikler ürettiler.

Demokrasi, Hukuk ve Adaletten yana dostlarını trenden bir bir attıkları için, 

Yolda buldukları kifayetsiz muhterislerle,

Siyasi ahlaktan yoksun kadrolarla yeni bir gemi inşa ettiler.

Artık o gemi her yerden su aldığı için,

“Nasıl yapsak da battığımız anlaşılmasa” diye kırk takla atıyorlar.

Hangi yüzle olduğu bilinmez, halktan destek talep ediyorlar.

(ERDOĞAN DİYARBAKIR KONUŞMASI)

Şimdi de çıkıp bu ucube rejimin ömrünü uzatmak için Diyarbakır yollarına düştüler.

Ucube Cumhurbaşkanlığı sistemini kurdukları günden bu yana,

Yani tam 2,5 yıldır gitmedikleri Diyarbakır’a gittiler.

Diyarbakır neresi? Milyonlarca insanın seçme ve seçilme hakkının elinden alındığı şehir.

Milyonlarca vatandaşın oylarının, seçme haklarının ve seçilme haklarının yok sayıldığı yer.

Her hangi bir demokrasi de ülkenin başındaki insan böylesi bir şehre gitmekten hicap eder.

Önce milyonlarca insan hak gaspının ortadan kaldırılması için uğraşır.

Ama sanki başka bir ülkede başka bir lider ve iktidar bunları yapmışçasına, hiçbir şey olmamış gibi Diyarbakır’a gidiyorlar.

Belli ki iktidar bir kez daha, Kürtlerin oyuna muhtaç olduğunu anlamış.

O oyları alamadan iktidarını sürdüremeyeceğini hatırlamış!

O zaman öyle söylesenize.

Lafı eveleyip gevelemeye, oraya buraya çekiştirmeye ne gerek var?

“Acaba Kürt halkına yeniden ümit pompalayıp gönüllerini çelebilir miyim” diye,

Kırk takla atıyoruz desenize?

Kürt halkı bu ülkede yaşayan her vatandaşımız gibi basiretlidir. 

Neyin samimiyet, neyin içtenlik, neyin yapmacıklık olduğunu iyi bilir.

Biz bölgeyi karış karış dolaşıyoruz.

Halkın isyanını dinliyoruz.

Ne ile verecekseniz yeni umutları bu halka?

Daha “Kürt Sorunu” tabirini bile kullanamadan, hangi “sorun”u çözeceksiniz?

Kürtçe tiyatro oyununa bile tahammül edemezken nasıl kucaklayacaksınız insanları?

Diyorsunuz ki “biz 2005’te durduğumuz yerdeyiz”

Hatırlıyor musunuz o zaman,

“Güçlü devlet hatalarıyla yüzleşir” demiştiniz!

Peki hangi hatanızla yüzleşip çıktınız Kürt halkının karşısına?

Son 5 yılın ve özellikle bölgeye gelmeye cesaret edemediğiniz son 2 buçuk yılın hangi icraatıyla geldiniz bölgeye?

Dün kovduklarınızın, bugün  sizi nasıl affetmesini bekliyorsunuz?

Üstelik kiminle yürüteceksiniz bu süreci Allah aşkına?

Daha Grup Başkanvekiliniz’i  bile inandıramamışsınız.

O bile ikna olmamış söylediklerinizden.

Beyefendi, “Çözüm süreci” demeyi bile zul addediyor baksanıza.

“Ne doğru ne de gerekli” buluyormuş bu sözleri!

Şu hale bakar mısınız?

Sadece Ak Parti grubu değil, küçük ortakta dâhil oldu hemen işe.

Birkaç gün pusuya yatıp havayı kokladı.

Baktı ki bu iş öyle çok ciddiyet arzetmiyor, 

“Asılsız ve tehlikeli söylentiler bunlar” diyerek koydu yine noktayı.

Peki bu durumda Kürt halkı neden inansın size?

Hem siyaseti, hem ekonomiyi kendilerine yontan, halktan kopuk.

 Vali, Kayyum ya da İl başkanlarınızla mı yürüteceksiniz süreci?

Hadi o zaman söyleyin onlara, indirdikleri Kürtçe tabelaları yeniden assınlar yerlerine.

Bakın gerçekten açılımsa derdiniz;

-Köhnemiş zihinleri düşünmekten aciz,

-Ranttan başını kaldıramayan,

-Size sadakat bildiriminden vakit bulup halka yanaşamayan,

Sadık yandaşlarınıza yapın önce o açılımı.

Kitleleri motive eden şey yaralarıdır sayın Cumhurbaşkanı unuttunuz mu?

Devletin açtığı yaraların tümü size yazdı.

Siz de sözlerinizle katmerlediniz o süreci.

“Nankörlük”le bile itham ettiniz o insanları.

Diyarbakır’da bugün kurduğunuz cümleleri paylaşan niceleri hakkında,

Dosyalar açıldığını biliyor musunuz?

O sözlerin bir kısmını zikrettiği için insanların mahkûmiyetler aldığına dair bilginiz var mı?

Hala bu halkın “Çözerse Erdoğan çözer” falan dediğini mi düşünüyorsunuz gerçekten?

Dün “ihanetle” suçladığınız Barzani’yi bile yardıma çağırdığınıza bakılırsa, durum vahim, 

Ama artık eski ezberlerle bu çürük gemi yüzmez!

Kürtlerin oyunu alamayanın Cumhurbaşkanı olamayacağını sağır sultan biliyordu da,

Siz neden tersine hareket ettiniz, bir sorun kendinize!

O ne işe yaradığı bilinmez kibir dolu naraları,

Kim, neden attırdı sizlere bir düşünün.

Şimdi iktidarda kalmanın pragmatik koşullarına bakıyorsunuz onu anladık,

Ama halk diyor ki “tespih dağıldı beyim!”

Ülkenin her yanını adaletsizlik, hukuksuzluk, siyasetsizlik ve çözümsüzlük sarmışken,

Bölgenin sorunları bunlardan bağımsız değilken,

Tek başına o Halka mavi boncuk dağıtmak gönülleri almaya yeter mi?

Bağımsız yargı, insan hakları, basın özgürlüğü yoksa bölgenin sorunları nasıl çözülecek?

Kürt halkının gaspedilen hakları orta yerde dururken,

Daha yaya geçidinde dahi Kürtçeye tahammül edilmezken,

Kayyımlar bildiğini okurken,

Seçilmişler mahkeme kararları olmadan cezaevlerine konmuşken,

Ülke sathındaki diğer sorunlar nasıl çözülecek?

İşte bu yüzden o basiretli halk “tespih dağıldı beyim” diye haykırıyor!

Eğer onlara kulak verirseniz, size yol yordam öğretiyor.

“Sorunlar tespihin taneleri gibi birbirine bağlıyken, Elinde kopuk tespihle neyi nasıl çözeceksin beyim!” diye soruyor.

2005 bir milattı evet. 

Ama bütün sorunları çözmeye azmetmiş bir milattı.

Temelinde hak, hukuk, barış arzusu olan,

Temelinde ahlaki ve siyasi meşruiyetin olduğu bir milattı.

Kuzeyden güneye, batıdan doğuya tüm halk bu samimi çıkışın arkasında durmuştu.

Sizleri iktidar kılmıştı.

“Hadi herşeye rağmen, vesayete rağmen çözün” diye sırtınızı ovalamıştı.

Şimdi o vesayetin yerini sizler aldınız!

90’ların güvenlikçi-ulusalcı yapılarından rol çaldınız.

Rol çalmak da ne kelime? 

O halktan kopuk askerin, bürokrasinin ve siyasetin yerini siz doldurdunuz!

Adaletin, hakkın, hukukun olduğu,

Yolsuzlukların yoksullukla pekiştirilmediği ortamı yaratın önce!

Bu sorun ülkenin diğer sorunlarıyla birlikte çözülür.

Her tarafta adalet yangını varken bu çölde gül bitiremezsiniz.

Bu işler samimiyet ve yüzleşmeyle olur.

Daha bunu beceremiyorsunuz.

6 milyonun seçme hakkını gaspetmişsiniz,

Belediyelerine hukuksuz kayyımlar atamışsınız ama hala yürek avlama derdindesiniz.

Önce sahici olun, samimi olun.

Daha düne kadar size Kürt halkının sorunlarını getirenleri “Kürt sorunu yoktur” diye azarlamıyor muydunuz?

Hala “Kürt Sorunu” bile diyemiyorsunuz!

Kürtlerin bir kaç doğuştan kaynaklanan hakkını teslim edip, 

Ağızlarına bal çalmaksa niyetiniz, 

Bu halkın bu oyunlara karnı tok.

Hadi diyelim ki bu halk, 

“Serok” kelimesine bile tahammül edemeyen Bahçeli’ye ferasetiyle katlandı;

Peki, 90’ların mezar kazıcılarıyla yollarınızı ayırmadan size nasıl güvensin?

Sizki “Milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” dediğiniz günlerden “Ya sev ya terket” zihniyetine bulaştınız.

İnsanların sadece onurunu zedeleyecek kelimeler sarfetmediniz.

Tarım ve hayvancılık gibi bu halkın iki ekmeğini de elinden alarak aç bilaç ortada bıraktınız.

Lütfen sorun !

Bir zahmet sorun ki size anlatsınlar.

Hem kimliğin aşağılanması hem de aç kalmanın derdini sizinle paylaşsınlar.

Paylaşsınlar ama sözlerini kesmeyin.

Sakın “abartıyorsunuz, ağzımın tadını kaçırmayın, nankörlük etmeyin” demeye kalkışmayın!

Koruma ordunuzla insanları ürkütüp güç gösterisi yapacağınıza,

Arabanızdan inin de halkın arasına bir karışın.

Ne yaralar açmışsınız o yüreklerde,

Ne ocaklar devirmişsiniz bir dinleyin!

Bugüne dek, güç ile bu insanları terbiye etme,

Temsilcilerini cezalandırarak zorla kendine bağlama derdindeydiniz.

“Madem ki bana yar olmuyorsun seni kimseye yar etmem” diye mesajlar verdiniz.

Hafızalara kazındı o mesajlar merak etmeyin!

Peki ne oldu da, 2 buçuk yılda ne değişti de tatlı dile muhtaç hale geldiniz?

Siz önce onu bir açıklayın!

Boşverin Kültür Merkezini falan,

Önce adaletle, hukukla, eşit vatandaşlıkla, yerel yönetimler yasasıyla,

Bölge insanının geleneğine saygıyı içeren,

Evrensel değerlerle harmanlanmış bir çözüm önerisiyle gelin!

PKK’ya hesap veren belediye başkanlarını halka şikâyet ediyorsunuz.

Kim işlemişse bu suçu sonuna kadar bunun cezasını çeksin elbette! 

Ama önce yargı versin kararını, bekleyin.

“Sanığın cezalandırmasına, şahitlerin bilahare dinlenmesine” denilen eski günlere özenmeyin!

Kendi yargınıza bile güvenmeden verdiğiniz kararlarla, 

Belli ki güç gösterisi derdindesiniz!

Peki hiç kimseye hesap vermeyen,

Halkın derdini dinlemeyen,

Kürtçeye “bilinmeyen dil” muamelesi çeken,

Bütçesi 10’a katlanmış ama nereye harcandığı bilinmeyen,

İŞKUR’ları bölgede sadece yandaşlarına imkân havuzu kılan kafayı ne yapacağız?

Bunlar “sorun”, bunlar “suç” değil mi?

Halk aynı dertlerden hala muzdaripse, siz bu halkı kimden kurtarmış oluyorsunuz?

“Çözüm sürecini ben bitirmedim” diyerek neyin mesajını veriyorsunuz halka?

Kim bitirdiyse bitirdi!

Kürt seçmenler için yeni ve alternatif bir siyasi alan açarak,

Yeni bir tartışmayla kafalarını karıştırıp,

Geçen yıllarda yapıp ettiklerinize hak verileceğini mi düşünüyorsunuz?

İçinde 6 milyon oy almış HDP’nin olmadığı mini reformlar yapıp,

Halka elma şekerleri uzatıp,

Sözde çeşitli tavizler verip, kan kaybını durduracağınızı mı zannediyorsunuz?

Ortada bir beyin kanaması var beyler, beyin kanaması!

Bizim gibi gezin bölgeyi bakın insanlardan neler duyacaksınız?

İl başkanlarınız, valileriniz, kayyumlarınız söylemez size bunları, 

Korkarlar sn Cumhurbaşkanı!

Aşı, ekmeği, işi zaten bitmiş  insanların dertlerinden bahis açamazlar!

Geçmişte size bel bağlamış olanların dertlerini bir dinleyin!

Bir dokunabilseniz bin ahı da işiteceksiniz ama o noktayı da çoktan geçtiniz. 

Sağınızda 90’larda köyleri yakan zihniyetin uzantısı mafyatik yapılar, 

Solunuzda vesayetçi, mezar kazıcılarla nasıl olup da çözeceksiniz bu sorunu.

Daha soruna “sorun” deme cesaretini bile ortaya koyamıyorsunuz.

Mademki devlet geçmişteki hatalarını inkâr etmemelidir. 

O zaman hatalarınızı itiraf etsenize.

“Mahkeme kararı bile olmadan Kayyım atadık; hata ettik” desenize!

Anadilde eğitimden, sökülen tabelalara kadar, 

Bunların terörle mücadeleyle bir ilgisinin olmadığını 2005’lerdeki gibi itiraf etsenize.

Halktan nasıl koptuğunuzu,

İl başkanlarınızın yanına neden yaklaşılamadığını,

Bölge insanını insan yerine koymayan muamelelere neden maruz bırakıldığını,

“İsteyen Kürdistan’a gitsin” diyerek izzet-i nefisleriyle nasıl oynadığınızı, 

Üç günlük iktidar için bunun doğru olmadığını itiraf etsenize.

90’ların faili meçhullerinden sorumlu olanlarla yollarınızı birleştirmekten artık imtina edeceğinizi,

Kürt halkına elinizi uzatırken onlardan beri olduğunuzu haykırsanıza.

Hem nalına hem mıhına olamayacağını,

Kürt halkına teveccüh ile despotlarla ortaklığın birlikte yürüyemeceğini,

Önce kendinize sonra halka itiraf etsenize.

Yapsanıza bir nasuh tevbesi. 

Bütün güç elinizde. 

Hangi ortak engel olabilir ki siz gerçekten isteyince?

Kürt halkına, oltaya gelmesi gereken sazan muamelesi yapacağınıza,

Son 5 yılın itiraflarını paylaşsanıza.

Devlet dediğin böyle özeleştiri yapmaz mı?

Dün iktidar olup muktedir olmamışken,

Muhalif devrim hareketi lideri gibi samimi ve sahici yaklaşımlar ortaya koysanıza.

Ama artık bunların hepsi mazide kaldı değil mi?

“Ben Yaptım Oldu” diyerek kafanızın dikine gidip neye el attıysanız kurudu.

Kurduğunuz sistem kuraklığı çoğalttı.

Sizin tabirinizle “atı alan Üsküdar’ı geçti”

Siz “siz” olmaktan çıkalı çok oldu.

Kürt halkının tabiriyle “tespih dağıldı beyim!”

Diyarbakır’a, gerçek Diyarbakır’a ve gerçekten Diyarbakır’a gitmek istiyorsanız Ankara’dan arabanıza bineceksiniz ya da bir otobüse binip gideceksiniz.

Diyarbakır’a varana kadar her şehrin girişinde durdurulacaksınız,

Bazen kim olduğunuz sorgulanacak bazen arabanız aranacak,

Elazığ’da başka bir ülkeye giriyormuş hissi veren gümrük kapısı büyüklüğündeki güvenlik noktasında “kardeşim beni Kayseri’de, Pınarbaşı’nda, Gürün’de, Darende’de, Malatya’da zaten durdudular…

Şimdi ne istiyorsunuz diyeceksiniz…

Arabalara doğru çevrilmiş silahlı zırhlı araca çoluk çoğunuzla bakarken aranıp taranıp Diyarbakır’a gireceksiniz….

1990’lar manzaraları…

Sayın Cumhurbaşkanı bir ülkenin şehrinin girişlerinde beton bariyerler varsa o şehirde demokrasi o ülkede huzur yoktur demektir…

Beton bariyerlerin olduğu yerde refah olmaz…

Beton bariyerlerin olduğu yerde insan hakları olmaz…

Diyarbakır’a bizim sözümüz olsun…

Bütün hukuk dışı uygulamaları, insan hakları ihlallerini, seçme ve seöilme hakkının gaspını beton bariyerleri yıkıp attığımız gibi kaldırıacağız.

Değerli Kardeşlerim

Sayın Cumhurbaşkanı daha Diyarbakır’da kurduğu cümleleri bitirmemişken,

Ayhan Bilgen’e sadece destek amaçlı bildiri okuyan 17 kişiye,

“salgın tedbirlerine muhalefet” iddiasıyla 3’er yıl hapis istendi.

Kurdun kuzuyu yemeye bahanesi mi yok?

