UEFA Şampiyonlar Ligi vazgeçmeyenler sezonu

“İnsan olmak yetmez yetmiyor zaten
Süpermen Süpermen olmak lazım bazen”

Ülkemizin içinde bulunduğu atmosferin armağanı olarak her şey çok güzel olacak sloganı şu günlerde dillerde. Murat Kaya Medya Notu için Şampiyonlar Ligi’ndeki vazmeçmeyenler sezonunu yazdı.

Bu söze vurgu yapılarak zaman zaman Mahsar Alanson ve Cem Yılmaz’ın oynadığı 1998 yapımı aynı isimli sinema filminden de sahneler paylaşılıyor. Salı ve çarşamba geceleri Şampiyonlar Ligi’nde tanık olduğumuz iki tarihi geri dönüş, o filmin müzikleri arasında yer alan Alanson’un Bir Zamanlar Fırtınalar Estirirdim şarkısındaki sözleri hatırlattı bana. Gerçekten de insan olmanın yetmediği ve ancak Süpermen’lerin oynayabileceği iki büyük maç.

Anfield’da 2005 ruhu

Salı günkü randevuda Liverpool için birçok olumsuz faktör üst üste gelmişti. Firmino ve Salah’ın sakatlığı hücumdaki iki önemli eksikti. Bir de malum 3-0’lık skor dezavantajı söz konusuydu. Barcelona gibi bir takıma karşı yemeden 4 gol atacak olmanın zorluğu açıktı. Ancak Liverpool bunu başardı! Göreve geldiği günden beri henüz bir kupa kazanamamış olsa da Alman menajer Jürgen Klopp’un Kırmızılar için bazı şeyleri değiştirdiği belirgin bir biçimde hissediliyor. Elindeki kadrodan ve o kadroyu bir araya getiren isimleri aynı inanç potasında buluşturma yeteneği İngiliz ekibinin uzun yıllardır aradığı meziyetler arasındaydı. 2005’te Benitez’in öğrencileri İstanbul masalını yazdıktan sonra o havayı çok ama çok özlüyordu. Origi ve Shaqiri ile Barcelona önünde yarı final rövanş maçına bu özgüvenle çıkabilmek tam da Klopp gibi insan ilişkisinde etkili bir isimle gerçekleşebilirdi. Sezonun ikinci yarısı itibarıyla sallantıda giden kaleci Alisson’un tıpkı ilk aylarındaki haline geri dönmesi Liverpool için atlanmaması gereken unsur oldu. İlk maçı tek başına kazanan Messi’nin bu kez kayıplara karışması Liverpool’un hatalarını telafi etmesi bakımından da önem arz ediyor. Maçta oynayamayan Salah’ın tişörtüyle verdiği destek dahi takımın ne kadar pes etmeyen bir hale büründüğünü gözler önüne seriyor. Onun için de yeni bir fırsat doğmuş oldu böylece. Üstelik bu kez karşı takımda Sergio Ramos da olmayacak ve Liverpool’un kalecisi de Karius değil.

Tottenham’dan cevap

Liverpool – Barcelona sınavının ardından gözler Hollanda’ya çevrildiğinde bu kez izleyiciler Ajax’ı merak ediyordu. Yakaladığı yeni yetenekli jenerasyonu ile zaten buraya kadar gelmesi dahi büyük bir iş olan Amsterdam ekibinin deplasmandaki 1-0’lık galibiyeti 1996’dan sonraki ilk final anlamını taşıma yolunda büyük avantajdı. Nitekim o gençler maça da iyi başladı ve 2-0’la kapattı devreyi. Tottenham Hotspur’a 45 dakikada 3 gol gerekiyordu. Arjantinli menajer Mauricio Pochettino’nun eli yaşanan sakatlıklar ve alternatifsizlikler nedeniyle pek de güçlü sayılmazdı. Kurtarıcı saha içindeydi. Kulübün 31 Ocak 2018’de takıma kattığı ve şu ana kadarki son transferi olan Lucas Moura peş peşe gollerle dengeyi sağladı. İngiliz ekibi için artık sadece bir gol lazımdı. Ajax, konuk ekibin umutlarını yıkmak için denemeyi sürdürdü ama bu kez de Lloris tecrübesiyle geçit vermedi. Vazgeçmeyen Tottenham tıpkı vazgeçmeyenlere has dakikalarda, 90+6’da hat-trick’i tamamlayan Lucas’ın armağanı ile tarihinde ilk kez finale kalmayı başardı. Yeni stat yapımı nedeniyle iki transfer döneminde bütçe alamayan, sezon boyunca hamle oyuncularının eksikliğini hisseden ve Kane başta olmak üzere eldeki bazı isimleri de sakatlığa kurban veren Pochettino’nun maç sonundaki gözyaşları ve sevinci görülmeye değerdi. En çok o hak etti belki de.

Şampiyonlar Ligi’nde geri dönüşlerin sezonunu yaşıyoruz. Vazgeçmeyenler, formalarında taşıdığı o ruhla yıllar boyu unutamayacağımız “Süpermen’liklere” imza attılar. Finalde iki İngiliz ekibi bizlere nasıl bir heyecan yaşatacak, merakla bekliyoruz. Yıllarca buraları zorlayan ve yine bu sezon da hüsranı yaşayan PSG ve Manchester City’nin hala satın alamadığı değerler de bunlar olsa gerek…

Show CommentsClose Comments

Leave a comment