Ana SayfaTürkiyeTürkiye başkanlık sisteminin prangalarından kurtulmaya çalışırken Gül neden 1921 Anayasası'nda ısrarcı! Serap...

Türkiye başkanlık sisteminin prangalarından kurtulmaya çalışırken Gül neden 1921 Anayasası’nda ısrarcı! Serap Yazıcı’dan muhteşem tespitler

Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanı ünlü anayasa hukuku profesörü Serap yazıcı Abdulhamit Gül’ün neden ısrarla 1921 anayasasına referans verdiğini anlattı.

İşte Serap Yazıcı’nın Politikyol’da “Bitmeyen bir tartışma: Türkiye’nin yeni Anayasa – II” başlığıyla yayınlanan o yazısı…

Hükümet çevrelerinin yeni anayasa vaatlerini 1921 Anayasasıyla birleştirmelerindeki asıl faktör esnek olmasıyla ilişkilidir. Bu Anayasa, fren ve denge mekanizmalarından yoksun olması nedeniyle caziptir. İktidar, kadir-i mutlak bir güce sahip olacağını bilmektedir.

Önceki yazımda Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacının uzun zamandan beri süre gelen bir tartışma konusu olduğunu belirterek son aylarda bazı siyasi aktörlerin bu yöndeki söylemlerini ve bunların uygulanabilirliğini analiz edeceğime değinmiştim. Bunlardan ilki, Sayın Adalet Bakanının 1921 Anayasasına referansla yeni anayasa ihtiyacını vurgulaması olduğu için 1921 Anayasasının tarihî ve siyasi önemine yer vermiştim. Bu yazıda ise Sayın Adalet Bakanının yeni anayasa söylemindeki 1921 Anayasasına verilen referansın doğurması muhtemel sonuçları tartışacağım.

NEDEN 1921 ANAYASASI?

Sayın Adalet Bakanının 8 Şubat 2021’deki yeni anayasaya ilişkin açıklamaları şöyledir: “Bugün 1921 Anayasası’nın ruhuyla, yine cumhuriyetimiz ikinci yüzyılına girerken yeni bir toplumsal sözleşmeyi, yine Gazi Meclis’imizin, milletimizin iradesiyle yeni Anayasa ile taçlanacağına olan inancımız tamdır.” Bu açıklamalar yönünden sorgulanması gereken önemli bir husus, yeni anayasanın 1921 ruhuyla hazırlanmasından neyin kastedildiği meselesidir. 1921 Anayasasına verilen referans, Anayasanın günümüz koşullarına uyarlanabilir olmasından mı yoksa kurnazca geliştirilen taktiksel hesaplardan mı kaynaklanmıştır? Kanımca ikinci ihtimal daha güçlüdür. Bu tespiti birkaç sebeple açıklamak mümkündür.

İkincisi, bu Anayasanın adem-i merkezîyetçi bir içeriğe sahip olmasıdır. Bu, özellikle Kürt seçmenlerin sempatisini uyandıracak bir husustur. Böylece 1921 Anayasasına verilen referansla Kürt seçmenlerin desteğinin kazanılması hedefleniyor olabilir.

Hükümet çevrelerinin yeni anayasa vaatlerini 1921 Anayasasıyla birleştirmelerindeki asıl faktör ise bu Anayasanın esnek bir anayasa olmasıyla ilişkilidir. Esnek anayasalar, katı anayasaların aksine içerdikleri hükümlerin adi kanunların yapımında izlenen yöntemle değiştirilmesine olanak tanımaktadır. Böylece Meclis’e hâkim olan siyasi çoğunluk, anayasa metnini dilediği gibi değiştirebilmektedir. 1921 Anayasası, esnek bir anayasa olması, anayasanın üstünlüğü ilkesine yer vermemesi, dolayısıyla anayasa yargısı gibi çoğunluğu sınırlayacak fren ve denge mekanizmalarından yoksun olması nedeniyle bugünkü iktidar çevreleri için cazip bir metindir. Böylece bu çevreler, 1921 Anayasasına benzer bir anayasa yapmayı başardıkları takdirde kadir-i mutlak bir güce sahip olacaklarını bilmektelerdir.

Önceki yazımda değindiğim gibi, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Türkiye’nin siyasi tarihinde eşsiz bir role sahiptir. Gerçekten, Anadolu’nun işgal kuvvetlerinden kurtarılması, bu Anayasanın Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu sınırsız yetkilerin kullanılmasıyla gerçekleşmiştir. Böylece Büyük Millet Meclisi, Anayasanın sunduğu yetkilerle Kurtuluş Savaşı’nın sevk ve idaresini sağlayarak Türkiye’yi bağımsızlığına kavuşturmuştur.

Ne var ki 1921 Anayasasının günümüzün ihtiyaçlarına cevap verebilecek hukukî bir belge olmadığını belirtmek gerekir. Her şeyden önce bu Anayasa, önceki yazımda değindiğim gibi, 23 madde ve 1 ek maddeden oluşan kısa, çerçeve bir anayasadır. Böylesine çerçeve bir anayasa, günümüzün karmaşıklaşmış toplumsal ihtiyaçlarına cevap veremeyecektir. Dahası Türkiye’de bazı siyasal sorunlar karşısında hukuk kurallarını hukukî olmayan yöntemlerle yorumlamak gibi hukukun üstünlüğü ile bağdaşmayan bir eğilim mevcuttur. Böyle bir eğilimin varlığı, çerçeve bir anayasanın bu coğrafyada elverişli olmayacağını göstermektedir. Yakın tarihte cereyan eden meşhur 367 krizi, sarih anayasa hükümlerinin dahi siyasi emellere nasıl kurban edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye için en doğru olan, temel konuların açık ve anlaşılır biçimde düzenlendiği nispeten ayrıntılı bir anayasa yapmaktır.

Hükümet çevrelerinin yeni anayasa vurgusunu 1921 Anayasasına referansla gerçekleştirmelerinin kaygı uyandıran asıl yanı ise bu Anayasanın Meclis’te belirecek çoğunluğu sınırlayacak ve frenleyecek etkin mekanizmalardan yoksun olmasıdır. Evvelce değindiğim gibi 1921 Anayasasının söz konusu özelliği, bu Anayasayı anayasalcılığın gerektirdiği en önemli unsurdan, yani devlet gücünü sınırlama fonksiyonundan yoksun bırakmıştır. Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu asıl sorun ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kamu gücünü sınırlayacak fren ve denge mekanizmalarını ortadan kaldırarak mutlak bir keyfilik yönetimine yol açması; böylece tüm yurttaşları geleceğe güvenle bakabilme imkânından yoksun kılmasıdır. Dolayısıyla Türkiye, 2021 yılında yeni bir anayasa yapmayı tartışacaksa bu tartışmanın referansı, 1921 Anayasası gibi çoğunluğa sınırsız güç tanıyan bir anayasa belgesi olmamalıdır. Tam aksine Türkiye, devlet gücünü anayasalcılığın gerektirdiği mekanizmalarla sınırlayarak bireylere bu güç karşısında geniş haklar ve özgürlükler sunmalıdır. Bu ise her şeyden önce yasama ve yürütme organlarıyla idarî makamların hukuka uygunlukla sınırlandığı, bu sınırlamanın bağımsız bir yargı ile etkili kılındığı, kısacası hukuk devletinin aslî unsurlarının muhafaza edildiği bir anayasa düzeniyle sağlanabilecektir.

Üstelik Sayın Adalet Bakanının 1921 Anayasasına verdiği referansla bir paradoksa sürüklendiğini de belirtmek gerekir. Çünkü şu an yürürlükte olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, devletin tüm yetkilerini (yasama, yürütme, yargı) Cumhurbaşkanına sunarken Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni tarihinde hiç olmadığı kadar güçsüz bırakmıştır. Bugün Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletin en güçsüz organı durumundadır.

Nihayet son olarak sorgulanması gereken husus şudur: 1921 Anayasasını kabul eden ve bu Anayasanın kendisine sunduğu geniş yetkileri kullanan Birinci Meclis, Kurtuluş Savaşını sevk ve idare etmek, saltanatı ilga etmek ve Cumhuriyet’i kurmak gibi önemli yeniliklere imza atmıştır. Kısacası çöken ve işgal altında olan bir siyasi düzeni yıkarak modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur. O halde sorulması gereken soru şudur: Bugün 1921 Anayasasının sınırsız yetkilerine sevdalananlar, bu yetkilerle neyi yıkıp neyi kurmayı planlamaktadır? Bugünkü Türkiye’nin atması gereken ilk adım, 84 milyonu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin prangalarından kurtarmak, Türkiye’ye hukuk devleti güvencelerinin korunduğu parlamenter demokrasinin yolunu açmaktır.

Müteakip yazılarımda hükümet aktörlerinin yeni anayasa vaatlerini incelemeye devam edeceğim.

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
18,045TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri