Ana SayfaTürkiyeYıldıray Oğur: İktidar neden sertleşti?

Yıldıray Oğur: İktidar neden sertleşti?

Karar Yazarı, Yıldıray Oğur, Twitter, Netflix Youtube gibi sosyal medya mecralarının kapatılmasını, iktidarın çoklu baro sistemini hayata geçirmek istemesini ve Şehir Üniversitesi’nin kapatılması gibi konularda hükümetin sert kararlarını eleştiren bir yazı kaleme aldı.

Yıldıray Oğur, “Bu cazip teklife ne denecek?” başlıklı yazısında, iktidarın yanlılarına yumuşak yüzünü, karşıtlarına ise sert yüzünü gösterdiğini vurguladı. Oğur, iktidarın uzun süredir atmakta direndiği adımları bile atmaktan çekinmediğini söyledi. Oğur’a göre, iktidar son zamanlarda izlediği politikalar ile daha sert bir tutum sergilemeye başladı. Oğur, Ak Parti’nin yıllarca gurur duyduğu İstanbul Sözleşmesi’ni ilk olarak Türkiye’nin imzalamasını sessiz bir devrim olarak gördüğünü dile getirdi. Oğur, iktidarın bu sorunları kısa sürede çözemeyeceğini ve kan kaybı yaşadığını belirtirken, bu kan kaybını ilk olarak 31 Mart ve 23 Haziran’da gerçekleşen İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde yaşadığını ifade etti. Oğur, iktidarın muhafazakarlara karşı reddedemeyecekleri yeni bir teklifte bulunduğunu da belirtti.

Karar Yazarının yazısının bir kısmı şu şekilde…

Twitter, Youtube, Netflix’e kapatma tehdidi, düzenleme adı altında kısıtlama isteği, 80 baroya rağmen baroları bölme yasası, Şehir Üniversitesi’nin kapatılması, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme açıklamaları, Ayasofya tartışması, gazeteci tutuklamaları, muhalif kanalların ekranlarının siyasi gerekçelerle karartılması…

Herkes iktidarın neden sertleştiğini konuşuyor.

Ama geçen hafta Mustafa Karalioğlu, Karar’daki yazısında bu sertleşmenin başka bir yüzüne dikkat çekti: 

“Ülkenin bir kısmı bir başka kısmının gözü önünde ve sözümona onların menfaatleri icabı yasaklanıp, kısıtlanıp mahrum bırakılmaktadır. Ne bilindik ve işe yaramaz bir hikaye oysa… Acaba 28 Şubat’ı yaşayanlar, rollerin değiştiği bu sahneyi tebessümle mi, acı tebessümle mi izliyor? Bağırış, çağırış yahut protesto değil. Düşenin elinden tutmayı geçtim, o da değil. Sadece, yasağa, baskıya bakıp hayıflanabilen, iç geçiren acı bir tebessüm.”

Evet, “ülkenin bir kısmı bir başka kısmının gözü önünde ve sözümona onların menfaatleri icabı yasaklanıp, kısıtlanıp mahrum bırakılmaktadır.” 

İktidar muhaliflerine karşı celal yüzünü, kendi tabanına karşı ise cemal yüzünü gösteriyor. Muhaliflerin rağmına olanları kendi tabanına kazanım olarak sunuyor. 

Hatta uzun süredir direndiği adımları bile muhafazakar tabanı tatmin etmek için atmaktan çekinmiyor.

Onlardan biri “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” ya da bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi.

Halbuki bundan dokuz yıl önce İstanbul’da yapılan bir zirvede kabul edildiği için “İstanbul” adını alan sözleşmeyi hiçbir maddesine çekince koymadan, ilk imzalayan ülke Türkiye olmuş, sözleşme 11 Kasım 2011 günü Başbakan Erdoğan imzasını taşıyan şöyle bir takdim yazısıyla onaylanması için Meclis’e sunulmuştu: 

“Dışişleri Bakanlığı’nca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulu’nca 18/10/2011 tarihinde kararlaştırılan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı” ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir. Gereğini arz ederim.”

Kanun tasarısının ilişiğinde gönderilen gerekçesinde de şöyle yazmaktaydı:

“Uluslararası alanda kadına yönelik ve aile içi şiddetle ilgili ilk bağlayıcı belge olan söz konusu Sözleşmenin, Avrupa Konseyi Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Önleme Geçici Komitesi bünyesinde hazırlanması ve sonuçlandırılmasında ülkemiz öncü bir rol oynamıştır. Sözleşmenin, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığımız sırasında imzaya açılması ve ülkemiz tarafından imzalanmış olması da ayrıca sembolik bir önem taşımaktadır.  Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne taraf olunmasının ülkemize ilave bir yük getirmeyeceği ve ülkemizin gelişen uluslararası saygınlığına olumlu katkıda bulunacağı değerlendirilmektedir.”

İstanbul Sözleşmesi, Meclis’ten bütün partilerin verdiği destekle 1 çekimser oya karşı, 246 oyla kabul edilmişti.

Bu sözleşmeyi çekincesiz olarak imzalayan ilk ülkenin Türkiye olmasının anlamı, AK Parti’nin kadına karşı şiddetle ilgili verdiği mücadele üzerine edilmiş pek çok söz hala arşivlerde duruyor.

AK Parti, bu sözleşmeyle yıllarca o kadar gurur duydu ki 2013 yılında Başbakanlık tarafından hazırlanan iktidarın 10 yıllık hikayesinin anlatıldığı Sessiz Devrim kitabına İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülkenin Türkiye olması sessiz devrimlerden biri olarak girmişti. Üstelik kitapta “Sözleşme fiziksel, cinsel, psikolojik şiddetin yanı sıra zorla evlendirme ve farklı şiddet türlerini tanımlayarak bunlara yaptırımlar getirmektedir” deniyordu, yani neyin imzalandığının da herkes gayet farkındaydı.

Takip Et

20,116BeğenenlerBeğen
17,939TakipçilerTakip Et

Benzer Haberler

Editörün Seçtikleri