İyi de bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

Bu yargı bürokrasisini ıslah etmeden,

Diyarbakır’a bindirme kıtalarla çıkartma yapmanın anlamı nedir?

HDP’yi Türkiyelileşmeye davet eden bir insana dahi tahammül edemeyen bir zihniyetle,

Siz neyin çözümünü sağlayacaksınız?

31 Temmuz’da süresi dolacak olan,

15 Temmuz sonrası OHAL uygulamalarını 3 yıl daha uzatırken, 

Bu ülkeye yalancı ümitler pompalamanın anlamı var mı?

Toplu suçlarda gözaltı süreleri 12 güne kadar uzatılırken,

Şirketlere yargı kararı olmaksızın kayyum atanabilirken,

250 bin kişinin canını yakmak, ocağını söndürmek yetmemiş olacak ki,

Mahkeme kararı olmadan kamudan ihraçlara izin vermeye devam ederken,

OHAL yetkilerinin uzatılmasına değil,

Hukuk devletinin etkinleştirilmesine ihtiyaç olduğu gün gibi ortada dururken,

Neyin çözümünü sunacaksınız bu millete?

O yüzden, OHAL rejimini süreklileştiren bu yasa tasarısını da derhal geri çekmelisiniz! 

Evet Değerli Arkadaşlar (YANDAŞLARA KIYAK/VATANDAŞA EZİYET/TRT Trol Atamaları)

Her konuda tam gaz, aynı tas aynı hamam süreç devam ediyor.

İstanbul Havalimanı işletmecisi CENGİZ, MAPA, LİMAK, KOLİN ve KALYON Ortak Girişim Grubu’nun 5.8 milyar euroluk kredi borçları yapılandırıldı.

Devlete olan geçmiş kira borçları zaten silinmiş,

2021 kiraları da yarı yarıya düşürülmüştü.

Ne diyelim; darısı bir milyonun üzerindeki esnafımızın da başına.

Çiftçilere 24 milyar destek verirken, 

Yandaş firmalara 30 milyar vergi affı getiren zihniyet kaldığı yerden devam ediyor.

Çiftçinin traktörünü, ineğini vakit geçirmeksizin haczederken,

Medya Grubuna 750 milyon doları resmen hibe eden zihniyet “durmak yok yola devam” diyor.

Bu arada KYK borçluları 5 milyona ulaşıyor.

Yüzbinlerce üniversiteli KYK borçları yüzünden icraya veriliyor.

Elindeki bir hayvanı diğer hayvanını kaybetmemek için feda eden besici kan ağlıyor,

Ama hayatında hiç hayvancılık yapmamış yandaşlar kredilerle kollanıyor.

Doğu illerinde insanlar, “Allah’tan dolar kuru yükseldi, 

Yoksa bunlar hayvan ithalatı yapıp bizi hepten boğacaklardı” diye canhıraş şekilde sitem ediyor!

Ama bu feryatları duyan nerdeyse tek yetkili yok!

Birkaç bin kişilik mutlu azınlığa çalışan bir sistem icat ettiler.

Liyakat, ehliyet hak getire, sadece sadakat bildireni beslediler.

İşte TRT Yönetim Kurulu atamaları.

İsim isim ortada.

Hangi geçmiş tecrübeye, hangi emeğe binaen oraya atandılar bilen varsa beri gelsin.

Ne kurumsal hafızaya saygı kaldı,

Ne de bürokratik tecrübeye hürmet.

Dahası, siz ülkedeki istihdam rakamlarına kafa yormaya devam edin,

Medya trollerinin doymak bilmeyen istihdam iştahı,

Kör göze parmak sonuç almaya devam ediyor.

Toplum nezdinde hiçbir itibarı kalmayanları kurumlarda istihdam ederek,

Üstelik 2-3 maaşlı kıyaklarla besleyerek toplumu daha da öfkelendirmekten başka ne yapılmış oluyor ki.

Tabii siz-biz böyle düşünüyoruz.

Yozlaşma ve çürümenin merkezinde trolleştikleri halde hala işe yaradıklarını düşünmemek için “hain” olmak gerek!

Öyle ya! Beylerimiz gerçekleri değil, güzel-süslü kelimeleri,

İcraatlarına kalkan olan cümleleri duymayı arzuluyorlar.

Gerçeklerden koptukça, bu büyücülere daha fazla ihtiyaç duyuyorlar!

Büyücülerin halkta bir itibarı kalıp kalmadığıyla hiçbiri ilgilenmiyor!

Durmak yok, böyle devam edin beyler, 

Halk sizi gözetliyor, hafızasına ve vicdanına kaydediyor.

Evet değerli kardeşlerim(Afganistan)

Bu hengâmede bir de Afganistan sorunuyla yüzleşmek zorunda kalıyoruz.

Afgan göçmenleri bahane etmenin anlamı yok.

Bu sorun yıllardır var.

Van gibi illerde şebekeleşmiş insan kaçakçıları yüzünden nice mülteciler ölüme yürüdüler.

Çoluk, çocuk demeden sularda boğuldular.

Daha birkaç gün evvel 18 göçmen Van gölünün sularında yok olup gitti.

Afganistan meselesi, Türkiye’nin dış politikadaki sıkışmışlığının utanç verici bir tezahürüdür.

Amerikayı memnun edelim derken Taliban’ın öfkesiyle yüzleşiyoruz.

Emperyalizm Afganistan’dan giderken,

Ona adeta askerlik etmenin risklerini üzerimize alıyoruz.

Neden acaba?

Elimizde ABD’ye uzatacak başka zeytin dalı kalmadı mı?

Hala çıkıp “biz zaten 20 yıldır oradayız” diye bahaneler öne sürüyorlar.

Sözde Müslüman ülkeye sahip çıkma adına bunu yapıyorlar.

İyi de arkadaşlar, Talibanyayınladığı 8 maddelik bildiriyle sizi burada istemediğini deklare ediyor.

Size ülkesini terketmek için zaman veriyor.

ABD’nin terkettiği coğrafyada bu derece istekli olmanın manası nedir Allah aşkına?

Üstelik o “Müslüman kardeşin” senin burada olmanı istemiyor!

Sovyetlere ve ABD’ye yıllarca meydan okumuş,

Emperyalizmi topraklarından atmak için çaba göstermiş,

Ülkesinde iktidara yürüme adına mevzi katetmiş bir güçle karşı karşıya gelmenin manası nedir?

Üstelik sizden böyle bir şey talep edilmemişken bu heves, bu iştahın bedeli nedir?

Yok mu bunu bize doğru düzgün izah edecek bir dışişleri yetkilisi?

Adam “kardeş ülke Türkiye’nin burada asker bulundurması bizi memnun eder” falan dese amenna!

Kimin için, hangi gelecek planları ve menfaat adına alındığı bilinmeyen bu kararla,

İşgalci konumuna düşmenin bir manası var mıdır?

Değerli kardeşlerim, (Melih Bulu’nun Görevden Alınması)

Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne üniversitenin geleneğine ve kültürüne aykırı şekilde,

 2 Ocak’ta kayyım olarak atanan Melih Bulu,

Kendisini atayan irade tarafından bir gece yarısı kararnamesi ile görevden alındı.

Evet yanlıştan dönmek için 7 ay bekleyen Sn Cumhurbaşkanı’na sormak istiyorum. 

Değdi mi Sn Cumhurbaşkanı ?

Değdi mi ülkenin yüz akı bir üniversitesinin teamüllerini hiçe saymanıza?

Değdi mi bilim üretmesi gereken üniversite hocalarını 131 gün boyunca okul bahçesinde protesto etmek zorunda bırakmanıza?

Değdi mi yüzlerce öğrenciyi gözaltına aldırıp sicillerine işletmenize?

Değdi mi her biri birbirinden değerli gençlerimizin umutlarını söndürmenize, ülkelerine olan inançlarını yok etmenize?

Değdi mi anayasal haklarını kullanan vatandaşlarımızla polisi karşı karşıya getirip ülkenin huzurunu kaçırmanıza?

Siz de söyleyin Sn Melih Bulu.

Değdi mi onurlu ve sorumlu bir istifa vermeyip o koltukta oturmak uğruna ilim adamlığı haysiyetini hiçe saydığınıza?

Değmedi elbette 

Ama bakın bir şeye değdi .

Farklıkların evrensel değerler ışığında bir araya gelindiğinde çatışma değil uzlaşma alanı olduğunu

Meşru hak ve talepleri, bedeli ne olursa olsun demokratik zeminde kalınarak elde etmenin mümkün olduğunu

Yüzünüze gülen kim olursa olsun sırtını dönen millet olduğu zaman en yüksek makamların bile anlamsız olduğunu

Göstermenize değdi.

Daha baştan ortada olan bir adaletsizlik geç de olsa giderilmiş oldu.

Ne diyelim! Onca ödenen bedelin, 

Harcanan zamanın ardından inşallah gelen gideni aratmaz.

İnşallah TRT atamalarındaki gibi, 

Sadık trollerden bir başka numune,

Üniversitenin başına musallat edilmez.

Özerk ve özgür eğitimin oluşacağı günlere dek tek dileğimiz bu.

Kıymetli Vatandaşlarımız, Değerli Basın Mensupları(Köylü-Çiftçi Perişan)

Eğitim, hukuk, yargı, ekonomi, tarım, hayvancılık, çevre,

Hangi alana el atsa kurutan bu ucube sistemden artık kurtulmak zorundayız.

Bu işi siz-biz hep birlikte elele gerçekleştirmekle yükümlüyüz.

Haftalardır, aylardır tüm Türkiye’yi şehir şehir, ilçe ilçe, köy köy dolaşıyoruz.

Son günlerde de Doğu illerine ziyaretlerimiz oldu.

İnanın artık halk korku duvarlarını yıkmış.

Bir selamın ardından bin ah işitiyoruz.

“Kurtarın bizi bunlardan, bıçak kemiğe dayandı” diyen insanlara,

“Bize desteğinizi verin, hepbirlikte bu bataktan çıkalım” demekten dilimizde tüy bitti.

Halk isyanda. Köylü-çiftçi bitmiş tükenmiş halde.

Sayın Cumhurbaşkanı Diyarbakır ziyaretiyle kafasındaki siyaseti üretedursun,

Milletin yaralı izzet-i nefsine,

Hırpalanmış hukukuna,

Çiğnenmiş özgürlüklerine,

Aş, iş, ekmek derdi çoktan eklenmiş durumda.

Bu konuda artık ülkenin Batısıyla Doğusu arasında bir fark kalmadı.

Ama yaklaşan kuraklığın bir afet gibi bölgeye çökmesine de az kaldı.

İşsizlik ve kuraklığın vurmadığı il, belde kalmayacak gibi.

Bu tuzu kurulara sorsanız kuraklık kader.

Oysa önlem almayan, tarım ve sulama politikaları üretemeyen, bu iktidar bu işin baş sorumlusu.

Ziraat Bankasının milyarlarca dolarını yandaşlara peşkeş çekerken yüzleri kızarmayanların,

Bu peşkeşleri bu zor günlerin hibeleri haline getirmemeleri için hiçbir sebepleri yoktu.

Sebep bunların rant iştahı.

Sebep bunların elde kalan kaynakları da bitip tüketme hırsları. 

Halk gerçekten perişan halde.

Yem, tohum, gübre, mazot fahiş fiyatlara ulaştı.

“12 dönümarazime 6 bin lira masraf ettim, 3 bin 500 lira zararım var” diyen çiftçinin gözü yaşlı hali gözümüzün önünden gitmiyor.

Kendi derdini bırakmış bizlere “100 dönümü olanlar daha fazla zarar etti” diye,

Daha vahim olanların durumunu arzediyor.

“150 hayvanım var. Yarısını elde tutabilmek için diğer yarısını feda edeceğim” diyen besici çaresiz.

Bunlar istisna değil, genel vaziyet.

Tam da bu nedenle;  bu yoz, umarsız,pişkin, kibirli, tutarsız, 

Plansız ve programsız iktidardan bir an evvel kurtulmak zorundayız.

Bu iktidar, bu ülke için, bu ülke insanı için gerçek bir beka sorunu haline geldi.

Ülke bu haldeyken bile, bölge insanının bizlere anlattığı, yandaşlara çekilen peşkeşlerin hikâyeleriyle daha da kavrulduk! 

7’den 70’e bu ülke insanının cebini, neslini, hayatını ipotek altına almış bu gaddar düzenden kurtulmak zorundayız!

Onlara da söylediğimiz gibi:

“Köylüsü, çiftçisi, işçisi, işsiziyle,

bu ülkenin basiretli insanları elbet gün gelip en doğru kararı vereceklerdir.”

Sözlerime burada son verirken, hepinizi saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyor,

Ehliyet ve liyakat sahibi, vicdanlı, dürüst ve vatansever insanların idareyi ele alacakları günlerin niyazıyla,

Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.  

Takip Et

20,122BeğenenlerBeğen
18,074TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri