Ana SayfaTürkiyeYeşim Karadağ: Ülkenin güzelliğini refaha yansıtacağız

Yeşim Karadağ: Ülkenin güzelliğini refaha yansıtacağız

Gelecek Partisi Politika İzleme Kurulu (PİK) Kültür ve Turizm Politikaları Başkanı Yeşim Karadağ, Medya Notu’na konuştu. Hem hükumetin kültür ve sanat politikalarına hem de Gelecek Partisi’nin bu alandaki vizyonuna değinen Karadağ, gündeme dair de önemli açıklamalarda bulundu.

Öncelikle yeni aldığınız görevinizden dolayı tebrik ederiz. PİK Kültür ve Turizm Politikaları Başkanlığınız hayırlı uğurlu olsun.

Ben öncelikle sizlere ve ekibinize teşekkür etmek istiyorum. Umarın keyifli bir röportaj olacak. Görev tebliğimiz geçen hafta yapıldı görevi aldığımız gün itibari ile çalışmalarımıza başladık. Rabbim utandırmasın. 

Güzelliğin Refaha Yansıması

Gelecek Partisi’nin Kültür ve Turizm alanındaki vizyonunu özetler misiniz?

Elbette, Aralık ayı itibari ile siyasete yeni bir hal kazandırmak amacıyla kurulan partimiz kültür ve turizme çok ayrı bir önem veriyor. Aslında her partinin programında kültürden sanattan ve turizmden bahsediliyor fakat ben şöyle bir veri vereyim parti programımızda kelime olarak kültür 82 kez geçiyor, turizm ise 21 kez , sanat ise 20 kez geçiyor. Sadece bu kelimelerin parti programımızda bu kadar çok yer almasından bile partimizin kültüre sanata  ve turizme verdiği değeri anlamak mümkün. 

Partimiz insanı odağına alan bir siyaset anlayışı gütmekte olup kültür ve turizminde objesi insan olduğu için kültür ve sanatta estetik varoluşu merkeze alıyoruz. Son derece zengin bir kültür harmanını bünyesinde barındıran ülkemizde yaşayan her kültür, dil, inanç ve gelenek milletimizin ortak mirası olarak saygıdeğerdir. Bu kültürel değerleri yok saymak, tahkir ve tezyif etmek ve her ne surette olursa olsun dışlamak bir insan hakları ihlalidir. Tüm kültürel kimliklerin kültürel miraslarını koruma ve kültürlerini geliştirme haklarını temel bir insan hakkı olarak görüyor ve devletçe desteklenmesini savunuyoruz. Bu bağlamda tüm demokratik ve kalkınmış ülkelerde olduğu gibi ana dilin eğitimde ve sosyal hayatta öğretilmesi ve kullanımının vatandaşlarımızın bu vatana duydukları aidiyet bilincini güçlendireceğine, toplumsal barış ve dayanışmamızı tahkim edeceğine inanıyoruz. Bunu ayrıca uzun tarihi süreçlerde Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Orta Asya’daki akraba topluluklar ile aramıza girmiş kültürel bariyerleri aşmamızı sağlayacak stratejik bir unsur olarak değerlendiriyoruz. Farklı toplum kesimlerini ilgilendiren bu hassas süreçlerin her tür istismarı ortadan kaldıracak şekilde katılımcı bir ortak akılla yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Partimiz bu ortak akıl süreçlerinin öncüsü ve destekçisi olacaktır. Farklılıklarımızı zenginlik olarak gören bir anlayışa sahibiz ve çok kültürlülüğümüzün, zenginliğimizin bir parçası olduğunu biliyoruz.

Turizmde parti programımızda anahtar cümlemiz ; ‘Güzelliğin refaha yansıması’

Ülkemiz turizmin her türlü imkanına sahip bir ülke; tarih, kültür,deniz ,termal,kış turizmi ve sağlık turizmi dahil turizmin tüm çeşitleri ülkemizde yoğun olarak yapılmakta.  Allah bize öyle güzel bir ülke bahşetmiş ki hem jeopolitik konumumuz hem de jeosiyasi konumumuzdan dolayı turizmde lider ülke yolunda ilerliyoruz. Turizm alanında yapılanlara için yetmez ama evet diyoruz. Evet ülkemizde güzel işler oluyor fakat hala ülkemiz turizm liginde hala hak ettiği yerde değil. Şöyle bir verilere baktığımızda Dünya nüfusunun yüzde 16’sı, yani yaklaşık her altı kişiden birisi her yıl bir turistik seyahat gerçekleştirmekte olup, turizm dünya’da ihracat gelirlerinin üçüncü önemli kalemidir. Dünya GSMH’sının yüzde 10’u turizm kaynaklıdır. Turizm, OECD ülkelerinin GSYH’sına ortalama yüzde 4,2 doğrudan katkı vermekte, istihdamın ise yüzde 6,9’unu oluşturmaktadır.

Türkiye gelişmekte olan ekonomiler arasında aldığı turist sayısını en hızlı artıran ülkelerden birisi olmayı başarmış ancak turizm katma değerini geliştirmekte aynı performansı henüz sergileyememiştir. Aynı kuşakta benzer özelliklere sahip olduğumuz Akdeniz ülkelerine kıyasla, altyapımız çok daha yeni olmasına rağmen kişi başına yüzde 50 daha az turizm geliri elde edilmektedir. Ülkemiz giderek artan oranlarda deniz-kum-güneş turizmi odaklı, hızlı yapılaşma merkezli, düşük katma değerli bir turizm politika seti tercih etmektedir. Pazarlamadaki eksik ve yanlış politikalar da gelir düşüklüğünün bir diğer sebebidir. Yanlış politikalarla doğal güzelliklerimiz tahrip edilmekte, sunulan hizmetlerden çok düşük katma değer elde edilmektedir. Küresel turizm politikalarının odağında turizm yatırım ve politikalarının çevre dostu, çevresel kaynaklara duyarlı ve çeşitlendirilmiş bir şekilde geliştirilmesi ve uygulanması yer almaktadır. Bu çerçevede, Turizm Strateji ve Eylem Planları çıkarılarak ülkemizin potansiyeli ve kıyaslamalı rekabet üstünlükleri belirlenecek, kültür/inanç, sağlık, kültür/kongre turizm türlerine ağırlık verilecek, tanıtım ve etkin pazarlanma yöntemleriyle ülkemiz tur operatörlerinin destinasyonu içine dahil edilerek cazip bir merkez haline getirilecek, Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de kruvaziyer limanları inşa edilecek ve bu büyük pazardaki ülke payımız artırılacaktır. Ayrıca, yerli tur operatörleri ve seyahat acentelerinin teknoloji altyapısı geliştirilerek, nitelikli pazarlara erişim imkanları genişletilecektir.

Turizm özelinde ülkemizin elindeki nimetleri refaha yansıtarak ülkemizin bacasız sanayisi olan turizmden gelirlerini arttırmayı hedeflemekteyiz.

Sanatçı, yapımcı ve eser sahiplerinin fikri mülkiyet ve telif hakları konusundaki politikanız ne olacaktır?

Eserler, insan hayatını yaşamaya değer kılan bir güvencedir. Buluşlar ve sanat eserlerini korunmasını sağlamak, dikkatle izlenmesi gereken bir Devlet görevidir. Bu bir devlet görevi olması münasebetiyle yasalarla garanti altına alınması da gereklidir.Fikri hakların korunması temel insan haklarından biridir.Fikri hakların ekonomik boyutu yadsınamaz bir hal almıştır.

Yaratıcı düşünce ürünlerinin yeterince korunmadığı bir toplumda ilerleme kaydedilmesi mümkün değildir. Bu koruma ise devletin görevidir ve ancak etkin bir fikri hak mevzuatıyla mümkündür.

Ülkemizde 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uygulanmakta olup bu kanununda da tam koruma sağlanamamaktadır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da mevcut fikri mülkiyet kanunları inceleyerek bizdeki eksiklikleri tespit ettirip ülkemizde uygulanması hususunda bir takım çalışmalar yapacağız. 

Milli sarayların bir kısmı TBMM’den alınıp Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Bilindiği üzere bu düzenleme 16 Nisan’da yapılan halk oylaması ile Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemine uyum hakkında ki KHK İle geçen sene temmuz ayında yapıldı. Yani adına uyum KHK’sı denmiş demek ki bir yeni geçilen yönetim sistemine göre bir uyumsuzluk varmış ki milli saraylarda Cumhurbaşkanlığına bağlanmış. Bana göre TBMM’ye de değil Kültür ve Turizm bakanlığına bağlı olması gerekiyor bu benim şahsi görüşüm tabi.Yani bence Kültür ve Turizm bakanlığımızın işi bu. Mesela bu yıl eylül ayında da Topkapı Sarayı kültür ve Turizm bakanlığından alınıp Cumhurbaşkanlığına bağlandı. Yani iş ve işlemler daha hızlı mı yürüyor? ne amaçlanıyor?sebebi nedir çok bilmiyorum teknik bir konu olabilir fakat benim şahsi görüşüm milli sarayların Kültür ve Turizm bakanlığına bağlı olması.

İstatistiklere göre saray, müze ve ören yerlerine yabancı turistlerin ilgisi daha fazla. Gençlerimizin ve vatandaşlarımızın ilgisini buralara yeniden nasıl çekebilirsiniz?

Evet maalesef o konuda Türk toplumu olarak eksikliğimiz var. Biz bize yabancıyız maalesef. Yabancılar ülkemizi bizden daha çok tanıyorlar ve geziyorlar desem yeri aslında. Ben Çanakkaleliyim, biliyorsunuz Çanakkale Türkiye’mizin ön sözü, bence ilk okul 4.sınıfa giren her öğrencinin Çanakkale’yi ziyaret etmesi lazım. 253.000 bin şühedanın yattığı bu toprakları görmeden o kokuyu içinize çekmeden şanlı Türk tarihimizi anlayamazsınız, anlasanız da eksik anlamış olursunuz. Sanıyorum Milli Eğitim Bakanlığımızın böyle bir projesi var, bazı belediye başkanlıklarımızın böyle projeleri var, Hatta birinin adı da ‘Dedeciğim Ben Geldim’ di. Bu tür projelerin artarak devam etmesi lazım. Mesela Japonya örneğini inceleyecek olursak; Japonlar çocuklarını Hiroşima ve Nagazaki’ye götürüp düşmanlar tarafından harap edilen o bölgeleri gezdirirler. Burada amaç kin ve nefret değil birlik beraberliktir. Orayı gören çocuklara şu mesaj verilir ‘Eğer siz birlik ve beraberlik içerisinde çalışmazsanız düşmanlarınız sizin ülkenizi yakar ve yıkar ama birlik ve beraberlik içerisinde çalışırsanız güçlü olursunuz, düşmanlarınız size saldırmaya cesaret edemez. Birlik ve beraberlik içerisinde çalışmak veya çalışmamak konusunda kararınız siz kendiniz verin. Bu mesaj çocuklara o yaştan işlenir. Ve Japonya’nın şu an Dünya’daki durumunu anlatmaya gerek yok. İşte bu yüzden bizim güçlü bir ülke olabilmemiz için kendi kültürümüzü gençlerimize daha öğrencilik yıllarından aşılamamız gerekiyor. Gençlere ve vatandaşlarımıza müze ve ören yerlere girişte pozitif ayrımcılık uygulanabilir. Öğrenciler zaten indirimli giriyor fakat daha fazla pozitif ayrımcılık ile ilgileri daha fazla çekilebilir. Çanakkale örneğinde olduğu gibi gençlerimizi ataları ile buluşturan daha fazla sayıda proje gerçekleştirilebilir.

Yatırım değil pazarlama problemimiz var

Dört mevsimi sporunu gerçekleştirmek için hem gerekli iklimimiz hem de yeterli mevcut alanlarımız var. Size göre bu potansiyel gerektiği gibi kullanılabiliyor mu? Bu potansiyelden daha çok nasıl yararlanabiliriz?

Dört Mevsim spor etkinlikleri için ülkemiz biçilmiş kaftan. Fakat bu zenginliğimizin tam kapasite ile kullanıldığını düşünmüyorum. Futbol örneğini ele alacak olursak kendim de futbol ile yakından ilgiliyim çok iyi bir Beşiktaş taraftarıyım. Devre arası kampları için Avrupa’nın bir çok takımı ülkemizi tercih edebilir. Bunun için iklimimiz çok elverişli. Fakat bırakın Avrupa’daki takımları bizim ülkemizin takımları bile devre arası kamplarında başka ülkeleri tercih ediyor. Bu konunun çok iyi araştırılması ve değerlendirilmesi taraftarıyım. Kış sporları denince Doğu Anadolu bölgemizin akla gelmesi lazım. Erzurum’da kış sporları ile ilgili yapılan yatırımlar var fakat demek ki yeterli değil ki hala Doğu Anadolu kış sporları denince bir marka haline gelmiyor, akla bile gelmiyor. Ülkemizde özellikle son yıllarda spora çok büyük yatırımlar yapıldı. Bu konuda asla itirazımız yok fakat demek ki hala pazarlama konusunda eksiklerimiz var ki tam kapasite ile faydalanılmıyor. Ülkemizin bu her mevsime uygun koşulları değerlendirilmiyor.

Ülkemize gelen yabancı turist sayısını artırmak için nasıl bir politikanız var?

Ben bu sorunuzda da veriler ile konuşmak istiyorum, aslında ülkemize gelen turist sayısı yıllara göre hep artıyor. 1998-2018 arası verilerini incelediğimizde 1998 yılında 10 milyon olan yabancı turist sayısı 2018 yılında 39 milyona ulaşmış durumda. Son 10 yılda hain darbe girişiminin yaşandığı tarih olan 2016 yılı hariç hep pozitif yönde bir değişim yaşanmış. 2019 yılında ise ilk 10 ayda 41 milyon rakamı aşılmış durumda. Yani 2019 yılı 45-47 milyon arası bir rakamla kapatılmış olacak. Yabancı turist konusunda bizim nicelikten çok nitelik sorunumuz var. Yani rakamlar aslında fena değil fakat ülkemizi kaliteli turistler tercih etmiyor. Kaliteli derken bu kelimeye de ayrı bir parantez açmak istiyorum. Sayın Bakan da aynı cümleyi kurdu. Turizmde nicelikten çok nitelik sorunumuz var dedi. Bende aynı görüşteyim bizim gelen turist sayısını değil turistin aldığı hizmet kalitesini ve bıraktığı döviz miktarını arttırmamız lazım. Bu konuda tüm ülkelere yönelik fakat bizi daha çok tercih eden Rusya, İngiltere Yunanistan, İtalya, Almanya’ya özel çalışmalar yaparak nitelikli turist çekme hususunda bir takım özel gayretler sarf edilebilir. Seyahat acenteleri ile ortak çalışmalar yapılabilir. Ben bu konuda sağlık turizmini çok önemsiyorum. Yabancı ülkelerde sağlık hizmeti çok pahalı, ülkemizde ise bir çok uygulama Avrupa’ya göre çok daha ucuz. Bu konuda Avrupa’daki turistlere yönelik hem sağlık turizmini de içeren hem de deniz, kültür, termal turizmi içeren paket programlar yapılabilir. Çünkü sağlık turizminde konaklama süresi uzun oluyor ve hasta tedavi esnasında diğer turizm çeşitlerinden de faydalanabiliyor. Özellikle sağlık turizmi alanında var olan potansiyelimizi kullanmadığımız düşünüyorum. Böylelikle hem nicelik hem nitelik artacaktır.

Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin en çok tercih ettiği yerler İstanbul, Antalya ve Bodrum. Halbuki ülkemizin neredeyse her bölgesi hatta her şehri turistik bir potansiyele sahip. Gelecek Partisi olarak iktidara geldiğiniz takdirde diğer bölgelerimizi ön plana çıkarmak için nasıl bir eylem planınız olacak?

Çok haklısınız ülkemizin her köşesi cennet. Ben bir kez daha bize bu ülkeyi armağan eden başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere bütün şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi yabancı turistlerin de aslında yerli turistlerinde en çok tercih ettiği lokasyonların başında İstanbul, Antalya ve Bodrum geliyor. Yani sadece yabancılar değil bizlerde bu 3 yeri tercih ediyoruz. Yaz tatillerimiz de şöyle bir güneye insek diyoruz mesela , kültür turu yapalım dediğimizde hadi bir İstanbul yapalım diyoruz mesela. Bu zihniyeti önce yerli turist olarak bizlerin değiştirmesi lazım. Yani önce bizler bu 3 lokasyon dışında yerler tercih edeceğiz bu yerleri göreceğiz ki yabancılarda oraları tercih etsin. Son yıllarda ben bu anlamda Türk insanının tercih yerlerinin değiştiğini düşünüyorum. Karadeniz Turu çok popüler mesela, GAP Turu çok popüler mesela. Göbeklitepe biliyorsunuz tüm tarihi yeni baştan yazan bir yer olarak tarihe geçit insanlarımızın oralara da ilgisi arttı. Dediğim gibi önce bizler tercih edeceğiz zaten bizden gören yabancı turistlerde merak edip oraları ziyaret edecekler. Gelecek partisi olarak bu alanda çalışmalarımıza başladık, ülkemizin 7 bölgesine özel turizm raporları çıkartarak bu yerlerin pazarlanması ile ilgili farklı farklı seçenekleri üzerinde çalışıp raporlar hazırlayacağız. Her yerin kendine özgü yapısı, pazarlanması gereken aktiviteleri, mevsimsel özellikleri var. Bunları da göz önüne alıp yararlı raporlar ortaya çıkartacağız.

Ege ve Akdeniz kıyılarında kontrolsüz bir yapılaşma mevcut. Sizce bu turizm potansiyelin artırmak adına doğru bir politika mı, Gelecek Partisi bunun yerine nasıl bir alternatif ortaya koyar?

Maalesef nicelik değil nitelik derken aslında bir anlamda da bunu kastediyordum. Yani bakıyorsunuz her yer yeşillik doğa etrafta yapı yok, imara aykırı bir şekilde veya rantsal anlamda bir çalışmaya imza atılarak kıyılarımızda usulsüz yapılaşmalar oluşmuş. Bu konuda kaçak yapılara asla müsaade edilmemesi hususunda hükumetin yanlışa dur diyeceği bir sistemin tabii ki arkasındayız. İmar barışı, imar affı gibi düzenlemelere mutlak suretle karşıyız. Bu konuların suistimal gerekçesi olduğunu biliyoruz. Turizm potansiyeli kaçak yapmak ile artmaz, doğru yerde doğru turizm aktivitelerinin kullanılması ile artar. Özellikle ege ve Akdeniz olarak değil tüm kıyılarımızda yapılan çarpık yapılara karşıyız. Gelecek partisi nicelikten çok nitelik ile ilgili çalışmalar yaparak bu konuda konaklama kapasitesinin değil konaklama gün sayısının artmasına yönelik eğiliminde bulunacaktır.

Kültür ve Sanatı olmayan toplumlar yok hükmündedir

Kültür ve Sanat faaliyetleri için size göre devlet yeterli desteği veriyor mu? Örneğin Sinema sektöründe adet olarak çok iş çıkarmamıza rağmen çokça tartışılan bir nitelik problemi var. Sizce bunun hükumet tarafına düşen çözümü nedir?

Kültür ve sanat anlamında son yıllarda elbette çok başarılı işlere imza atıldı. Biz gelecek partisi olarak doğru yapılan her işin arkasında olacağımızı defaatle ifade ediyoruz. Fakat yapılan çalışmalar yeterli mi? Elbette kültüre ve sanata ne kadar destek verilse, kültür ve sanatla ilgili ne kadar düzenleme de yapılsa bunun sınırı yok. Bir toplumu ayakta tutan en önemli öğeler kültür ve sanattır. Kültür ve Sanatı olmayan toplumlar yok hükmündedir. Devletin kültür ve sanatla ilgili yaptığı her düzenleme gerekli ama yeterli değildir. Ne yapılsa azdır. Devletimizin bunu devlet  politikası haline getirmesi ve bunun değişen hükümetler ile değişmemesi gerekmektedir. Yani dediğim gibi devlet evet destek veriyor ama yeterli değil. Ne kadar destek verirsek azdır.

Sinema konusuna ayrı bir parantez açacak olursak evet sinemada da nicelikten çok nitelik sorunumuz var. Beyaz perdeye her hafta onlarca film gösterime giriyor fakat maalesef tutunabilen çok az sayıda yapım var. Bu konuda tutunmak derken maddi anlamı değil her anlamı kastediyorum. Seyircinin hafızasına kazınmak anlamında son yıllarda çok başarılı filmler olsa da bunu yüzdeye vurduğunuzda maalesef bu konuda başarılı olduğumuz söylenemez. Hükümet tarafına düşen çözümlere gelecek olursak sinema sektörüne daha fazla destek verilerek bu sorun aşılabilir. Çok yakın bir zamanda sıkıntı yaşandı biliyorsunuz devlet sinema sektörü ile masaya oturup bazı konularda destek sözü verdi. Umarım bir daha öyle sorunlar yaşanmaz. Biraz da bizlerin seyirci olarak Türk sinemasına sahip çıkmamız lazım. Bilet fiyatlarına bakıyorsunuz oldukça yüksek bu konuda devletin biraz daha sorumluluk alıp fiyatlar ile ilgili yapımcılara destek olması belki bir nebze çözüm olabilir.

Kültür ve sanat varlığını siyasetten bağımsız olarak sürdürmeli

Kültür ve Sanat alanında size göre şu an ki hükumet ideolojik davranmakla suçlanıyor. Eğer öyleyse bunun götürüleri ne olur?

Daha önceki sorunuzda da bahsettiğim gibi devletin kültür ve sanat alanında bir politikasının olması gerekiyor. Bu politikanın da gelen hükumetlere göre değişmemesi gerekiyor. Kültür ve Sanatın siyasetten bağımsız olarak varlığını sürdürebilen olgular olması gerekiyor. Aksi takdirde her gelen hükumet kültürü ve sanatı kendi ideolojisi ile bağdaştıracak ve toplumumuzda bu konuda bir infial yaratılmış olacak. Elbette şu an da kültür de de ve sanatta da mevcut hükumetin ideolojisinin etkilediği konular vardır, olmuştur. Ama dediğim gibi kültür ve sanat devletin politikası haline gelmeli parti politikalarına indirgenmemeli. Eğer bunu sağlayamazsanız her gelen hükumet kültürü de sanatı da işine geldiği gibi kullanır.

Size kendi alanınız dışında da gündeme ilişkin bir iki soru yöneltmek istiyorum.

İstanbulluların görüşü alınmalı

Şu anda gündemde olan ve iktidar kanadının adeta inada bindirdiği bir Kanal İstanbul meselesi var. Sizin bu projeye bakışınız nedir?

Kanal İstanbul konusunun bir teknik boyutu var, birde artık bu konu bir siyasi boyut kazanmıştır. 2011 yılından beri bu konu ile ilgili çalışmaların yapıldığı söyleniyor. Bana öncelikle Kanal İstanbul’un bir gereklilik mi yoksa bir lüks mü olduğunun cevabının verilmesi gereklidir. Doğanın doğası ile oynarsak doğanız bize bunun bedelini ödeteceğinin kanaatindeyim. Yani sizler de biliyorsunuz basına yansıyan ve o bölgede el değiştirilen on binlerce hektar arazi var. Ben olaya samimiyetle bakmak istiyorum fakat nereden bakarsanız bakın Kanal İstanbul ülkemizin yaşadığı bu koşullarda çokta elzem bir konu gibi gelmiyor bana. Bir de şu an Sayın Cumhurbaşkanının 15 Temmuz gecesi kurduğu şu cümleyi hatırlara getirmek istiyorum ‘ben bu zamanda kadar milletin gücünün üzerinde hiçbir güç tanımadım’ eğer bu konuda da milletin yapılmaması yönünde bir görüşü bir eğilimi var ise bunun göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımızın bu konudaki görüşünün çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sonuçta orada mega kentimiz ekonomik başkentimiz İstanbul’da uzaydan da görülebilecek bir coğrafi değişim yapılacak ve bu kararda İstanbulluların görüşünün alınmasından yanayım. En azından demokrasi bunu gerektiriyor. İsteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul yapılacak demek ülkeyi kutuplaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

2020 sonuna doğru beklentimiz var

Siyaset kulislerinde sıkça telaffuz edilmeye başlanan bir erken seçim söylentisi var. Size göre erken seçim olacak mı?

Erken seçim kararı ülkenin mutabakatla alınacak bir kararı gibi gözükse de aslında geçtiğimiz yıllarda alınan erken seçim kararlarını kimin verdiğine bakarsanız yine aynı kişiler karar verecek gibi duruyor. Yani biz Gelecek Partisi olarak Aralık itibari ile kurulduk. Şu anda teşkilatlanma çalışmalarımız devam ediyor. Genel Merkez teşkilatlarımızı kurduk, yakın zaman da 81 il ve 922 ilçede teşkilatlanmamızı tamamlayacağız. Erken seçim söylentileri ile ilgili olarak bu kararı biz değil şu an ülkeyi yönetenler verecektir. Fakat ve kısa vadede ufukta bir erken seçim görmüyorum. Kısa vade derken 3-5 ay içerisinde bir erken seçim yaşanacağını düşünmüyorum. Fakat mevcut ekonomik ve siyasi koşullara göre 2020 yılının sonlarına doğru ülkemiz bir erken seçim atmosferine girebilir. Bildiğiniz gibi iktidar partisi kongre sürecini erkene çekti. Yeni partilerin kurulmasını demokrasi kazanımı olarak gördükleri için sanıyorum kendi içlerindeki demokratik süreçlerini de daha erkene çektiler. Biz gelecek partisi olarak başkalarının ne yaptığına değil kendimizin ne yapacağına bakıyoruz. Eğer erken seçim varsa prosedürler neyi gerektiriyorsa yakın zamanda tamamlayıp seçimlere elbette gireceğiz. Bu konuda herhangi bir çekincemiz bulunmamaktadır.

Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Ben teşekkür ederim.

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,942TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz